Çocuklar yaz hastalıkları
Çocuklar yaz hastalıkları
Çocuklar yaz hastalıkları
Yaz kamplarının çocuğa neler kattığından ve farklı bedensel özellikleri olan çocukların topluma nasıl kazandırılacağından başlayıp, yaz ishallerinin neden ciddiye alınması gerektiğini, vücudumuzun büyük kısmının neden su olduğunu ve hangi belirtilerde hemen doktora gidilmesi gerektiğini anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Geçen hafta yarım kalan konuya devam ediyorum. Yaz tatili çocukların doğadan ve güneşten yararlandığı, kendini geliştirdiği güzel bir dönem; ama zaman zaman istenmeyen olaylarla da karşılaşabiliyoruz.
Yaz kampları çocuğu nasıl güçlendiriyor
Belediyelerin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın ve çeşitli kuruluşların düzenlediği kamplar bu açıdan değerli fırsatlar. Genellikle aileler çocuklarını ortaokul ve lise döneminden önce bu tür kamplara göndermeye çekiniyor, çünkü hem çocuklarına hem ortama güvenemiyorlar. Ama bir arkadaşımın iki çocuğunu on beş günlük bir kampa gönderdiğini, çocukların giderken tedirgin olsa da döndüklerinde çok mutlu ve çok şey öğrenmiş olarak geldiklerini hatırlıyorum. Bu tür kamplarda çocuklar hem büyüklerine karşı saygıyı hem küçüklerine karşı korumayı öğreniyor, toplum içinde paylaşma ve iletişim kurma becerisi kazanıyor.
Bir çocuk okula ya da kampa gönderiliyorsa, artık belli bir olgunluğa erişmiş demektir. Bu noktada aşırı korumacı davranmak -örneğin herkesin önünde "koşma yavrum" diye müdahale etmek- çocuğun onurunu kırıyor, ona ailesinin kendisine güvenmediği izlenimini veriyor. Ortopedik, işitme ya da görme sorunu olan çocuklarımız için de bu geçerli: bir gün erişkin olduklarında toplum içinde yerlerini almaları gerekiyorsa, bunu şimdiden öğrenmeleri lazım. Çocuklar bizim sandığımızdan çok daha güçlü; bir organını kullanamayan çocuk diğerini geliştirerek telafi edebiliyor. Görme engelli pek çok sanatçının, işitme kaybı yaşayan Beethoven'ın ortaya koyduğu eserler bunun en güzel örnekleri. Bizim görevimiz çocuğu olduğu gibi kabul edip topluma nasıl kazandıracağımızı düşünmek.
Yaz ishalleri neden bu kadar ciddiye alınmalı
Yaz aylarında dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri ishaller. İshal ciddi su ve tuz kaybına yol açabiliyor; genellikle beraberinde kusma ve ateş de geliyor. Bunlara "yaz ishali" ya da "seyahat ishali" deniyor, çünkü o bölgenin mikroplarına alışık olmayan kişilerde, örneğin tatilde büyükanne büyükbabayı ziyarete giden ya da kırsal alanda çalışmaya başlayan ailelerde görülüyor.
Toplumda yaygın bir yanlış inanç var: "kusan ya da ishal olan kişiye az su verelim ki kaybı artmasın." Bu tamamen yanlış. İshal ve kusma sırasında zaten ciddi miktarda su ve tuz kaybediyoruz; ateş de varsa bu kayıp daha da artıyor. Bu yüzden az ve sık aralıklarla, özellikle sulu gıdalarla beslenmek gerekiyor. Yoğurt ve ayran bu konuda çok değerli; kolay hazmediliyor, iyi bir protein kaynağı ve mide-barsak florasının yeniden düzelmesine yardımcı oluyor. Taze portakal suyu, şeftali, muz, pirinç lapası ve haşlanmış patates de önerilen gıdalar arasında. Ben kendi hayatımda kekik, nane ve limonu kaynamış suda beş dakika bekletip için, kaynatmadan, üzerine bir kaşık bal ekleyerek kullanıyorum; bu karışım mide bulantısını da hafifletiyor.
Vücudumuzun büyük kısmı su
İnsan vücudunun yarıdan fazlası sudan oluşuyor: erişkin kadında yüzde 55, erişkin erkekte yüzde 60 civarında. Yeni doğan bebeklerde bu oran yüzde 80'lere kadar çıkıyor, bir yaş civarındaki çocukta yüzde 65'e iniyor. Su vücudumuzun her yerinde -kanımızda, beynimizde, akciğerlerimizde, mide-barsak sistemimizde- görev yapıyor; beyindeki su, organları dış basınca karşı koruyor. İshal ve kusma sırasında bu su sürekli kayboluyor; biz "su verirsek ishali artar" diye düşünsek de, aslında vücuttaki su giderek çekiliyor ve böbrekler kendini korumak için savunmaya geçiyor. Bu, tedavi edilmezse böbrek yetmezliğine kadar gidebiliyor; sapasağlam bir çocuk ya da yaşlı bu yüzden diyalize muhtaç kalabilir.
Ne zaman doktora gidilmeli
Yaz aylarında dışarıda açıkta satılan yiyecekleri yememek, temizliğinden emin olmadığımız yerlerde yemek yememek, el yıkama alışkanlığını sürdürmek gıda zehirlenmesinden korunmanın temel yolları. Hasta olan kişiye on-on beş dakikada bir yemek kaşığıyla su, ayran, limonata gibi sulu gıdalar verilmeli. Ama şu durumlarda mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalı: ateş varsa, kanlı ishal görülüyorsa, çocuk uyuklama haline giriyor ya da halsizleşiyorsa, göz yaşı ve tükürük azalıyorsa, ağzı kuruyorsa, idrar miktarı giderek azalıyor ya da hiç çiş yapamıyorsa, ağızdan sıvı alması giderek zorlaşıyorsa. Bu belirtiler çok ciddi bir su kaybına işaret ediyor ve tabloyu havale geçirmeye kadar götürebiliyor; bu yüzden asla göz ardı edilmemeli.
Bu ishallerin büyük kısmı viral kaynaklı, yani antibiyotik gerektirmiyor ve iyi bir bakımla evde atlatılabiliyor. Ama az önce saydığım belirtiler görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna gitmek gerekiyor. Ailenin diğer fertlerini korumanın en önemli yolu da el yıkama alışkanlığı; bunu bir sonraki programda daha ayrıntılı konuşacağız.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli Anne ve Babalar, siz de en kıymetli varlıklarımız çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller, dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim.
Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz. Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz. Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak cevaplıyor. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programı başlıyor. Ben Emine Ertürk Karaslan, Teknik Basada Cemre Akbulut,
hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak stüdyomuzda. Hoş geldiniz sevgili hocam.
Merhaba Emine Hanım, nasılsınız? Teşekkür ederim. Geçen hafta sizinle yaz tatilinin gelmesiyle birlikte çocuklarımızda rastlanabilecek hastalıklar ve anne babaların dikkat etmesi gereken hususlardan bahsediyorduk ama programımızın süresi yetmedi.
Bu haftada aynı konuda devam edelim istiyoruz. Yaz tatili çok kıymetli bir dönem. Çünkü çocukların güneşten ve doğadan çok yararlandıkları ve kendilerini geliştirmek için iyi bir fırsat dönemi. Aileleriyle birlikte veya daha büyük annelerle, büyük babalarla, ailenin diğer
fertleriyle, kuzenlerle, kardeşlerle, kardeş çocuklarıyla daha uzun süre geçirdikleri bir dönem. Ama bu dönemin zaman zaman maalesef bazı istenmeyen olaylarla kabusa dönüştüğü de bir gerçek. Yaz tatili çocuklarımızın çok güzel bir fırsat büyümeleri ve gelişmeleri için.
Bunu iyi değerlendirmeleri için de çeşitli etkinlikler. Geçen programımızda konuşmuştuk. En iyi dostları kitaba devam etsinler. Kitap alışkanlığını geliştirsinler. Spor ve güzel sanatlar, resim olsun, müzik olsun.
Mutlaka o tür etkinlikleri kazansınlar, katılsınlar. Hem yaşıtlarıyla daha kaliteli, daha güzel zamanlar geçirsinler. Hem kendileri gibi güzel insanların neler yapabileceklerini görsünler. Çok güzel etkinlikler var. Geçen gazetede okumuştum.
Mesela doğayı tanıma şeklinde kurslar düzenlenmiş. Veya mesela bilim grupları şeklinde kurslar düzenlenmiş. Bunları büyük bir kısmı çeşitli belediyeler tarafından yapılan etkinlikler bu tür etkinliklere devam etsin çocuklarımız. Bir de şeyler var hocam. Kamplar var benim bildiğim kadarıyla.
Evet. Belediyelerin, Milli Eğitim Bakanlığı'nın kampları var. Çeşitli diğer kuruluşların kampları var. Bu kamplara genellikle anne babalar belli bir yaştan sonra ancak ortaokul ve lise döneminde göndermeyi tercih ediyorlar. Ya da üniversite döneminde ama ilkokul döneminde göndermeyi çok fazla insan istemiyor.
Çünkü güvenemiyorlar. Hem çocuklarına hem de ortamlara güvenemiyorlar. Benim arkadaşımın birisi çocuklarını göndermişti. Ben dedi hani 5. sınıf ve 4. sınıf iki tane çocuğu vardı. Bir yaş aralıklarda.
İkisini birden gönderdi. Milli Eğitim Bakanlığı'nın bir kampına. 15 günlük bir kamptı. Çanakkale tarafında bir yerdeydi yanlış hatırlamıyorsam. Çocuklar giderken o kadar hani tedirgin, mutsuz, istemeye istemeye.
Anne baba ısrar ettiği için gittiler ama geldikleri zaman o kadar mutlu, o kadar huzurlu, o kadar çok şey öğrenmiş olarak geri döndüler. Tabii. Ve sürekli bundan sonra mutlaka gitmek istediklerinden bahsetmişlerdi. Ondan biliyorum. Gerçekten bu tür kamplarda da çocukların hem hani arkadaşlarıyla ilişki kurması açısından hem de çocukların belli konularda gelişmesi açısından çok yararlı olduğunu düşünüyorum ben.
Yani hem toplum içinde paylaşma, yaşama, iletişim kurma, ondan sonra belli becerileri kazanma. Bunlar çok çok önemli. Bu tür kamplarda aynı yaş gruplarından ya da büyük ya da küçük yaş grupları arasında birlikte oldukları için yani hem büyüklerine karşı saygıyı öğreniyor çocuklar, hem küçüklerine karşı sevgi ve korumayı öğreniyorlar hem de birlikte bir şey yapmayı toplumda yerini öğreniyor. Ben öyle gördüm açıkçası.
Çok haklısınız, çok önemli. Çok üzücü ama öğretmen arkadaşlarımın bazıları diyor ki veliler tüm gün bahçede duruyor. O çok kötü. Çok çocuğa güvenmiyoruz. Çocuğumuza güvenmiyoruz.
Ve öğretmene güvenmiyoruz. Okul yönetimine güvenmiyoruz. Bu anlama geliyor. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın çocuk için sağlıklı bir ortam değil. Ailesi için de değil.
Çünkü biz ne istiyoruz? Çocuğumuz toplum içinde kendi ayakları üzerinde onurlu ve ahlaklı bir şekilde durabilecek birey olsun istiyoruz. Bunun olabilmesi için de bizim onun daima yanında ve arkasında olmamız gerekiyor. Ama bu demek değil ki teneffüse çıktığı sırtına mendil koyayım, ay yavrum koşma diye bütün arkadaşların arasında onun onurunu kırayım, onu inciteyim, ona küçük bebek muamelesi yapayım.
Böyle bir şey aslında çocukla ilgili çocuğu çok aşağılayan bir şey aslında bakılırsa. Ona ailesinin güvenmediği izlenimi veriyor. Ve çocuğun hem kendine hem ailesine güvenine sarsılıyor. Beraberinde öfke doğuyor. Ve çok büyük tartışmalar doğuyor.
Halbuki bir çocuk okula gönderiliyorsa demek ki artık belli bir olgunluğa erişmiş. Kaldı ki bazı sorunları olan çocuklarımız olabilir. Mesela ortopedik sorunları olabilir. İşitme, görsel problemleri olabilir. Çok önemli bir oranda derecesi olan kalın gözlükleri olabilir çocuğumuzun.
Ama sonuç olarak o çocuğumuz bir gün erişkin olduğunda nasıl bu toplum içinde yerini alacak ve yaşıtlarıyla aynı koşullarda yaşayacaksa şu andan itibaren bunu öğrenmesi lazım. Hani ne diyor atalarımız? Ağaç yaşken eğilir. Kesinlikle. Çocuklar bizim sandığımızdan çok daha güçlüler.
Bir çocuk eğer sağ kolunu kullanamıyorsa sol kolunu harikulade kullanarak çok rahatlıkla işini halledebilir. Her türlü kendi ihtiyaçlarını giderebilir. Diyelim ki çocuğumuzun tek kulağı iyi duymuyor. Öbür kulağıyla telafi ederek yine işitme işlerini yoluna koyabilir. Tek gözü görmüyorsa onun yerine öbür gözünü göreve alarak görmeyle ilgili hiçbir sorun yaşamadan hayatını sürdürebilir.
Zaten sevgili hocam etrafımızda baktığımız zaman herhangi bir özrü olan insanların diyeyim ben çocukların demeyeceğim. İnsanların başka huzurlarının çok daha güçlendiğini görüyoruz. Yani Allah bir taraftan eğer bir kusur verdiyse bir kişiye ben öyle değerlendiriyorum. Öbür taraftan diğer uzuvlarını güçlendiriyor. Allah verdi demeyelim isterseniz.
Başına geldi ya da kötü bir olay sonucunda yaşadığı bir kimsenin başına gelmesini tavsiye etmiyoruz tabii ki. Bir diyelim ki gözlerde bir problem oldu bu sefer. Hisler çok daha fazla etkinleşiyor. Kulak çok daha fazla hassaslaşıyor. Ve dokunma duyumuz özellikle derimiz çok daha fazla hassaslaşıyor.
Yani gördüğümüz çevremizdeki insanlara baktığımız zaman. Herkes görmüştür yani gözü görmeyen birçok sanatçı vardır. Normal dört dörtlük yani sağlıklı sanatçılardan çok daha yetenekli çok daha hassas kulaklara sahip olan. Ritim duygusu çok daha gelişmiş. Bizim sevgili aşık veyselimiz örneğin.
Tabii ki. Görmesi yok ama muhteşem eserler bırakmış. Hem eserler hem de çiftçilikle uğraşmış. O kadar güzel aşılar yapıyormuş ki toprak bahçesinde bağında çok güzel meyveler sebzeleri yetiştiriyormuş. Ha keza Beethoven.
Beethoven evet. Avrupa Birliği Marşı olarak bilinen 9. Senfonisi'ni hiç duymadığı bir dönemde beslenemiş. Yani o kadar muhteşem bir harikulade bir eseri. Nasıl besteleyebildi? Ancak içindeki sesi dinleyerek.
Ve o kadar büyük alkış almış ki o bestesi sırasında. Ama alkışları duyamadığı için orkestradaki görevliler onu halka döndürdüklerinde herkes onları ayakta alkışladığını fark edebilmiş. Onun için çocuklarımızı hep diyoruz ya çocuğumuzun cinsiyetinin kabulü çok önemli. Çocuğumuzun görünümünün kabulü çok önemli. Eğer biz ailesi olarak çocuğumuzu kız olsun erkek olsun görmesi, işitmesi, yürümesi, zekası ne olursa olsun olduğu gibi kabul edip onu topluma kazandırmayı hedefliyorsak yapabileceğimiz şeyler belli.
Ne yapacağız? Çocuğumuzu spora yönlendireceğiz. Bir sürü sporcumuz var engellilerde dereceler getiren ülkemize. Bayrağımızı dalgalandırıp uluslararası marşımızı çaldıranlar. Bu insanların yaptığını hiç hangimiz yaptık ki acaba bütün?
Onun dışında o kadar kıymetli sanatçılar var ki gene elleri olmuyor ama ayaklarıyla sanatları sürdürebiliyorlar. Onun için çocuğumuzu yüz görünümü, bedeni ne olursa olsun olduğu gibi kabul edip acaba ben topluma nasıl kazandırabilirim? Bizim çünkü erişkinler olarak görevimiz onlara güzel bir hayat sunabilmek. Bu arada çocuklarımızı tabii ki korumaya da devam edeceğiz. Yaz aylarında dedik ki çocuklarımızda tehlikeler bekliyor.
Bunlardan bir tanesi geçen programımızda da görüştüğümüz gibi mutlaka emniyet kemerlerini, araçlarda emniyet kemerlerini kullanacağız. Onun dışında tarlada olan aileler var. Tarlada çalışmak zorunda olan ve çocuklarıyla birlikte giden ailelerimiz var. Veyahut da yaz aylarında orada yaşamak durumunda olan aileler var. İşte maalesef güneydoğu illerimizde çok rastladığımız.
Damdan düşme kazalar. Evet damdan düşme kazaları vardır. Onlara karşı çocuklarımızı korumamız lazım. Yani o damların açık ortamlar olması yerine çocukların korunabilen ortamlarda tutulması lazım. Gene açık kuyuların mutlaka kapalı hale gelmesi lazım.
Siz geçen programlarımızdan birine çok güzel bir örnek vermiştiniz. Tarım ilaçlarıyla unun birlikte konulmasından bir grup zehirlenme olduğundan bahsetmiştiniz. Tarım ilaçlarının, tarım aletlerinin çocukların erişemeyeceği yerlerde bulunması çok kıymetli. Eğer herhangi bir sorun olursa da en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması tabii ki en çok arzu edilenlerden. Ama daima arzu ettiğimiz sağlığın korunması, çocuklarımızın kazalardan korunması.
Ve en tehlikeli olanlardan bir tanesini unutmayalım sevgili hocam alerjiler. Tabii ki. Gene yaz aylarında en sıkı razı edilmiş kazalardan biri de yüzmeler. Sırasında maalesef boğulmalar. Çocukların gerek havuzda olsun gerekse denizde olsun hiçbir şekilde gözümüzün önünden ayrılmasına izin vermeyeceğiz.
Daima gözümüzün önünde durmaları, orada yüzmeleri isteyeceğiz ve onu kontrol edeceğiz. Çünkü hani denir ya suyla şaka olmaz. Suyla şaka olmaz, elektrikle şaka olmaz. Ateşle şaka olmaz. Ateşle şaka olmaz.
Çünkü kırsal kesimde mutlaka hani tarlada, bağda çalışırken mutlaka ailelerin ateşle de işleri olacak. Onunla karşı da mutlaka çocuklarımızı korumamız gerekecek. Onlardan uzak tutmak adına. En çok da rastlanılan şeylerden bir tanesi de yaz tatillerinde. Özellikle kırsal kesime gitmek durumunda orada yaşamak zorunda kalan çocuklarda.
Gelişen işte hastalıklar ya da böcek sokmaları. Evet. Gene güney ve güneydoğu illerimizde akrep sokması, yılan sokması. Arı sokması. Arı sokması.
Arı alerjileri var çünkü. Tabii arı sokması her yerde olabilecek bir şey. Çünkü alerjisi varsa o çok daha tehlikeli boyutlara ulaşabiliyor. Tabii. Gene sivrisinekler çok özellikle güney ve güneydoğu illerimizde çok önemli.
Sivrisineklerle bulaşan hastalıklar özellikle sıtma. Çok güzel sıtma ile savaş derneği aracılığıyla sıtma ile savaş konusunda ülkemiz çok büyük başarılar elde etti. Evet çünkü sıtma çok son dönemlerde çok fazla duyulmayan. Maalesef yine de görülüyor. Duyulmuyor ama görülen bir hastalık.
Öyle olduğu için özellikle cibinlik kullanılması çok önemli. Hem bu böceklere karşı demin konuştuğumuz akrebe karşı mutlaka kıyafetlerin iyi korunması, çocuklarımıza giyeceklerini, havlularını kullanmadan önce hepsini kontrol etmesi içinde bir böcek ve akrep olmadığından, yılan olmadığından emin olunması konusunda eğitim verilmesi ve yapılması gerekenlerden. Şöyle diyeyim, yaz tatilindeki bulaşabilecek ya da oluşabilecek, başımıza gelebilecek çocuklarımızın karşılaşacağı hastalıklar durumunda bu hastalıklar neler ve aileler ne yapması gerekiyor?
Biraz da ona değinelim sevgili hocam. Yaz aylarında en çok dikkat edilmesi gerekenlerden bir tanesi ishaller. Hiç kuşkusuz ki. İshal neden çok önemli? Çünkü ciddi su ve tuz kaybına yol açabiliyor.
İshal tek başına olmayabiliyor, beraberinde kusma da olabiliyor ve ateş de olabiliyor. Bunlar her zaman genellikle yaz ishali dediğimiz veyahut da seyahat ishali dediğimiz şeyler ortama alışık olmayan kişilerde rastlanan. Çünkü o bölgede yaşayan kişiler artık o bölgedeki mikroplara karşı bir bakıma aşılanmış ve bağışıklık kazanmış gibi oluyorlar. Ama özellikle o bölgeye yeni gelen, diyelim ki işte çocuklarımız tatil oldu, büyükannelerini, büyükbabalarını ziyarete gittiler.
Hep beraber de kırsal alanda çalışmaya başladılar. Bu tür kişilerle hem erişkinleri hem çocukları bekleyen ishaller olduğunu düşünüyoruz, varsayıyoruz. Olabilir de olmayabilir de ama olduğu zaman ne yapacağız? Bir defa bir inanç var. Kusan kişi ve ishali olan kişiye az su verelim ki aman kaybı olmasın.
Bu tamamıyla yanlış bir inanç. Çünkü ishal ve kusmalar sırasında hem ciddi olarak su ve tuz kaybediyoruz hem de ateş yükselmesi olduğu için de hem su ve tuz kaybediyoruz. Zaten yaz ayı olduğu için suya ve tuza daha çok ihtiyacımız olduğu bir dönemdeyiz. Bunun için mutlaka mutlaka az ve sık olarak herkesin çocuk olsun erişkin olsun mutlaka çok iyi beslenmesi lazım. Özellikle sulu gıdayı alması lazım.
İşte bizim geleneksel ayranımız bu konuda çok başarılı bir gıda. Çünkü yoğurt çok önemli. En kolay hazmedilen, en iyi protein kaynağı olan ve mide barsak rahatlatıyor. Aynı zamanda oradaki bakterilere çoğalması ve eski haline dönmesi yani doğala dönmesi konusunda da içindeki maddeler nedeniyle çok yararlı yoğurt. Yoğurt, yoğurt, ayran.
O nedenle mutlaka ve mutlaka eskisi gibi üç ana öğün hani sabah, öğlen, akşam değil belki ama o kadar da çok miktarda değil. Mutlaka az ve sık olarak çocuklarımız olsun. Özellikle çocuklar ve yaşlılar yaz aylarındaki bu ishallere çok daha hassaslar. Çok ciddi maalesef ölümlere yol açabilecek kadar şiddetli su ve tuz kaybı olabilir. O olmasa bile böbrek yetmezliği olur.
Düşünüyor musunuz? Sapa sağlam bir insan yaşadığı ishall ve kusmanın sonunda gerek çocuk olsun gerek yaşlı olsun böbrek yetmezliğine girip diyalize kadar gidebilir. O kadar düşünmemiştir. O kadar şiddetli sonuçları olacak. Tehlikeli.
Evet. O nedenle mutlaka su ve tuz takviyesi yapılmalıdır bu kişilere. Nasıl yapılmalıdır? Az az sık sık su verilmelidir. Suyun dışında ne verilmelidir?
Taze portakal, taze portakal suyu, şeftali, muz çok kıymetlidir bunlar. Yoğurt, ayran, gene geleneksel olarak çok iyi bilinen pirinç lapası. Onun suyuyla beraber. Ondan sonra... Haşlanmış patates diyebiliyorum.
Çok güzel haşlanmış patates. Bunlar rahatlıkla çocuklarımızın ve yaşlılarımızın ve erişkinlerin yiyebileceği gıdalardandır. Benim kendi hayatımda uyguladığım bir şey var. O da rahmetli Barış Manço'nun da şarkılarına konu olan kekik, nane ve limon. O da çok kıymetli çünkü...
O nane, limon... Onu da rahmetli anlıyoruz Barış Manço'yla şu anda. Barış Manço'yla rahmetli anlıyoruz. Allah'ınlar içinde yatırsın. Gerçekten çok özel bir insandı.
Çocuklara da çok güzel şeyler öğretiyordu. Onun yerine geçen, onun gibi program yapan yine medyada bazı arkadaşları var ama onun gibi güzel yapamıyorlar diyorum ben. Çocuklara o kadar güzel işte efendim diş fırçalamayı, arkada oturmayı, ondan sonra anneye babaya yardım etmeyi, arkadaşlarıyla paylaşımı çok güzel anlatıyordu.
Ben hiç kaçırmıyordum yani. Çok hoş bir şey. Gerçekten de Barış Manço'nun yapmış olduğu, düşünün kaç yıl önce yaptığı programlardaki çocuklarımız şu anda anne baba oldular. Ve onları izleyen çocuklarımız anne baba olarak hala Barış Manço'yu yaşatıyorlar. Demek ki çocuklara yaptığımız yatırım en kıymetli yatırım.
Kesinlikle. Onun için çocuklarımıza çok değer vererek, onlarla çok zaman geçirerek, onların sağlığını çok iyi koruyarak devam edeceğiz ki hem kendi geleceğimiz için güzel bir yatırım yapmış olalım, hem onlarla geçirdiğimiz zamanla hayatımızı renklendirelim ve güzelleştirelim. Bu yaz ishalerine dönecek olursak, vücudumuzda...
İşte ishalde, onu söyleyecektim hocam ben, eğer mikrobik değilse ishal, yani üşütme sonucunda oluşmuşsa, çünkü hepimizin başına gelebiliyor, sadece çocuklarımızın değil, biz büyükler olarak da hepimizin başına geliyor. Benim kendi uyguladığım bir kekik, nane, limon ve bal. Kekik ve naneyi nasıl koyuyoruz? Kaynamış suyun içinde 5 dakika bekletiyoruz.
Kaynatmıyoruz. 5 dakika bekletiyoruz, onu içiyoruz. Çok yanlış algılama yapıyorlar dinleyenler. Kaynatarak, kaynama yok asla. Yani sıcak suyun içine 5 dakika bekletiyorsunuz.
Bir kaşık kekiyi ve maydano, naneyi. Üzerine bir limon sıkıyorsunuz. Bir kaşık bal ve gerçekten yarım saat sonra hem ağrınız geçiyor, hem de eğer mide bulantısı varsa mide bulantısı geçiyor. Bir süre sonra da zaten ishal için gereken şeyler aldığımızda hiçbir şey kalmıyor.
İnsan vücudunun yarıdan çoğu, kadınlarda, erişkin kadınlarda yüzde 55'i, erişkin erkeklerde yüzde 60'ı su Emine Hanımcığım. Bu bebekliğe doğru gidildiğinde, yeni doğan bebeklerde yüzde 80'lere kadar çıkıyor. Düşünebiliyor musunuz? Vücudumuzun 5 parçasından 4'ü, yeni doğan bebeğin 5 parçasından 4'ü su. Yüzde 80 çok fazla.
Çok büyük bir rakam. Sanki şey gibi, insan hayal bile edemiyor. Ama nerelerde var su? Bütün vücudumuzda var. Bir defa kanımızın ne kadar akışkan olduğu düşünecek olursak,
suyun kanımızda olduğunu anlayabiliyoruz. Diğer taraftan su başka nerede var? Mesela beyin içinde var. Beynimizdeki su ne işe yarıyor? Beyindeki organları basınca karşı, dış basınçlara karşı koruyor.
Akciğerlerimiz de var. Mide parsak sistemimiz de var. Vücudumuzun bütün hücrelerinde var. Yani yüzde 80 zaten başka nasıl dağılır? Yeni doğan bebek de yüzde 80.
Midenizde var. Biraz daha büyüdüğünde çocuğumuz, yani bir yaş gibi olduğunda da yüzde 65'e çıkıyor. Nereden bakarsanız bakın. Yarıdan çoğu vücudumuzun,
ki erişkin kadının yüzde 55 olduğunu düşünüyor. En az sanki erişkin kadın demiş. Biraz daha yaşlanıldığında yüzde 50. Yarı yarıya gibi. Yarısı su.
Şimdi ishal oldu, kustu. Zaten devamlı su kaybediyor. Biz de diyoruz ki, su verirsek ishal ve kusması artar. Halbuki vücudundaki su çekiliyor, çekiliyor, çekiliyor. Bu arada ne oluyor?
Böbreklerimiz savunmaya geçiyor, vücudu korumaya geçiyor. Ve böbrek yetmezliği o nedenle oluyor. O nedenle ishale kusması olan her kimse, nedeni ne olursa olsun bu zehirlenmeden olabilir. Gıda zehirlenmesi yaz aylarında çok sık görülür.
Bu nedenle eğer dışarıda açıkta satılan yiyecekleri yemeyeceğiz. Evet en önemlisi. Ondan sonra temizliğinden emin olmadığımız yerlerde kesinlikle yemek yemeyeceğiz. Kesinlikle el yıkama alışkanlığını geliştireceğiz. Kesinlikle hasta olduğumuz zaman da suyu ve tuzlu, sulu gıdaları,
özellikle ayran, taze portakal suyu veya suyu asla ihmal etmeyeceğiz. Bu sizin dediğiniz gibi nane, limon olabilir. Hani halk arasına ay çay verirsek o da sıkıntılı olabilir. Çocuğumuz ne seviyorsa, hastamızın canı ne istiyorsa, her türlü sulu gıdayı az ve sık olarak vereceğiz.
Ne kadar az vereceğiz? Mesela tabii ki genel durumuna bağlı olarak. Bir yemek kaşığı kadar verebiliriz. Bir yemek kaşığı, 10 dakikada, 15 dakikada bir yemek kaşığı kadar su veririz. Birinde ayran veririz, birinde limonata yapabilirsiniz, limonata verebilirsiniz.
Ya da hoşaf tarzında bir şeyler yapılabilir, içeriyebiliriz. Ne olursa mutlaka canı ne istiyorsa hastamızın, ondan 15-20 dakikada bir, en fazla hadi yarım saat diyelim, bir, mutlaka verilmesi lazım. Ne zaman doktora gidilecek?
Bir, ateşi varsa hastamızın. İki, kanlı ishali varsa. Üç, hastamızın yavaş yavaş bilinci bulanıklaşmaya başlıyorsa, yani uyuklamaya başlıyorsa, halsizleşiyorsa, göz yaşı azalıyorsa, yani çocuk ağlıyor devamlı ama gözünden yaş gelmiyor.
Bakıyorsunuz ağzı kurumaya başlamış, tükrüğü kalmamış yani. Düşünebiliyor musunuz suyun kaybının şiddetini? Ve biz diyoruz ki hayır ben buna su vermeyeceğim, su verirsem ishali kusması artar. Kussa bile verilsin deniyor. Çünkü araştırmalar da bunu gösteriyor.
Çünkü bizim verdiğimiz miktar, enimildiği anda bile, yani ağzına girdiği anda, midesine indiği anda, kusana kadar bile faydası oluyor. Onun için demek ki eğer hastamızın ateşi yükseliyorsa, kanlı ishal şeklinde kaka yapıyorsa,
hafif uyuklama hali, uykusuzluk hali, gözyaşında azalması oluyorsa, tükrüğü azalmış ağzı kurumuşsa, idrar miktarı giderek azalıyorsa, yani az miktarda çişini yapıyorsa,
hatta hiç çiş yapamıyorsa, bebeğin bezini takip edeceğiz, kurumuş yani sırf kaka mı yapıyor, yoksa çişiyle beraber kaka mı yapıyor? Çünkü bazen çok sulu kaka yaptığı için,
aileler acaba kaka mı yaptı, çiş mi yaptı, ayırt etmekte zorlanabiliyor. Ama takip ederek de dikkatli aileler fark edebiliyor, çişini yapıp yapmadığını. Eğer bunu fark edemiyorsak da,
o zaman açık tutalım bebeği, bezini çiş yapıyor mu yapmıyor mu, onu takip edebilelim. veya hastamızın ağızdan alması giderek zorlaşıyorsa, zaten bilinci kaybetmeye başladıkça,
ağızdan alması da zorlaşır. O zaman mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurmakta yarar var. Aksi halde, hastamızın genel durumuna göre, takip etmekte yarar var.
Bunlar genellikle, viral dediğimiz, antibiyotik tedavisi gerekmeyen, ishallerdir. Ve çok iyi,
bakım sayesinde, rahatlıkla atlatılabilirler. Aile içinde tedavi edilebilirler. Ama söylediğimiz gibi, eğer çok yüksek ateşli oluyorsa,
bilinç kaybı veya uyku hali başlıyorsa, gözyaşı, tükrüğü, idrarı gibi, çok ciddi su kaybı olduğunu gösteren, belirtiler varsa, bunlarda azalma,
çişini yapamıyorsa hastamız, mutlaka ve mutlaka, bir an önce en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması lazım. O kadar şiddetli olabilir ki, bu tablo hastamız havale geçirebilir.
Ciddi su ve tuz kaybı nedeniyle. Bunlar, çok önemli durumlardır. Asla göz ardı edilmemesi gereken durumlardır. Eğer,
en yakın sağlık kuruluşunda, gerekenler mutlaka yapılacaktır. Peki, çocuğumuz hasta oldu. Hastamızın tedavisine,
takibini yapıyoruz. Ağızdan sulu gıdalar vererek, veyahut da, hazmı kolay olan gıdalar vererek. Ama,
gene de çaresiz kaldığımız zaman, doktora gidiyoruz. Veya, en yakın sağlık kuruluşuna başvuruyoruz. Peki,
ailenin diğer fertlerini nasıl koruyacağız? İşte burada, en önemlisi el yıkama alışkanlığı. Evet. El yıkama alışkanlığı için,
deniyor ki Emine Hanımcığım, kendi kendine aşı yapmak. O kadar kıymetli bir şey, el yıkama alışkanlığı. Onu da arzu ederseniz,
gelecek programımızda konuşalım. Tamam hocam. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele, programımızın,
bugün de sonuna geldik. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak'la bugün, Sağlıklı Bebekler İçin,
Yaz Tatilinin Gelmesiyle Birlikte, Çocuklarımızda rastlanabilecek hastalıklardan, ve anne babaların dikkat etmesi gereken hususlardan bahsettik. Önümüzdeki hafta, Sağlıklı Bebekler İçin,
suyun insan hayatındaki önemi ve, su ve temizlik üzerine sohbet edeceğiz. Ben Emine Ertürk Karaaslan, uzman konuğumuz, Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak,
ve Teknik Basada, Cemre Akbulot, hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Hoşçakalın. Sağlıklı Bebekler İçin,
El Ele Altyazı M.K.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.