Temiz su ve çocuklarda temzilik alışkanlığı
Temiz su ve çocuklarda temzilik alışkanlığı
Temiz su ve çocuklarda temzilik alışkanlığı
Ergenlik döneminde beden ve ağız temizliğinin neden bir kez daha önem kazandığını, dünyada su bulamayan insanların beslenme sorunuyla neden paralel gittiğini anlatıyorum. Bebeklerin daha anne karnındayken duyup gördüğüne dair gözlemlerden ve erken yaşta diş çürüğünün D vitamini eksikliğiyle bağlantısından da söz ediyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Geçen programda temizlik ve suyun önemini, el yıkamanın nasıl kendi kendimize uyguladığımız bir aşı gibi çalıştığını konuşmuştuk. Bu hafta konuyu biraz daha genişletmek istiyorum, çünkü yaz aylarında özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarımızın hormonları değişiyor, terleme artıyor ve bebeklikte, çocuklukta duymadığımız kokular ortaya çıkabiliyor.
Ergenlikte beden temizliği neden daha da önemli
Bu dönemde gençler her şeyin çabuk olmasını istiyor; hızlı yenen tostlar, sandviçler tercih ediliyor, el yıkamaktan ve banyo yapmaktan da hoşlanmıyorlar, sanki bir şey kaybedeceklermiş gibi. Halbuki kaybettikleri bir şey yok, aksine dostluk ve arkadaşlık kazanıyorlar. Beden temizliği kadar giysi temizliği de önemli, çünkü ter ve kir kokusu kıyafete siniyor. Her gün banyo imkânı olmasa bile koltuk altlarının su ve sabunla temizlenmesi, iç çamaşırı ve gömleklerin sık değiştirilmesi gerekiyor.
Diş fırçalamak da gençlerin pek sevmediği bir alışkanlık; ama ağız sağlığı beden sağlığının önemli bir parçası. Diş çürükleri mide-barsak hastalıklarını, kalp ve böbrek hastalıklarını bile tetikleyebiliyor, çünkü çürüklerin içine yerleşen mikroplar oradan barınabiliyor. Bu yüzden en azından yatmadan önce günde bir kez diş ipliğiyle diş aralarını temizleyip fırçalamak öneriliyor.
Su bulamayan bir dünya
Su konusunu biraz daha geniş bir çerçeveden ele almak istiyorum. Dünyada üç insandan biri uygun koşullarda su bulamıyor, yedi insandan biri de tuvalet ihtiyacını normal tuvaletlerde değil dışarıda gideriyor. Bu durum suyun dışkı ve idrarla temas etmesine, dolayısıyla tarlaların sulanmasında kullanılan suyun kirlenmesine yol açabiliyor. Bu yüzden özellikle yeşil yapraklı sebzelerin çok iyi yıkanması, iyi yıkama imkânı olmayan yerlerde kabuğu soyulabilen meyve ve sebzelerin tercih edilmesi, kapalı kaplarda saklanan suların tüketilmesi öneriliyor.
Su ve beslenme sorunları birbirine paralel gidiyor: dünyada yaklaşık 170 milyon insan gerçek anlamda aç, 350 milyon kadar insan da yeterince beslenemiyor; iyi su bulamayan insan sayısı da neredeyse aynı düzeyde. Bu yüzden suyu tasarruflu kullanmayı, diş fırçalarken ya da el yıkarken musluğu boşuna açık bırakmamayı çocuklarımıza öğretmemiz gerekiyor. Rahmetli Süleyman Demirel'in çocukluğunda annesinin kovalarla su taşıdığını, "anamın kolları uzamıştı su taşımaktan" dediğini anlattığı bir anıyı hatırlıyorum; bu çocukluk anısının onu su işlerine yönlendirdiğini düşünüyorum. Su, çocuklarımızın beslenmesi ve beş yaş altındaki çocuklarımızın hayatta kalması için bu kadar kıymetli bir kaynak.
Bebekler daha doğmadan duyuyor ve görüyor
Çocukların alışkanlıklarının iki yaşından itibaren çok daha etkili ve kalıcı olduğu biliniyor; ama aslında çocuklar doğduğu andan, hatta doğmadan önce bile bizi izlemeye başlıyor. Anne karnındaki bebeklere yapılan ultrason görüntülerinde, bebeğin parmağını emerken bir çıngırak sesi duyunca parmağını bırakıp elini çıngırağa uzattığı gözlemlenmiş; bu, bebeklerin daha doğmadan işittiğini gösteriyor. Doğumhanelerde de anne ya da babasının sesini duyan bebeğin sakinleştiği, tanımadığı seslere ağlayarak tepki verdiği biliniyor. Görme konusunda da benzer bir gözlem var: annenin karnına tutulan bir ışığa doğru bebeğin başını çevirdiği görülmüş. Bütün bu gözlemler bize çocukların söylediklerimizi değil yaptıklarımızı örnek aldığını hatırlatıyor; eğitim aile içinde başlıyor.
Diş çürüğü, D vitamini ve hamilelik öncesi hazırlık
Üç yaşında dişlerinde birden fazla çürük olan bir çocuğa uyutularak dolgu yapılması gerektiğini duyduğumda çok üzülmüştüm; bu yaşta böyle bir kayıp gerçekten büyük. Erken yaşta görülen diş çürüğü kemik erimesinin bir görünümü olabiliyor ve bu genellikle annede de D vitamini eksikliğine işaret ediyor. Bu yüzden hamilelik öncesinde ve hamilelik sırasında annenin D vitamini, demir ve folat açısından desteklenmesi çok önemli; anne kendi kemik yapısından bebeğine veriyor, eğer kendisi yeterli D vitamini almamışsa bebek de kemik eksikliğiyle doğuyor ve bu, ilerleyen yaşlarda kemik kırıklarına zemin hazırlıyor. Sağlığı korumak, hamilelik daha planlanırken başlıyor.
Temizlik ve su konusu, sandığımızdan çok daha büyük bir sağlık meselesi. Çocuklarımıza hem beden hem ağız temizliğini, hem de suyu tasarruflu kullanmayı öğretirken, aslında onlara hayat boyu sürecek bir sağlık alışkanlığı kazandırmış oluyoruz.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli Anne ve Babalar, siz de en kıymetli varlıklarımız çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller, dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız,
gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim. Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz. Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz. Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak cevaplıyor. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programı başlıyor.
Ben Emine Ertürk Karaslan, Teknik Basada Cemre Akbulut, hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak stüdyomuzda.
Hoş geldiniz. Merhaba, nasılsınız Emine Hanım? Teşekkür ederim sevgili hocam. Sizler nasılsınız? Çok teşekkür ederim.
Ben de iyiyim. Geçen haftaki programımızda temizlikte dikkat edilmesi gerekenlerden, suyun öneminden bahsettik çocuklarımıza nasıl aşılayabiliriz. El yıkamanın öneminden bahsettik. Sağlığımızı korumanın bir aşısı olduğundan bahsettik.
Yine temizlik üzerine ve çocuklarımızın bu konudaki eğitilmesi konusunda konuşalım istiyorum. Çok iyi olur. Çünkü yaz aylarında özellikle ergenlikteki çocuklarımızın hormonları da değiştiği için, terlemelerin de artması nedeniyle vücutlarında arzu edilmeyen kokular ortaya çıkıyor. Yani bebeklikte, çocuklukta duymadığımız o kokuları ergenlikte hormonal değişimle beraber terle karışınca duyuyoruz.
O nedenle çocuklarımızın el yıkamak konusunda geçen konuşmuştuk. El yıkama alışkanlığının kendi kendine insanların uyguladığı bir aşılama programı olarak görülmesi. Çünkü pek çok hastalığa karşı kendimizi bu yolla koruyabildiğimiz, hatta sağlık çalışanlarını bile kendilerini bu yolla koruduğundan bahsetmiştik. Ama beden sağlığı sadece el sağlığıyla bitmiyor.
Aynı zamanda estetik olarak da olsun, gerekse temizlik açısından da olsun. Ki bizim kültürümüzde o var. Hani temizlik imandan gelir diye. Aslan yattığı yerden belli olur gibi. Kesinlikle.
Sözlerle beden sağlığımızı koruyacaksak o zaman bedenimizin temizliğine çok önem vermemiz gerekiyor. Ve özellikle genç kızlarımızın, delikanlılarımızın vücuduna hiç yakışmayan o ter kokusu yerine, onlara çok yakışan sabun kokularını kazanma alışkanlıklarını kazanmalarını istiyoruz. Bu nedenle de mutlaka el yıkamak kadar bedenlerini yıkamanın da çok kıymetli olduğunu biliyoruz. Çünkü ergenlikteki çocuklarımızın bir özelliği var.
Her şey çabucak olması. Hemen şimdi giderilmesi lazım. Bütün ihtiyaçlarımızın, çocuklarımızın ve ergenlerimizin. Bu delikanlı, genç kızlık çanda. Bunlardan bir tanesi çok hızlı yemek yeme alışkanlıkları.
O nedenle ayaküstü tostlar, sanviçler gibi hızlı tüketilen gıdaları tercih ederler. Masa başına oturmak yerine. Fes füttüründeki gıda var özellikle. El yıkamaktan, banyo yapmaktan hoşlanmazlar. Sanki vücutlarından bir şey kaybediyorlarmış gibi.
Halbuki bir şey kaybetmediklerini, aksine dostluklar ve arkadaşlıklar kazandıklarını öğretmemiz lazım. Sadece bedenlerini temiz tutmaları değil, aynı zamanda giysilerini de temiz tutması. Çünkü sonuçta giysilere de o kokular siniyor.
Ve bunları kendilerini de yıkayabileceği, en azından koltuk altlarını, her gün hani banyo yapma imkanı kısıtlıysa bile, koltuk altlarını suyla ve sabunla temizlemelerini, azakandıklarını kazanmalarını istiyoruz.
Gene de çamaşırlarını değiştirmelerini, hem iç çamaşırlarını, hem gömleklerini, hem giysilerini ve onları da yıkamalarını istiyoruz ki, ter ve kir kokusu sinmesin.
Gene diş fırçalamaktan çok hoşlanmazlar. Halbuki ağız sağlığı, beden sağlığının en önemli kısımlarından biridir. Ve diş sağlığı olmadan da ağız sağlığı olmaz. Ve bütün vücudumuzu etkileyen bir sağlık.
Evet, mide, barsak hastalıklarına olsun, diğer mesela, diş çürükleri,
kalp hastalıklarını tetikler, böbrek hastalıklarını tetikler. Çünkü oraya bir sürü mikrop yerleşip, orada barınabilir, o çürüklerin içinde.
Öncelikle diş sağlığını korumaları, ağız sağlığını korumaları, ve mutlaka, en azından yatmadan önce, diş ipliğiyle,
günde bir kez hiç olmazsa, diş ipliğiyle, diş aralarını temizleyip, ondan sonra da fırçalamalarını, arzu ediyoruz ki,
bedenlerini sağlıklı tutabilsin. Tabii ki bunun içinde gene akarsu çok önemli, ağız temizliği açısından. Ama diyelim ki, akarsuyu bulamadıkları bir yerde,
çocuklarımız veya aileler, o zaman, mümkünse şişe sularının, temiz suların tüketilmesinde yarar var. Ki,
hiç olmazsa su bir gıdayla, ve mutlaka kaynatılmış hiç, eğer onu da bulamıyorlarsa, yani suyun iyi bulunmadığı yerlerde yaşanıyorsa, o zaman,
hiç olmazsa kaynatılmış suyla, ağız temizliğinin bakımına yapılmasında yarar var. Çünkü, biliyoruz ki, dünyada maalesef,
üç insandan biri, uygun koşullarda su bulamıyor. Gene biliyoruz ki, yedi insandan biri, tuvalet ihtiyacını,
normal tuvaletlerde değil, dışarıda, diyebilirim. ve dolayısıyla, suyla,
daima, dışkı ve idrar, temas haline geçebiliyor. Ve bunlar da, bir şekilde çevreyi kirletiyor.
Çünkü, oradan alınan suyla, tarlalar sulanabiliyor. Ve dolayısıyla, oradaki yiyeceklere katılabiliyor.
O zaman, demek ki, yiyeceğimiz gıdaların da, çok iyi yıkanması lazım. Özellikle,
yeşil yapraklı gıdaların, çok iyi yıkanması lazım. Eğer, o kadar iyi yıkamanın, olmadığı yerlerde yaşıyorsak da,
bu tür gıdaları tüketmek, önerilmiyor. Bunların yerine, kabuğu soyulabilen, meyveler,
sebzeler kullanılsın. Onlar tüketilsin. Kapalı içecekler içilsin. Hazır ve, kapalı kaplarda saklanan,
sular tüketilsin. Onlar, ağız temizliği yapılsın. El temizliği, onlar da yapılsın,
diye öneriliyor. Bunların ne faydası var? Çünkü, bir şekilde, hasta olduğumuz zaman,
hastalıklar, iyi olmayan temizlik koşulları, hastalıkları davetiye çıkarıyor. Hastalıklar olduğu zaman, ne oluyor?
Beslenme bozuluyor. Çünkü, çocuklarımızın, iştahı kayboluyor. Yemek yiyemiyorlar.
Hep öyle şikayet etmez mi ailelere? Aman, yemek yiyemiyor, yemek yemiyor. Yemek yemek istemiyor.
Yemek yemek istemiyor. Ya da, tek tip beslenme, yöneliyor çocuklar. Zaten,
ondan sonra sağlık bozuluyor. Dünyada, hemen hemen, diyorduk ki, 160 milyon civarında,
daha doğrusu, 170 milyon civarında, aç var, diyorduk. Gerçek aç.
Ve, hemen hemen, 350 milyon civarında da, beslenme sorunu olan kişi var. Yani,
iyi beslenemeyen, yeterince beslenemeyen, aç kalan. Yani, burada obesiteden bahsetmiyoruz.
Aşırı kilodan bahsetmiyoruz. Kilonun altında, yani, beklenen ve arzu edilen, kilonun altında olunmasından bahsediyoruz.
Ve, bununla çok enteresan bir şekilde, hemen hemen, aynı değerlerde, iyi su bulamayan insan var,
Emine Hanımcığım. Öyle olunca, demek ki, beslenme koşullarıyla, iyi su bulma koşulları,
birbirine paralellik gösteriyor. O zaman, demek ki, temiz su, su üreteceğiz.
Sizin çok güzel, vurguladığınız gibi, suyu, iyi kontrol edeceğiz. Dengeli kullanacağız.
çocuklarımıza, kullanmadığımız, tasarruflu kullanacağız. Kullanmadığımız zaman, suyu,
musluğu kapatmayı önereceğiz. Çünkü, öbür dünyada, su bulamayan, çocuklarımız olduğunu hatırlatacağız,
ve öğreteceğiz. Belki, onların içine böylece, bir heyecan ve umut yakmış olacağız ki, ileride,
su bulamayan arkadaşlarına, su üretme konusunda, çalışmalar yapacaklar belki de. Mesela, diş fırçalarken,
musluk açılır, musluk akmaya devam eder, bir taraftan da diş fırçalar. En büyük yapılan, hatalardan bir tanesi bence.
Çok haklısınız. Hatta, el yıkarken bile, elinizi ıslatın, musluğu kapatın,
ondan sonra sabunlayın diye öneriliyor. Su tüketimine engel olmak için, suyu korumak adına. Çünkü, bu çok önemli bir kaynak.
Hayatımızın kaynağı. Hiç unutamam, Nurlarda Yatsın, Cumhurbaşkanlarımızdan, Sayın Süleyman Demirel'in,
şöyle bir, anısını dinlemiştim, televizyon programlarından birinde. ev içinde suya ulaşamadıkları için, rahmetli annesi,
kovalarla su taşıyormuş. Anamın kolları uzamıştı, demişti, su taşımaktan. Çok,
insanın içini burkan, bir anı bu. Ama, şu güzellik var, hep psikolog arkadaşlarımız,
derler ki, zeki çocuktan korkmayın, mutlaka birinden etkilenir, ve bir olayı, olumlu hale döndürür.
İşte, rahmetli Demirel de, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü yaptı. Neden? Muhtemelen,
bu çocukluğunda, gerek annesinin, gerekse, diğer, çevresi,
kişilerin, bu kadar uzun, mesafeleri, su taşıyarak, tüketmesi,
onu çok hüzünlendirdiği için. Çünkü, şu anda, Türkiye'deki barajların, ülkemizdeki barajların,
büyük kısmında, Sayın Demirel'in, imzası var. Onun yaptığı, projelerin,
etkisiyle, bu çalışmalar, sürdürülüyor. Gene ben, çok enteresan bir,
video izledim dün. Su çeken, asfaltlar varmış. Yani, yağmur yağıyor.
Çok büyük miktarda. Suyu direkt içine alıyor o zaman. Evet. Yani, bir,
makine, suyu boşaltıyordu, videoda. Ve, anında emiliyordu,
su asfalt tarafından. Ve, yani, düşünecek olursak, akıllı insanlar,
ve iyi insanlar, çok çalışarak, ne kadar büyük başarılara, imza atıyorlar. Barajın suları,
pekala, sellere de dönüşebilirdi. Veya, kuraklıklara da, barajda iyi,
depolanmasaydı, kuraklığa da yol açabilirdi. Sellere de yol açabilirdi. Ama, insanlar bunu çok iyi değerlendirerek,
insanlığın yararına, olumlu hale çevirmişler. Onun için, demek ki, su çok önemli bir kaynak.
Ve bu, çocuklarımızın beslenmesi. Ve, 5 yaş altındaki çocuklarımızın, ölümlerine maalesef,
çok önemli bir neden olan, beslenme sorunlarını, engelleyen bir şey. İyi su kullanılıyor olması, tuvalet alışkanlığının,
iyi gideriliyor olması, uygun koşullarda tuvaletlerin oluşturulması, temiz ve akarsuların, el yıkamada, yemek hazırlanmasında tüketiliyor olması,
genel, umumi yerlerde çalışan, özellikle yemek işlerinde çalışan kişilerin, temizlik alışkanlığının, el yıkama alışkanlığının,
çok iyi eğitiminin veriliyor olması. Bu, sadece kendi, kişisel temizliğimize değil, aynı zamanda,
toplum sağlığına da, destek getirdiği açısından, çok kıymetli. Çocukların alışkanlıklarının, 2 yaşından itibaren,
çok daha etkili ve kalıcı olduklarını, söylüyor uzmanlar. Aslında bakarsanız, çocuklar doğduğu andan itibaren, bizi gözlemeye başlıyorlar.
Hani, ailelerin en önemli sorularından bir tanesi, bu çocuk görüyor mu? Ne zaman görmeye başlayacak? Araştırmalar gösteriyor ki,
bebekler daha anne karnındayken, duyuyorlar ve görüyorlar. Ama, hani, görmenin tabii,
ne kalitesi hakkında, çok fazla bilgi, bizim de fazla bilgimiz yok. Yani, neyi ne kadar görüyor?
Ama, giderek, görme, mesela, ilk günlerde doğan bebeklerin,
gözlerini bile açmakta zorlandığını biliyoruz. Ama, giderek, göz göze bakışları, güzelleşiyor.
Ve, sonuçta, bizi çok iyi gözlüyorlar ve, kopyalıyorlar. Eğer biz bunları,
sadece söylemiyor, aynı zamanda uyguluyorsak, o zaman çocuğumuza eğitimi vermiş oluyoruz. Eğitim, hep siz söylersiniz,
aile içinde başlıyor. Aile ve okul, özellikle ilk yıllar, çok kıymetli çocuklarımızın eğitiminde. Şimdi,
dünyanın bazı hedefleri var. 2020 yılı için hedefe, aşısı olan hastalıklar, 2020 yılından itibaren görülmesin. Bunlar neler?
Hepatit B olsun, hepatit A olsun, verem olsun, çocuk felci, dit deri boğamaca,
tetanos, kızıl, kızamak, kızamakçık, kabak olarak.
Kızılın maalesef aşısı yapılamıyor. O mikrop çok akıllı, kendini değiştiriyor aşı yapıldıkça. Ama, dilerim ki,
o da yapılır. Çünkü, akıllı ve çalışkan iyi insanlar, aşılar konusunda, çalışmalarını sürdürüyorlar.
Verem aşısı da mesela, geliştirilmeye çalışılan aşılardan. Çünkü, şu andaki hem, ilaçlara karşı,
hem de hastalığa karşı, aşı yeterli olmadığı biliniyor. Onun için de, daha kaliteli aşılar yapılmaya çalışılıyor. İniyor,
inanıyoruz ki, bunlar da hallolacak. Onun yanı sıra, demek ki, 2020 yılında,
aşısı olan hastalıkları, görmemeyi diliyoruz ve umuyoruz. Bunun için de, hepimiz el ele verdik, gönül gönül ile çalışıyoruz.
Bunda kimler var çalışanlar arasında? Anneler var, babalar var, büyük anneler, büyük babalar.
Yani, aileler var. Ondan sonra, çocuğumuz nereye gidiyor? Anaokuluna,
yani okul öncesi. Kreş. Kreşten anaokulları, ilkokullar, ondan sonraki,
ortaokul, lise olsun, üniversite olsun, yani öğretmen ve okul çevresi var. Onun dışında kimler var?
Herkes elini taşın altına koyacaksa, hiç kuşkusuz ki, sizin gibi basın yayın gönüllüleri, sağlık hizmetlerine gönül veren kişiler, politikacılar,
mühendisler, mimarlar, bu konuya gönül veren herkesin, elini taşın altına koyup, sağlık çalışanları,
herkes bir araya gelerek, 2020 yılında aşı ile aşısı olan hastalıkları görmeyeceğiz. 2025 yılında neyi görmeyeceğiz? Beslenme sorunlarını görmeyeceğiz diye bir plan var. Öyle bir hedefimiz var.
Yani önümüzdeki beş... Beslenme sorunundan kaynaklanan hastalıklar mı? Yoksa herhangi bir beslenme... Beslenme sorunu görülmesin diye hedefleniyor. Çünkü beslenme sorunu görmediğimiz zaman,
ona bağlı hastalıklar da görülmeyecek. Yok olmuş olacak. Bunlar arasında, hiç kuşkusuz ki, kilo,
yani zayıflık, kısa boyluluk gibi, iyi beslenmemeye, yahut da gene iyi beslenmemenin aşırısı olan, aşırı kiloya bağlı olan,
yani iyi beslenmeme deyince sadece zayıflık değil, aynı zamanda kilolu fazlalığı da geliyor. Ve ona bağlı hastalıklar da. 2025 yılından itibaren de bunların görülmemesi hedefleniyor. 2030 yılındaki hedefimiz ne?
Su ve temizlik, yani su ve su ile temizlik konusunda, sorun yaşanmaması hedefleniyor. Yani önümüzdeki 5, 10, 15 yıl içinde, tamamen sağlıklı bir dünyaya kavuşmayı arzu ediyoruz.
Herkesin temiz suya erişebildiği, dolayısıyla sağlıklı beslenebildiği, ve aşlamalarında tamamlandığı bir dünya olacak ve çocuklarımıza öyle bir miras bırakacağız. İnşallah. İnşallah.
Bütün dileğimiz o. ve gerçekten de bu işe gönül veren insanlar olanca güçleriyle çalışıyorlar. Bize çok güzel hizmetler getiriyorlar. Ve siz de bunları duyuruyorsunuz. Ve ailelere ulaştırıyorsunuz.
Siz de katılabiliyor musunuz tabii ki bize. Çorbada tuzumuz varsa ne mutlu bize. Ve diliyoruz ki çocuklarımız, şu anda çocuklarımız o gün anne baba olacaklar. Onların çocuklukla, onlar çocuklarına bugün yaşadığımız hüznü yaşatmayacaklar. Ama bütün bunlar için çocuklarımızın yüreğine sevgi, saygı ve dostluğu aşılamayı her zaman hatırımızda tutuyoruz.
Ve dayanışmanın, paylaşmanın insanlığa getirirlerini anlatıyoruz. Yaşadığımız olaylar, bir sürü acı yaşıyoruz şu anda. Et geçmişte yaşamışız. Ve zaman zaman bunlar yaşanabilir. Ama bunlardan ders alıp çocuklarımıza bunları tekrar tekrar yaşamamaları konusunda,
onlara zaman ayırarak, onların hayallerini destekleyerek, onları dinleyerek, onların ruhlarını ve yüreklerini güçlendirip zenginleştirerek, akıllarını iyiye yönlendirmelerine yardımcı oluyoruz. Unutmayalım ki, Jülver'in kitabı, Denizler Altında 20 bin Persah, Ayas Seyahat, çocuklara bir masalla ne kadar büyük ufuklar aşmış.
Öbür taraftan Ömer Seyfettin'in muhteşem öykülerinde hep bize geçmişten ders alma öğretilmiştir. Aynı zamanda da o dönemde yaşanan hastalıklarda yaşanan hüzünden anlatılmıştır. Onun yaşadığı, kuş palazıyla yaşadığı hüzün bugün yaşanmıyor. Neden? Çünkü akıllı ve çalışkan iyi insanlar aşılar yapmışlar.
Biz de onları uygulayıp bu hastalığın kökünü korutma şansına sahip olan bir ülke olmuşuz. Evet sevgili hocam. Gerçekten herkesin mutlaka bir katkısı var. Baktığımızda, geçmiş programlarımızda da söylemiştik. Her meslek, her iş yapılan, her insan halkanın, zincirin bir halkası.
Yani bir tane küçük olsun, büyük olsun, halkanın genişliği, büyüklüğü, küçüklüğü çok önemli değil. Ama zinciri bozar herhangi bir halka. Kesinlikle. Ben çöpleri, zaman zaman mesela çöp işlerinde grevler olur. Mahvolur şehir o zaman.
Çünkü hele yaz aylarında oluyorsa bu, sinekler çoğalır, fareler çoğalır. Dolayısıyla hastalıklar çoğalır ve arzu edilmeyen sonuçlar. Yani benim yaptığım iş nedir ki? Değil. Hepimizin yaptığı iş çok kıymetli.
En önemlisi de zaten bu önemi çocukluk çağından çocuklarımıza aktarmamız gerekiyor. Çocukluk hayalleri çok kıymetli. Onun için çocuklarımızın o hayallerini kendi hayallerimizle karıştırmamamız gerekiyor. Ben doktor olmak istemişim, doktor olmuşum. Ama çocuğum doktor olmak istemeyebilir.
Tabii ki. Ben mesleğimi çok seviyor olabilirim ama. Veyahut da ben çok doktor olmak istemişim ama olamamışım. Çocuğuma çok ısrarla doktor olmasını istiyorum. Maalesef.
Böyle çocuklarımız... Böyle çocuklarımız çok fazla hatalar var. Çok sık yaptığımız bir şey yani hepimiz yapıyoruz. Hani kendi yapamadığımızı, mesela kendimize alamadığımız oyuncağı götürüyoruz çocuğumuzu alıyoruz. Halbuki belki çocuğumuzun hiç ilgisini çekmeyen bir oyuncak.
O nedenle bir köşeye atıyor. Ay ben de bu kadar özenerek aldım. Bu kadar da masraf ettim. Çocuk attı diye. Bu sefer hem çocuğumuza kızıyoruz.
Hem kendimiz içerliyoruz. Benim hayal ettiğim oyuncağı. Çocuğumu aldım ve beğenmedi diye. Halbuki çocuğumuzun hayali olan oyuncağı almak lazım. İlla da...
İlla almak da gerekmiyor. Bir kitap var mesela şu anda. Şey yapıyor. Çocuk elbise dikmek istiyor. Nasıl dikiyor elbiseyi?
Evde bir eski pikesi var. Ve o eski pikeye kağıtlarla, renkli kağıtlar pikeyi tutturarak kendine bir elbise dikiyor. Bu yaz tatilinde çocuklarımıza bu tür alışkanlıklar da kazandırabiliriz. Ne yapmak istiyorsun? Yani soracağımız sadece basit bu soru.
Ne yapmak istiyorsun? Ne yapmak istiyor? Resim çizmek isteyebilir, şarkı söylemek isteyebilir. Hadi şarkı söyle. Biz de ona eşlik ederiz.
Veya kendi bildiğimiz şarkıları da ona ekleriz. Çünkü bizim bildiğimiz şarkılar bazen onların çok ilgisini çekiyor. Çünkü içinden hayvan sesleri çıkarıyoruz. Ondan sonra veyahut da işte çeşitli mesela kuş uçar, okula gider gibi bazı şarkılar var. Bunları duyduğu zaman çocuk başka bir heyecan duyuyor.
Ve o da onu öğrenmek istiyor. Çünkü çocuklar yeniliklere açık. Onların pırıl pırıl beyinlerinin iyi işlenmesi için güzel sanatlarla uğraştıracağız. Toprakla uğraştıracağız. Doğayla uğraştıracağız.
Kendimiz tarlaya gidiyorken çocuğumuzu da yanımıza götürdüğümüz zaman belki ona birkaç şey ekmeği ve dikmeği öğreteceğiz. Bu şekilde toprağa saygı duymayı. Çünkü topraktan ekmek yediğimizi fark ettireceğiz ondan. Birlikte sulayabiliriz. Tabii.
Ve bu senin ağacın. Bak bundan bu büyüğü. Ve senin ağacın dediğiniz zaman o çocuğun ona bakmaması mümkün değil. Bir de şöyle bir şey de yapabiliriz sevgili hocam. Anne babalara tavsiyelerde bulunuyoruz aynı zamanda.
Çocuklar hani dediniz ya çocuk doğduğu andan itibaren. Hatta doğmadan önce bizi dinlemeye başlıyor. Duyuyorlar. Duyuyorlar. Bizi duyuyorlar.
Yavaş yavaş bizi izliyorlar. Bizim yaptıklarımızı izliyorlar. Ve yazıyorlar. Ona göre de davranış geliştiriyorlar dediğimiz. Daha önceki programlarımızda.
Ben çocukların özellikle belli bir yaşta iki yaş civarında benim çevremdeki gözlemlediğim çocuklardan. Elini yıkamak istemiyor. Banyo yapmak istemiyor. Hoşuna gitmiyor. Daha sonrasında da olabiliyor bu.
Elini yıkamak istemeyen çocuklar dişini fırçalamak istemiyor. İki yaşından itibaren aslında çocuklarımızın dişlerinin fırçalama alışkanlıklarını kazandırmamız gerekiyor. Daha önceden de göstererek yaparsak. Tülbent tabi göstererek kendimizi fırçalayabiliriz. Ama çok küçük yani yeni çıkan dişleri mesela ek gıdalarda yendiği dönemde tülbentle hafif temizlemekte de yarar var.
Geçen arkadaşımızın birisi geldi dedi ki çocuğu 3 yaşında ağzında çürükler var. Çocuğu doktora götüreceğim ve uyutarak yani uyutma şeklinde dolgu yapacaklar. Çok üzüldüm. Yani 3 yaşındaki bir çocuğun dişlerinde 3 tane çürüğünün olması çok büyük bir kayıp bana göre. Çünkü kendi dişimizin yerine asla başka bir diş tutamaz.
Ama şu da var ki iyi ki fark edilmiş. Fark edilmeyebilirdi de o zaman çok daha ciddi sıkıntılar da gelirdi. Sonra gittiler mi doktora? Hı hı. Tedavi oldu.
Bugün ya da yarın gidecekler yani o şekilde yapacaklardı. Ben çok çok üzüldüm. Haklısınız. Çünkü ben şuna inanıyorum. Çocuklarımıza anlatarak onları insan yerine koyarak bir şahıs yerine koyarak her şeyi rahatlıkla anlatabiliriz.
Her şeyi de yaptırabiliriz. Örnek olabiliriz. Zorlarsak eğer çocuğu o zaman ters tepiyor. Çünkü etki tepki doğru. Doğru.
Doğru. Bir de diş çürüğü deyince diş çürüğü tabii kemik erimesinin bir çeşit görünümü oluyor. Dış görünümü oluyor. Öyle olduğu için de D vitamini eksik. Hep konuşuyoruz.
Aman güneşlenelim. Aman iyi koşullarda güneşlenelim ve spor yapalım ki D vitaminini vücudumuz oluştursun diye. Özellikle bu kadar erken yaşta diş çürüğü olan çocuklarımızda genellikle annenin muhtemelen diş çürükleri vardır. Ve annenin muhtemelen kemik erimesi vardır. Tabii annesi çok genç aslında 20'li yaşlarda 20-30 yaşlarında bir hanımefendi.
Ve bu yaş grubunda kemik erimesi olması bizi uyarıyor. Neden uyarıyor? Mutlaka ve mutlaka hamilelikte ve lohusalıkta D vitaminini takviyesi gerekiyor. O nedenle iyi bir doğum öncesi bakım, iyi bir hamilelik bakımı anneye vitamin takviyesi getirirken bir demir yönünden destek alıyor. Bir de D vitamini özellikle D vitamini yönünden destek alıyor.
Daha hamilelik öncesinde de folat dediğimiz bu özellikle beyin ve sinir sistemi hastalıklarına karşı koruyucu bir grup B vitamin takviyesi alması gerekiyor annelerin. Bunu çok dikkatli yapmaları lazım. Özellikle kış aylarındaki hamilelerde ve lohus hanımlarda, emzikli hanımlarda D vitamini eksikliği çok bilinen bir gerçek. Bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Bu neyle sonlanıyor?
Hamile hanım kendi kemik dokusundan bebeğine veriyor. Eğer kendisi D vitamini desteği almamışsa kendi kemik yapısı eriyor. Dolayısıyla bebeğine verecek kemiği çok azalıyor. Dolayısıyla bebek de kemik eksikliğiyle doğuyor. Yani daha anne karnındayken 80 yaşında geçireceği kemik kırığına yatırım yapmış oluyor.
Biz ne diyoruz? Sağlığı korumamız lazım. Ne zamandan itibaren? Daha anne baba hamileliği planladığı andan itibaren. O nedenle anneye folat desteği dediğimiz bir grup B vitamini desteği veriyoruz.
Eğer A vitamini eksikse, özür dilerim A vitamini eksikliği bizde çok görülen bir şey değil ama dünyada rastlanan bir şey. A vitamini eksikse o da verilmeli. Aynı zamanda bizim toplumumuzda yaygın olarak görülen annelerde kansızlık ve özellikle demir eksikliğine bağlı kansızlık. Hamile olmadan önce demir tedavisi almalı. Eksikse folat tedavisi almalı ki sağlıklı bir hamileliğe başlayabilsin.
Bebeğinde bazı arzu edilmeyen durumlar, hastalıklar görülmesin. Ondan sonra da hamileliği devam ettiği süre içinde doktorunun önerdiği vitaminleri düzenli kullansın. Kendi kemik yapısını olduğu kadar çocuğunun yaşlılığındaki kemik yapısını bile korusun istiyoruz. Aynı zamanda spor yapsın. Yani spor yapıp da hamile hanımın ağır sporlar yapmasını istemiyoruz.
Yürüyüş tabii ki. Eşiyle yürüsün akşam saatlerinde. Hem eşi hamileliği konusunda onu yüreklendirecek. En büyük desteği olan hayat arkadaşından bu desteği almış olacak. Hem de her ikisi de kendi sağlıklarına bir yatırım yapıp gelecekte çocukları içinde güzel bir model oluşturmuş olacaklar.
Ne diyoruz? Çocuklar daha anne karnındayken duyuyorlar. Bu nasıl kanıtlanmış Emine Hanımcığım? Bebeğe ultrason yapılıyor anne karnındayken. Sık sık yapılan bir şey ve çok güzel bir yöntem.
Hiçbir zararı olmadığı bilinen bir yöntem. Bu sırada bebek parmağını emiyormuş. Bu sırada bir çıngırak sallanmış. O çıngırak sesini duyunca bebek parmağını emmeyi bırakıp elini çıngırağa uzatmış. Buradan deniyor ki bebekler işitiyor daha anne karnındayken.
Bunun bir kanıtı doğumhanelerde. Doğumhanede eğer bebek annesinin veya bulunuyorsa babasının sesini duyarsa bebek sakinleşiyor. Ama sağlık personelinin sesine çok alışık olmadığı için onları duyunca ağlamaya başlıyor bebek. Ama avası çıktığı kadar ağlıyor. Çünkü yabancıyım, yabancılardan beni koruyun diye annesine babasına mesaj gönderiyor bu şekilde.
Ve diyoruz ki gene bebek anne karnında doğuyor. Görüyor. Duyuyor ve görüyor. Nasıl anlıyoruz gördüğünü de şöyle yapmış kadın doğum uzmanı arkadaşlarımız. Işık tutmuşlar annenin karnına.
Başını o ışığa çevirmiş bebek. Demek ki görüyor deniyor. Yani bunlar bilimsel çalışmalara zemin hazırlayan gözlemler. Ve biz biliyoruz ki işitme testi yapılıyor bebeklere doğar doğmaz. Çok güzel bir yöntem.
Çünkü işitme sorunu varsa bir daha kontrol ediliyor işitme testiyle. Ve eğer sorun varsa o zaman bir an önce tedaviye gidilip çocuğumuzun konuşma ve öğrenme problemlerine engel olunuyor. Hep diyoruz ya sorunu sökükken dikelim yamaya dönüşmesin. Yani sağlığı korumak hastalıkları tedavi etmekten çok daha kolay ve ucuz. Evet.
Çocuğumuzun sağlığını korumak daha anne baba hamileliği planladığı andan başlıyor. Hocam programımızın sonuna geldik. Eklemek istedikleriniz var mıydı başka? Sağlıklı mutlu bir yaz dönemi diliyorum bütün ailelere. Teşekkür ediyoruz.
Sevgili dinleyenler Sağlıklı Bebekler İçin El El Ede programımızın bugün de sonuna geldik. Sağlıklı Bebekler İçin El Ede Derneği Başkanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçent Doktor Fatma Nur Çakmakla bugün Sağlıklı Bebekler İçin Suyun İnsan Hayatındaki Önemi ve Temizlik Üzerine çocuklarımıza anne baba olarak vermemiz gerekenlerden bahsettik. Genel olarak çocuklarımızın sağlıklı bir birey olarak topluma katılması konusunda size kendi hayatımızdan ve çevremizdeki insanların hayatından örnekler vererek bu konuda bilgilendirmeye çalıştık.
Önümüzdeki hafta yine görüşmek üzere diyoruz. Ve ben Emine Ertürk Karaslan. Uzman konuğumuz Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak. Teknik basada görevli arkadaşımız Cemre Akbulut. Hepinize sağlıklı günler diliyoruz.
Hoşçakalın. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Altyazı M.K.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.