Çocukların büyümelerinin izlenmesi
Çocukların büyümelerinin izlenmesi
Çocukların büyümelerinin izlenmesi
Bu bölümde D vitamini için doğru güneşlenme saatlerini, banyo ve masaj alışkanlıklarını, çocuğunuzun ev içindeki küçük sorumluluklarla nasıl güven ve özgüven kazandığını anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Güneşin Çocuğunuza Gerçekten Faydalı Olduğu Saatler
Muayenehanemde D vitamini konusunda en çok karıştırılan nokta şu: pencere arkasından, elbise altından ya da güneş kremi sürülü ciltten alınan güneş yalnızca ısıtır, D vitamini yapımına neredeyse hiç katkı sağlamaz. Bu vitaminin oluşması için güneş ışınının doğrudan tene değmesi gerekiyor.
Bu yüzden yaz aylarında bebeklerinizi ve çocuklarınızı sabah saat 10'dan önce ya da öğleden sonra 16.00-17.00'den sonra, balkonda veya bahçede, en azından elleri, ayakları ve yüzü açıkta kalacak şekilde güneşlendirmenizi öneriyorum. Gölgede de bir miktar güneş ışını alınıyor ama asıl aradığımız etki doğrudan temastan geliyor.
Türkiye güneş açısından şanslı bir ülke; özellikle Akdeniz, Güney Anadolu ve Güneydoğu Anadolu'da güneşten bol miktarda yararlanılabiliyor. D vitamini yalnızca güneşle değil, hareketle ve kalsiyumdan zengin gıdalarla da destekleniyor; yeşil yapraklı sebzeler, balık ve balık ürünleri, zeytinyağı bu konuda faydalı besinler.
Bebeğinizin en güzel gıdası yeni doğan döneminde ve ilk altı ayda hiç kuşkusuz anne sütü. Anne sütü aldığı bu dönemde bebeğinizi aylık kontrollere götürmenizi, bu kontrollerde anne sütünde az bulunduğu bilinen D vitamini desteğini almasını öneriyorum.
Banyo ve Masaj Alışkanlığı
Zeytinyağıyla masajın D vitamini açısından bir etkisi olmasa da bebeği gevşetiyor, bağırsak hareketlerini rahatlatıyor ve uykuyu düzene sokuyor. Bazı bebeklerde cildi kurutabildiği ya da sivilcelenmeye yol açabildiği için, bebeğin cildinin buna nasıl tepki verdiğine bakarak karar vermenizi öneriyorum; her gün yapılması şart değil ama masajın kendisi kıymetli.
Yaz aylarında bebeğin her gün banyo yapması, onu mümkün olduğunca temiz tutması açısından önemli. Ergenlik döneminde de çocuklarınızın banyo alışkanlığını benimsemesine dikkat edin; hormon yapısı değiştiği için bu dönemde ter ve kir kokusu daha belirgin hale geliyor ve çocuklar bazen banyodan kaçınabiliyor.
Çocuğun Sofraya ve Ev İşine Katılması
Büyüme yalnızca kilo ve boyla ölçülmüyor; çocuğun kendini ailenin bir ferdi hissetmesi de gelişiminin bir parçası. Mutfak dağılsın, kirlensin; önemli olan çocuğunuzun anne babasının birlikte iş yaptığını görmesi. Çatalı, kaşığı, peçeteyi sofraya taşımak gibi yaşına uygun küçük görevler vermek, çocuğun üretken olduğunu hissetmesini ve aile içinde sorumluluk almasını sağlıyor.
Meyveleri soymasına, salatalık ya da ekmek kabuğunu eline vermenize izin vermeniz, hem el becerilerini geliştiriyor hem de yemek yeme alışkanlığını olumlu yönde besliyor. Uzmanlar erken yaşta kalem gibi ince motor becerileri zorlamamayı öneriyor çünkü kas ve kemik gelişimi henüz tamamlanmamış oluyor; ama sofra ve ev içindeki basit görevler bunun dışında, aksine faydalı.
Bu küçük alışkanlıklar çocuğunuzun kendine güvenini, paylaşmayı öğrenmesini ve ileride kendi başına ayakta durabilmesini destekliyor. Büyümenin izlenmesi bu yüzden yalnızca aylık kontrollerde tartıya çıkmaktan ibaret değil; güneş, beslenme, hijyen ve aile içindeki paylaşım bir bütün olarak çocuğunuzun sağlıklı gelişimini şekillendiriyor.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli anne ve babalar, siz de en kıymetli varlıklarımız, çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim. Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz. Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz, doçent doktor Fatma Nurçakmak cevaplıyor.
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programı başlıyor. Ben Emine Ertürk Karaslan, teknik basada görevli arkadaşımız Cemre Akbulut, hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, doçent doktor Fatma Nurçakmak stüdyomuzda. Hoş geldiniz sevgili hocam.
Merhaba, nasılsınız Emine Hanım? Teşekkür ederiz, sizleri gördük, daha iyi olduk. Geçen haftaki programımızda çocuk haklarından ve çocuk bayramından bahsettik. Bu hafta çocukların gelişiminin izlenmesi konusundan bahsedeceğimizi söylemiştik. Bugün de çocukların gelişiminin izlenmesinden bahsetmeye devam edelim diyorum.
Ne dersiniz? Nasıl uygun görürseniz. Çocuklarımızı anne karnından itibaren aldık. Annesinin beslenmesinin, bebeğin beslenmesine ne kadar etkili olduğu, onun büyümesine ne kadar katkısı olduğu, gene babanın sigara, alkol alışkanlıklarının çocuk sağlığını ne kadar etkilediği,
gene aile içinde bu tür sigara tüketiminin, çocuklarımızın solunum yolu hastalıklarına, özellikle kulak iltihabı, tekrarlayan anjinler, astım benzeri tablolara ne kadar yol açtığını tekrar tekrar konuşuyoruz. Gene aynı şeylerden bahsedelim. Çocuğumuzun en güzel gıdası hiç kuşkusuz ki anne sütü yeni doğan döneminde ve ilk 6 ayda ve anne sütü aldığı dönemde bebeğimizi aylık kontrollere götürüyoruz.
Bu arada anne sütünde az olduğu bilinen D vitamini desteği veriyoruz. Çok sevindirici olarak önümüz yaz, yaz aylarında çocuklarımızı mutlaka bahçede ve balkonda güneşlendiriyoruz. Yalnız güneşin yakıcı etkilerinden korktuğumuz için de, yan etkilerinden korktuğumuz için de sabahın erken saatleri yani 10'dan önce, sabah 10'dan önce veya akşam 4-5'den sonra bebeklerimizi ve tüm çocuklarımızı,
özellikle ergenleri yani genç kızlık, delikanlık çağında olan çocuklarımızın ve genç emzikli annelerin, hamile hanımların, yaşlı hanımların, beylerin güneşten yararlanmasını öneriyoruz. Şunu hiç akıldan çıkarmamak lazım Emine Hanımcığım. Güneşlenirken pencere arkasından, elbise altından, kremlerin, güneş koruyucuların altından güneşin etkisi sadece ısıtıcı oluyor. Bizim D vitamini yapmasından yararlanmak istediğimiz ışın etkisi maalesef son derece az.
Olmuyor. İhmal edilebilecek kadar az oluyor. Onun için mutlaka çıplak tenle, en azından ellerimiz, ayaklarımız, yüzümüz, güneş görecek şekilde balkonda veya bahçede güneşlenilmesi öneriliyor. Hatta mümkünse... Güneşin bizzat değmesi şart mı hocam?
Evet, mutlaka. Mutlaka güneş ışınlarının cildimize teması lazım. Çünkü... Gölgedeki o zaman faydalanmakta... Yok, onda da gölgede de güneş ışını alıyoruz.
Çünkü ortamda güneş ışını olduğu için. Ama şey de... Çünkü gölgede de güneşlendiğimiz zaman, yazılardan biliyorum, yine de kararıyor insan. Tabii. Mutlaka güneş ışını alıyoruz.
Yani güneş ışını almadığımız zaman yok. Dışarıda olduğumuz zaman. Ama doğrudan güneş ışını almaktan kastımız, balkonda veya bahçede olmak. Yani dışarıda olmak. Pencere arkasından.
Mesela bebeklerimizi çok yatırırlardı bir ara ailelere. Pencerenin önüne yatırıyorum, güneşlensin diye. Tabii ki güneşin bir miktar faydası oluyor ama bizim arzu ettiğimiz bu D vitamini yapan etkisi değil. Türkiye bir güneş cenneti aslında Emre Hanımcığım. Şu anda bile ülkemizin pek çok yerinde harikulade güneş var.
Özellikle de... Bizim memlekette. Evet, özellikle. Evet. Akdeniz mi?
Akdeniz bölgesimizde. Gene Güney Anadolu, Güney Doğu Anadolu bölgemizde. Bol miktarda güneşten yararlanılabiliyor. Orta Anadolu'da da yavaş yavaş. Hani zaman zaman yağışlar olsa, zaman zaman hava soğusa bile.
Ama güneş açtığı zaman da gerçekten çok etkili olabiliyor. Evet. Çok güzel etkisi oluyor. Ama asıl yararlanmamız gereken dönem. Demin de söylediğimiz gibi tekrar olacak ama yararlı olduğu için tekrarlayalım.
pencere arkasından, elbiselerin altından, güneş koruyucu kremlerin ve diğer normal kremlerin altından güneşin sadece ısıtıcı etkisi olduğunu hatırla tutmakta yararlar. Bebeklerimiz mutlaka çıplak denle. Sabah ondan önce veya akşam 4-5'ten sonra balkonda veya bahçede güneşlendireceğiz. Gençler erişkinlerde mutlaka hareket halinde güneşlenirlerse yararlı.
Çünkü kemiklerimizin ihtiyacı olan D vitamininin oluşumunda ve kemik yapısının gelişmesinde yani kemik erimelerine karşı kendimizi korumada en önemli şey hareket etmek, iyi güneşlenmek ve iyi beslenmek. O iyi beslenme arasında da tabii ki kalsiyumla zengin gıdaları unutmamakta yarar var. Bu yeşil yapraklı bitkiler olsun, sebzeler olsun, ondan sonra gene balık ve balık ürünleri olsun, deniz ürünleri olsun. D vitaminin için çok kıymetli.
Gene zeytinyağımızda hatırla tutmakta yarar var. Sizin gene sizin bölgenizin özelliği. Şimdi zeytinyağı demişken aklıma bir şey geldi. Bebeklerin banyo sonrasında ıslak ıslak zeytinyağıyla masaj yapılmasının etkisi var mıdır sevgili hocam? D vitaminin açısından değil ama bebeklere masaj yapılması bir defa bebeği gevşeten bir şey, mutlu eden bir şey.
O bakımdan önemli. Barsak hareketlerini düzene sokan, rahatlatan bir şey, uykutusunu düzene sokan bir şey. Suyla da yapılabilir. Zeytinyağı bazen bebeğin cildine bağlı olarak birazcık cildini kurutabiliyor veyahut da sivilcelenmelere yol açabiliyor. Onun için duruma göre yani bebeğin durumuna göre baktık ki bebeğimizin cildi bundan memnun, bir sorun yaşamıyor.
Devam edilebilir ama öyle her günde bu tür yağlamalara çok gerekli değil. Ama bebeğe masaj yapmak çok kıymetli. Bebeğin her gün banyo yapması önümüzdeki aylar, yaz aylar olduğuna göre her gün banyo yapması çok kıymetli. Bebeği mümkün olduğu kadar temiz tutan bir şey. Bu arada tabii ki ergenlikteki çocuklarımızın da banyo alışkanlığını kazanmaları çok önemli.
Çünkü ergenlikle beraber vücudumuzun hormon yapısı değiştiği için eskiden bebeklik ve çocukluk döneminde duyulmayan ter ve kir kokuları duyulmaya başlıyor. Çünkü hormonları değişiyor. Terlemeye daha fazla terleyip onların da kir kokusuna dönüşmesine yol açıyor. Çocuklarımızın bu dönemde kendilerine öz saygıları ve bedenlerine verdikleri değer açısından banyo yapmaları çok önemli. Çünkü ergenlerin bazı özellikleri var yani genç kızlık, delikanlık çağında.
Çocuklar banyo yapmayı sevmiyorlar. Evet. Yemek yemekten hoşlanmıyorlar. Özellikle de böyle ev yemeklerinden hoşlanmıyorlar ama abur cuburu çok seviyorlar. Çünkü acıkıyorlar ve abur cuburu...
Fesfurk duruyor. Evet, evet. Gıdalara yöneliyorlar. Abur cuburu, evet. Neden?
Çünkü iki dakikada arkadaşıyla sohbet ederken yiyor. Ondan sonra telaşla gitmek istediği yere gidiyor. Halbuki biz de istiyoruz ki çocuklarımız düzgün beslensinler. Eğitlensinler. Ev yemeklerinden yesinler.
Özellikle sebze, meyve ağırlıklı, etini, tavuğunu, balığını ihtiyacı olduğu oranda tüketsin. Ve sağlıklı pişirilmiş, sağlıklı şartlarda pişirilmiş etlerden tüketsinler. Çünkü yağlar öyle. Tekrar tekrar... Yanmış olanlara çok daha zararlı.
Faydasından çok zararlar olduğunu biliyoruz. Tekrar tekrar yakılmış, yağlarda pişirilen, kızartılan yiyecekleri tüketmemelerini arzu ediyoruz ki maalesef sanayi... Sanayi... Türü. Hazır alınmış gıdalarda bu tür şeyler oluyor.
Gene hazır pastalar yerine evde pişirilmiş... Mesela genç kızlar için ailesi... Bir pasta, hadi gel beraber bir pasta yapalım diye. Böyle hem çocuğumuzla vakit geçirmek açısından çok önemli olabilir. Hem onun üretkenliğini desteklemek açısından çok kıymetli olur.
Hem el becerilerini geliştirmek için. Hadi gel birlikte yemek yiyelim. Hadi gel seninle birlikte bir şeyler pişirelim. Yemek pişirelim gibi. Kızlarımız için de erkek çocuklarımız için de.
Fark etmiyor mu? Tabii ki. Çünkü anne çocuk... Çocuk anneyle özdeşleşiyor ve her şeyi paylaşıyorlar. Yani yemeği de birlikte yapabilirler, oyun da beraber oynayabilirler, pastayı da birlikte yapabilirler.
Her türlü şeyi beraber yapabilirler. Belli yaşa kadar. Tabii. İleride de öyle. Yani erkek çocuklarımız da yarın öbür gün yurda gittiğinde veyahut o kendi evine çıktığında...
Veya evlenip yuvasını kurduğunda eşinin yanında olması açısından mutlaka evde annesinin geleneklerini sürdürmesi, ailenin geleneklerini sürdürmesi açısından... Paylaşım açısından mutluluk çok önemli. Evet. Bunlar çok küçük şeyler ama çok güzel vurguladığınız şekilde mutluluğu destekleyen şeyler. Birlikte yemek yapma alışkanlığı.
Çünkü beraber yapmak hocam gerçekten insanları mutlu ediyor çoğu yerde. Çok nadir insanlar tek başına yapmayı tercih ediyorlar. Şöyle bir şey oluyor. Erkekler mutfağı çok dağıtıyor. Mutfağı diye bir inanç var.
Gerçekten dağıtabilir. Ama sizin o bahsettiğiniz paylaşma, olay paylaşma ise o açıdan baktığınızda mutfak istediği kadar dağılsın. Ama çocuğumuz şunu görecek ki annemle babam ne yaparsa yapsın birlikte yapıyor. Mutfağı birlikte dağıtıyor, birlikte topluyor öğrenmeleri açısından da şart. Çünkü annemiz babamız bizim için en iyi yapıyor.
Biz evimizde çok mutluyuz. Çünkü ne oluyor çocuklar? Bir bakıyorsunuz gün gibi geçmiş çocuğunuz. Ay hamile miyim değil miyim? Bebeğimiz oldu olacak derken.
Bakıyorsunuz küçücük bir bebek kucağınıza geldi. Ondan sonra bir bakıyorsunuz bir haftalık oldu, bir aylık oldu derken. Ve çok çabuk geçiyor zaman. Bir yaşından sonrası zaten inanılmaz bir hız kazanıyor. Bir bakıyorsunuz aa genç kız oldu delikanlı oldu diyorsunuz.
Ondan sonra da hadi bana Allah'a ısmarladık ben gideceğim işte başka bir şehirde okuyacağım. Ondan sonra en büyük hayalleri gidip başka bir şehirde okuyup orada tek başına uçmayı öğrenmek gibi. Ve kendi evini kurup birçoğu yurttan ziyade kendi evlerini kurup kendi evlerinde hayatlarını devam ettirmek istiyorlar. Tabii. Ama ne oluyor?
Son dönemlerde üniversitelerde zaten en çok karşılaştığımız apart dairelerde tek başlarına ya da iki kişi şeklinde kalıp. Herkes kendi sorumluluğunu bilip birlikte işte yemek yapıp sıraya koyup ev işlerini. Öyle mi yapıyorlarmış bunu da sizden öğrenem? Çok harika çok güzel paylaşmayı biliyorlar. Paylaşmayı bilen çocuklar tabii ki sorun yaşamıyor.
Bilmeyenler ise gerçekten sorun yaşıyor ve birlikte yaşayamadıkları için tek başına kalıyorlar. Ya. Üniversitede de. İnsan hayal bile edemiyor bir gün çocuğunun yuvadan uçabileceğini. Ama o güne çocuğumuzu hazırlamak lazım.
Asıl sorun o. Onun için ne yapacağız? Mutfak dağılırsa dağılsın. Mutfak kirlenirse kirlensin. Su ve sabun her şeyi temizler.
Kesinlikle. Çok güzel makineler var. Bulaşık makineleri var, çamaşır makineleri var. Elektrik sütügeleri var. Bir de bir makineleri var.
Bir de bir makineleri var. Ona benzerleri de var ama çok güzel. Eskiye göre düşünürseniz. Büyük annelerimizin yaptığı o tüyleri. Ben hatırlıyorum büyükannemin.
İçi kömürle kızdırılarak yaptığı ütüyü hatırlıyorum. Şu anda aksesuar olarak kullanıyor o tür ütüler. Ama doğrusu bir zamanlar atalarımız onu kullanmışlar. Ellerini leyenler de çamaşır yıkamışlar dere kenarına giderek. Hala zaman zaman insanların bunu uyguladığı var.
Ama artık en ücra yere gittiğimizde bile elektrik süpürgesi, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi olan aileler var. Öyle olduğu için biz de çok şanslı ve mutlu buluyoruz kendimizi. Ev istediği kadar dağılabilir. Nasıl olsa biz toplayacağız. Yeter ki çocuklarımıza şunu öğretelim.
Evde ne yaşarlarsa yaşasınlar. Geriye dönmeleri için mümkün olduğu kadar evde tutmakta yarar var. Çocuklar oyuncakları her gün ortaya saçıyorlar. Ben bunları on kere topluyorum. Mutfağımız da dağılıyor diye.
Şikayet. Tabii ki hepimiz yoruluyoruz. Hele hele çalışanlar için, anneler için daha da zor. Anne baba için. İkisi için de çok zor.
Zaten yorucu ve yoğun bir gün geçirmiş olup eve geliyorlar. Ama bir insan evinde istediğini yapmayacak. Nerede yapacak Emine Hanımcığım? Hepimiz eve gittiğimizde şöyle bir ferah ferah sohbet etmek, istediğimiz kadar şarkı söylemek, yüksek sesle konuşmak, yüksek sesle gülmek, gün içinde başımızdan geçenleri anlatmak istiyoruz. Ve kiminle konuşuyoruz?
Bunu ailemizle konuşuyoruz. Eşimizle, çocuklarımızla. Ve onları da dinliyoruz ki onlar da bizimle konuşmayı öğrensinler. Yarın öbür gün yuvadan uçtuklarında da tekrar bize geri gelsinler. Bizim milletimiz aslında bunu çok güzel başarmış.
O bakımdan çok şanslıyız. Nereye gidersek gidelim daima büyük annelere, büyük babalara ziyaret ediyoruz. Siz biraz önce anlatıyordunuz. Torunum annen işe başlayınca ne yapacakın diye sordular. Anneannem bana bakar dedi diyordunuz.
Çocuklar o kadar emin ki büyük annelerden, büyük babalardan. İşte torununuz sizden emin. Anneannem bana bakar diyor. Başkası babaannem bana bakar diyor. Gidiyor babaannesinin evine biz geldik diye sevinç içinde.
Neden? Çünkü o sıcaklığı ne yaparsa yapsın, o evin onun kendisine ait olduğunu ve o evin sevgiyle dolu olduğunu, herkesin onu sevgiyle barına bastığından o kadar emin ki. Bırakalım istedikleri gibi yaşasınlar. Ama o demek değil ki yani her şeyde yıksınlar, döksünler.
Öyle bir hayat yok dünyada. Hepimiz saygı çerçevesi için. İşte büyük anneni rahatsız etmeden, gürültü yapmadan. Hadi bak eşi oyuncakları dağıttın. Anneannen, babaannen sana izin verdi ama hadi şimdi anneanneye bunları temiz bırakalım.
Bir daha geldiğinde tekrar oyna gibi. Küçük eğitimlerle işte mutfakta mesela bize yardım ediyor. Çatalları götürsün, masaya koysun, kaşıkları koysun, peçeteyi götürsün, ekmeği götürsün. Kendi yaşına, boyuna uygun olan davranışlarda ailenin bir ferdi olmaktan,
üretken olmaktan mutluluk duysun. Ne yaparlarsa yapsınlar çocukların mutlaka yapabilecekleri bir şeyler var. Anneye, babaya yardım edebilecekleri. Onun için gerçekten evdeki bütün işlere çocuklarımız da dahil edersek, en küçük yaştan itibaren, yani elleri parmaklarının gelişimi açısından düşündüğümüzde,
yani önce kalem verilmesin, çocuklara bir şey yaptırılmasın diyor uzmanlar ama, çocukların kas gelişimi, kemik gelişimi tamamlanmadığı için, onların zarar görmesine engel olmak adına uzmanlar bunu konuşuyorlar. Ama çocuklarımızın da yapabilecekleri bir şeyler mutlaka oluyor. Tabii.
Mesela önümüz yaz, hep konuşuyoruz yaz ayları, sıcak aylar, suya, sabuna, herkesin çok daha fazla ihtiyacı olduğu. Aynı zamanda su ve sabundan çok, hani etrafı ıslattı, kendi üstünü ıslattı, üşütür mü gibi kaygıların yaşanmadığı aylar. Eline verelim, meyvelerin bir kısmını uykasın.
Salatalıkları uykasın, domatesleri uykasın çocuğumuz. Yani tabii ki yaşına göre olan şeyleri. Veya işte küçük şeyleri, meyveleri soymak da bize yardımcı olsun. Veya eğer biz bağda, bahçede yaşıyorsak toplamak da ailesine yardımcı olsun. Veya tarlada, ufak tefek işlerde,
yani mesela annesiyle babası da tarlaya gittiğinde, biraz ekmek içine peynir koymak da, domates koymak da, annesine küçük hazırlıklar yapsın veya başka işlerde de olabilir. Sofrayı kurmadan, kaldırmadan. Tabii ki.
Yardım olabilir. Evet, bunları çocuklarımızın ailenin bir ferdi olduğunu yaşamaları açısından ve aynı zamanda sorumluluk duygusunun gelişmesi açısından çok kıymetli şeyler. Ve birlikte yaşamayı öğrenmeleri, birbirlerine güvenmeleri, yardımlaşmayı öğrenmeleri açısından da çok çok önemli. Ailede ne öğreniliyorsa gerçekten hayata taşınıyor.
Şimdi baktığımız zaman birçok şey bakarak öğrenebiliyor. Bakarak, sonrasında deneyerek, uygulayarak öğreniliyor. Ama önce görmemiz gerekiyor. Bir şeyi uygulayamasını yapmadan önce nasıl uygulandığını görmemiz gerekiyor ki. Ondan sonra üzerine bir şeyler koyabiliriz.
Ya da kendimiz uygulamaya geçtiğimizde nasıl yapıldığını gördüğümüz için biz de kendimiz uygulayabiliriz. Biz erişkinler olarak çocuklarımızı hayata hazırlamak durumundayız. Kim olursa olsun. Bu örneğin, benim mesleğimde birlikte çalıştığım genç meslektaşlarıma, her zaman hastane ortamında çalışılmıyor.
Tek başına nöbete kaldığı günler oluyor. O nöbete kaldığı sırada neler yapması gerektiğini öğretiyoruz. Yani biz balık yemeği öğretiyoruz ama çocuklarımıza. Balık tutmayı da öğretmek durumundayız. Ki yarın öbür gün yalnız kaldıklarına, tek başlarına kaldıklarına,
erişkin insanlar olduklarında devamlı balık yiyen kişiler olmasınlar. Balığı tutmayı bir öğrensinler. Ve aynı zamanda tutmayı öğretecek yeteneklere de donanıma da sahip olsunlar. Gene bizi çok gururlandıran bir olay oldu. Geçenlerde Hacettepe Üniversitesi Fizik Mühendisi mezunu bir kızımız.
1985 doğumlu çok gururlandırdı hepimizi. Sonra Sabancı Üniversitesi'nde bir eğitim alıyor. Master çalışmasını orada yapıyor. Ve sonra Amerika'da cilt altına yerleştirilen çiplerle hastalıkların tedavisi konusunda bir teknolojik geliştiriyor. Ve bu nedenle Harvard Üniversitesi tarafından davetli genç araştırmacı olan ilk Türk olarak geçiyor.
Ne kadar hoşçuk. Çok gurur duydu bize. Bunu niye söylüyoruz? Çünkü çocuklarımıza bir şey öğretirken onların üretken olduğunu desteklemek durumundayız. Hepimiz bunu yapmak zorundayız.
Bunu evde anneleri babaları olarak biz yapmalıyız. Bir şeyler kırılabilir, bir şeyler dökülebilir, bir şeyler kirlenebilir. Babalar da kirletebilir, anneler de kirletebilir, çocuklar da kirletebilir. Hepimiz insanız. Hiçbirimiz Tanrı değiliz.
Kaldı ki doğada da bir sürü istenmedik olaylar olabiliyor. Bunlara ne yapıyoruz? Bunlarla da başa çıkmayı öğreniyoruz değil mi? Hepimiz yaşarken yağmura karşı kendimizi koruyoruz. Depreme karşı mesela ne kadar hayranlık uyandırıcı bir şey.
Japonlara da deprem oluyor. Dünyanın en şiddetli depremleri olduğu halde o kadar donanımlı ve o kadar hazırlıklılar ki. Ancak çok büyük bir afet olduğu zaman ciddi hasar görüyorlar. Yoksa sanki hiçbir şey olmamış gibi. Yağmur yağdı ve...
Ayaklarla devam ediyorlar. Evet. Onun için her türlü koşulda çocuklarımızı ayakları üstünde durmaya alıştırmak durumundayız. Bunu yapan kişiler anneler babalar olduğu gibi öğretmenler. Bu anaokul öğretmenlerinden başlayarak çocuklarımızı devamlı teşvik edeceğiz.
Yaptığı şeyleri tabii ki düzelteceğiz. Ama bunu eleştiri şeklinde değil de taltif ederek aynı zamanda acaba bir de şöyle denesek nasıl olur şeklinde yaklaşımlarla. Çocuklarımızı yüreklendirerek, onların cesaretlerini kırmak yerine güç vererek, beğenilerimizi ekleyerek, onları destekleyerek hayata hazırlamak hepimizin boynumuzun borcu. Bu hep konuştuğumuz gibi kimden olursa olsun hiç önemli değil. Dili, cinsi, dini, ırkı ne olursa olsun bütün çocuklar, dünya çocukları bizim çocuklarımız.
Çünkü yarın onların ve biz onlara güzel bir dünya bırakmakla sorumlu olan insanlarız. Bütün erişkinlerin birinci derecede sorumluluğu çocuklara güzel, temiz, yaşanabilir bir hayat bırakmak. Teşekkür ederim hocam. Bugün de programımızın sonuna geldik. Biz de teşekkür ederiz bu güzel programınız için. Diliyoruz ki aileler de bizden memnun kalırlar.
Onların istekleri doğrultusunda biz yeni konuşmalarda ekleyebiliriz ve o konuda kendimizi ve koşulları geliştirebiliriz. Teşekkür ederiz. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımızın bugün de sonuna geldik. Bugün doçent doktor Fatma Nur Çakmak'la birlikte sizlere çocukların sağlıklarının gelişimlerinin izlenmesi üzerine sohbet ettik. Ergenlik çağına kadar geldik hemen hemen.
Evet. Aşılarımız var. Evet. Önümüzdeki hafta çocuklarımızın sağlıklı büyüyebilmesi için gereken aşılardan bahsedeceğiz. Ben Emine Ertürk Karaslan.
Uzman doktorumuz doçent doktor Fatma Nur Çakmak. Teknik basada görevli arkadaşımız Cemre Akbulut. Hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Hoşçakalın. Sağlıklı bebekler için el ele.
Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K.
Altyazı M.K. Altyazı M.K.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.