23 nisan ve çocuk hakları
23 nisan ve çocuk hakları
23 nisan ve çocuk hakları
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı vesilesiyle çocuk haklarını, sağlıkta kat ettiğimiz yolu ve çocuklarımızın ilgi alanlarını keşfederek onlara göz hizasından yaklaşmanın önemini anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
23 Nisan yaklaşırken çocuk hakları üzerine konuşmak istiyorum. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi 1989-1990'da 197 ülke tarafından kabul edildi, ama Türkiye Cumhuriyeti bundan yaklaşık 70 yıl önce, 1920'de dünyada ilk kez bir milletin çocuklarına bayram armağan etmişti. Çocuk hakları üç ana başlıkta toplanıyor: yaşama hakkı, eğitim ve dinlenme gibi gelişme hakları, ve korunma hakkı. Bu korunma sorumluluğu yalnız anne babaya değil, topluma ait; çocuğu seven, insana değer veren her erişkin bu sorumluluğun bir parçası.
Şehit Çocukları İçin Kurulan Bayram
23 Nisan'ın ilk kutlanma amacı aslında şehit çocuklarıymış; onlar yalnızlık hissetmesinler, ailelerinden onurlu bir görev uğruna uzak kaldıklarının bilincini yaşasınlar diye küçük şölenler ve hediyelerle onların eğitimine ve barınmasına katkı sağlanmış. Mareşal Fevzi Çakmak'ın büyük kızı Nigar Hanım'ın "biz baba demeye hasret olarak büyüdük" sözünü hatırlıyorum; kendi çocuğunu ve ailesini vatan için kendine hasret bırakacak kadar büyük bir özveri bu. Bu ruh bugün de sınır bölgelerimizde görev yapan ordumuzda ve polisimizde devam ediyor.
Sağlıkta Aldığımız Yolun Büyüklüğü
Benim öğrencilik yıllarımda bin doğan bebeğin ikiyüzünü kaybediyorken, bugün bu sayı on bir bebeğe düştü; yaklaşık 190 bebeği ölümden ve sakatlıktan kurtarmışız. Bu, bilimin ve Sağlık Bakanlığı'nın büyük başarısı; şu anda çocuklarımızın yüzde 98'i aşılı, hedefimiz yüzde 100. Ne yazık ki UNICEF'in 41 ülke arasında yaptığı bir araştırmaya göre eğitim eşitliğinde sondan ikinci sıradayız. Bir çocuk hangi dilden, dinden, cinsten olursa olsun, hangi fiziksel ya da zihinsel özelliğe sahip olursa olsun eşit haklara sahip olmalı; sağlıkta gösterdiğimiz özeni eğitime de taşımamız gerekiyor.
Çocuğun İlgi Alanını Keşfetmek
Geçenlerde kutladığımız köy enstitülerinin kuruluş yıl dönümünü de anmak isterim; bu enstitülerde çocuklar bir hafta boyunca hiçbir müdahale edilmeden gözlenir, çiftlik köşesi, dikiş köşesi, marangoz atölyesi gibi farklı alanlarda hangi köşeye daha fazla ilgi gösterdiğine bakılırmış. Bunu evde de kolayca yapabiliriz; çocuğu pahalı oyuncaklara boğmak yerine parka götürüp karıncaları, açan çiçekleri gözlemlemesine izin vermek, sorduğu sorulara evde birlikte cevap aramak çok daha değerli bir eğitim.
Çocuklarımıza değer öğretirken onların seviyesine, göz hizasına inmek gerekiyor. Torunumla parka gittiğimde salıncakta inmek istemediğinde "sen de geldiğinde başka bir çocuk salıncaktaysa sana izin vermez, değil mi?" dediğimde hemen anlıyor ve iniyor; çünkü çocuklar karşılaştırma yaparak öğreniyor. Bebek doğduğu andan itibaren beden dilini çok iyi okur; ona tepeden bakmadan, bağırmadan, anlayabileceği şekilde anlattığınızda söylediğinizi gerçekten kavrıyor.
Çocuklarımız toplumun ortak emaneti; benim çocuğum, senin çocuğun ayrımı yapmadan hepsine sahip çıkmalıyız. Alman şair Goethe'nin dediği gibi, herkes kendi evinin önünü temiz tutarsa mahalle temiz olur. Çocuğumuza insana saygıyı, çevreye saygıyı, paylaşmayı öğrettiğimizde korkacak bir şey kalmıyor; çünkü eğitim pahalıdır ama cehaletin bedeli çok daha ağırdır.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli Anne ve Babalar, siz de en kıymetli varlıklarımız, çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim. Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz. Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz, doçent doktor Fatma Nurçakmak cevaplıyor.
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programı başlıyor. Ben Emine Ertürk Karaslan, teknik basada görevli arkadaşımız Cemre Akbulut, hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, doçent doktor Fatma Nurçakmak stüdyomuzda. Hoş geldiniz sevgili hocam.
Merhaba, nasılsınız Emine Hanım? Teşekkür ederiz hocam. Sizleri görünce daha iyi oluyoruz. Biz de öyle. Daha önceki haftada çocukların büyümesinin izlenmesi üzerine program yapmıştık. Bu hafta yaklaşan çocuklarımızın hakları ve çocuk bayramı üzerine konuşalım.
Ondan sonra önümüzdeki hafta başka bir konudan yine çocukların izlenmesi üzerine devam ederiz. Buyurun. Aslında geçen programımızda bebeklerin büyümesinin izlenmesiyle ilgili konuşmuştuk. boyları, kiloları ve baş çevralesi ölçümüyle 15 Nisan'da Sağlık Bakanlığımız tarafından büyümenin izlenmesi günü olarak ilan edilmiş.
Ve bu nedenle de bizim verdiğimiz eğitim programı ile örtüşmesi bizi çok mutlu ediyor doğrusu. Bugünlerde de dediğiniz gibi çocuklarımıza verilen çok güzel bir haktan, çocuk bayramından bahsediyoruz. Kutlama heyecanını yaşıyoruz. Çocuk hakları dünyada Kasım ayında 1989 yılına yani 1990 gibi diyelim ilk olarak gündeme gelmiş Birleşmiş Milletler tarafından. Ve bunu 197 ülke kabul etmiş.
Ve bunlar arasında biz de varız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti de var. Ve zaten dünyada ilk çocuk bayramı olarak verilen sadece Türk çocuklarına biliyorum ben. Haklısınız evet. Çok sevindirici olarak da 1990'larda Birleşmiş Milletlerin Çocuk Hakları Sözleşmesi diye gündeme getirdiği
ve 1990'da da resmen kabul edildiği dönemden neredeyse 70 yıl önce hemen hemen 3 çeyrek asır önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafında Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanmaya başlanmış. Nedir çocuk hakları diye şöyle bir gözden geçirdiğimizde çocuklarımızın hakları neler? Bir tanesi hayatta kalma hakkı yani yaşama hakkı. Bir diğeri gelişme hakkı.
Gelişme hakkında neler var? Eğitim, dinlenme, kültürel faaliyetlere katılma, bilgiye erişme, düşünce, vicdan medin özgürlüğü gibi haklar var. Yani kendini geliştiren hakları var. Bir diğeri çocukların korunma hakları. Şimdi çocuklar Tanrı'nın bize en değerli armağanları.
Hep diyoruz ya çocuk kucağımıza aldığımız bebeğimiz Tanrı'nın dünyadan yeni bir umudu. Bu umut ama Tanrı'nın... Bizim de umudumuz, geleceğimiz. Evet, evet. Ve bu umut aynı zamanda bize çok kıymetli bir armağan ve aynı zamanda da çok büyük bir emanet.
Çocuk bir sürü hakka sahip, işte düşünme hakkına sahip, eğitim alma hakkına sahip, kültürünü devam ettirme hakkına sahip. Ama o sırada korunması gerekiyor. Ve bu korunma sırasında da kimler sorumlu? Tabii ki biz erişkinler sorumluyuz. Erişkin deyince mutlaka annesi babası olması gerekmiyor.
Sizin gibi böyle çocuğu seven, insana değer veren kişiler de var bunlar arasında. Yani asıl çocuğu koruyan kişi toplum aslında. Ve bu yediden yetmiş yediye her yaş grubundaki insanın birbirine nasıl katkıda bulunması gerekiyorsa, nasıl küçük bir çocuk büyük annesine büyük babasına yeni bir umut kazandırıyorsa, büyük anne büyük baba da çocuğa umut veriyor.
Aynı zamanda onu korumaya alıyor. Hem korumaya alıyor ama bu sırada çocuklar bize çok değişik şeyler yaşatıyorlar. Sadece bu çocuk benim çocuğum diye bakmamaya başlıyoruz. Komşumuzun çocuğu, kapının önündeki çocuk, sokakta çocuğu. Ve hiç yüzünü görmediğimiz çocuklarımız, hiçbir zaman yüzünü görmeyeceğimiz çocuklarımızla,
dünyanın öbür ucundaki çocuklarımızla bizim çocuğumuz olarak görmeye başlıyoruz. Çünkü o kadar büyük bir sevgi getiriyorlar beraberlerinde bize. Ve bu şekilde de biz de onları korumaya almaya çalışıyoruz. Bu vesileyle izninizle bir anımı paylaşayım. Biz baba demeye hasret olarak büyüdük.
Bu kimin sözü biliyor musunuz Emine Hanımcığım? Maraşal Pevzi Çakmak'ın büyük kızı Nigar Çakmak Hanım Efendinin. Düşünebiliyor musunuz? Babasını görmemiş, aynı zamanda onun arkası, yani doğru dürüst babasıyla beraber olma şansı olmamış.
Ama baba bile diyememiş, babasını soramamış bile. Baba demeye hasret olarak büyümüş. Maraşal Fevzi Çakmak ve çocukları bizim bildiğimiz örneklerden. Mesela Maraşal Fevzi Çakmak'ın erkek kardeşi Çanakkale şehitliğimizi ziyaret eden aileler gayet iyi bilirler. Orada Maraşal Fevzi Çakmak'ın erkek kardeşi şehit olmuştur.
Ve onun küçücük bebekleri maalesef yetim kalmıştır. Aslında maalesef ama öbür taraftan düşünebiliyor musunuz? Çocuk ve insana verilen sevginin büyüklüğünü, kendi çocuğunu ve kendi ailesini, kendisine hasret bırakacak kadar vatanı ve milleti için, çocukların geleceği için onlara güzel bir dünya bırakabilmek,
güzel bir vatanda özgür bir şekilde yaşama şansını verebilmek için kendinden ne kadar büyük bir özveride bulunuyor. Ve şu anda bizim doğuda yaşadığımız müsahibinde olsun, Diyarbakır taraflarında olsun, ordumuzun ve polislerimizin verdiği mücadele. Çok şükür ki Fevzi Çakmaklar ve Nigar Çakmaklar devam ediyor.
Çünkü bu bir ruh, bu bir yürek meselesi. Şimdi sizin mesleğinizde, siz şu anda bu programı yaparken, dünyadaki bütün çocuklara, yani çok şükür ki sizin programınız çok güzel ve uluslararası bir program ve herkes dinliyor uluslararası.
Bizi Almanya'da da, Belçika'da da, Fransa'da da dinleyen sevgili Türk ailelerine, ve bütün insan severlere sevgilerimizi ve saygılarımızı gönderiyoruz buradan. Çocuklarımıza adına onlara teşekkür ediyoruz. Çünkü çocuklarımızı korumaları lazım. Herkesin, hepimizin.
Ben bir rüyamı anlatayım yine size. Ben emekli olalı 10 yılı geçmişti geçen sene. Ve rüyamda beni hastaneden çağırıyorlardı bir gece yarısı. Bu o kadar sık olan bir olaydı ki çünkü. Genç meslektaşlarımız problemli bir hasta olduğu zaman,
yahut onlar beni aradığında veya onlar beni aramasa da, ya da eşin içinden çıkamadıkları bir problemle karşılaştıkları zaman. Evet. Yahut da hakikaten çok sıkıntılı olduklarında, ben onların yanında ve arkalarında olayım diye.
Çünkü onlar da bizim evlatlarımız. Onlar da anne baba kuzusu. Onlar da bize emanet. Kaç yaşında olursa olsun. Hepsi bizim yavrumuz, hepsi bizim çocuğumuz.
Beni rüyamda hastaneden çağırıyorlardı ve gece yarısı. Ben diyorum ki, kızımı da evde bırakacağım ama. Gerçekten de kızımı o kadar çok evde yalnız bırakarak gittim ki hastaneye. Ama ben bunun benim üzerimde bu kadar ciddi bir baskı oluşturduğunu ilk defa o rüyada fark ettim. Çünkü hastaneye gitmemiz lazım.
Orada ben sosyal sigortalar kurumu çocuk hastalıkları eğitim hastanesinden emekli oldum o zamanki adıyla. Şimdi Yıldırım Beyazıt Hastanesi oldu. Hastanemizin adı. O hastanede çok onurla ve zevkle ve gururla çalıştım. Çünkü Türk ekonomisini ayakta tutan, çok sevgili, çok kıymetli Türk işçilerinin çocuklarına ve ailelerine hizmet veren kutsal bir mekandı orası.
Hem o ailelerin, hem o çocuklarımızın, hem de genç meslektaşlarımızın orada çalışan, sağlık çalışanlarının yanında olmak adına orada zevkle çalışırken kendi çocuğumu ne kadar fark ettiğimi ancak bu rüyada fark ettim. Bunun için eğer bir insan, insan seviyorsa çocuk sevgisiyle başlıyor insan sevgisi. Kesinlikle. Çünkü çocuklar çok doğallar. Aklına gelen her şeyi söylüyor.
Sevgiyle söylüyor, saygıyla söylüyor. Ve hiç yalanları yok. Dürüstçe konuşuyorlar. Eleştirilerini çok güzel yapıyorlar. Çocuk hakları verildiği anda bunlar veriliyor çocuklarımıza.
Ama ne oluyor? Hep konuşuyoruz ya bir çocuğun en doğal hakkı ne? Ailesiyle beraber yaşama hakkı. Cinsi ne olursa olsun. Görünümü ne olursa olsun.
Bir çocuğumuz özürlü olabilir, başka sorunu olabilir veyahut da kız olabilir, erkek olabilir. Farklı dilden, farklı dinden olabilir. Farklı bir kültürden geliyor olabilir. Ne olursa olsun o çocuk bizim çocuğumuzdur. Bizden doğma, bizden olma olması önemli değil.
O toplumundur. Çünkü topluma emanettir. İşte bu inançla 23 Nisan Çocuk Bayramı Atatürk ve arkadaşları tarafından ilk defa sizin vurguladığınız gibi dünyada Türk çocuklarına armağan edilmiş. Çok sevindirici olarak Türk çocukları arasına dünya çocuklarını da katarak bunu büyük bir şölene dönüştürüyorlar. Burada 23 Nisan Çocuk Bayramı'nın ilk kutlanmasındaki amaç aslında şehit çocuklarıymış Emine Hanımcığım.
Ve şehit çocukları, işte yetim çocukları aman onlar yalnızlıklarını hissetmesinler. Bunu onurlu bir görevde ailelerinden uzak kaldıklarının bilincini yaşasınlar diye. Üstelik de onların maddi manevi katkıları olsun diye küçük şölenler düzenlenerek, küçük hediyeler düzenlenerek onların eğitimlerine ve barınmalarına katkıda bulunarak bu günlere gelinmiş. Dediğimiz gibi Tevzi Çakmaklar, Atatürkler ve onların çocukları hala Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin vatandaşı olarak Türkiye'nin her yerinde, gerekirse dünyanın her yerinde, bilimde, sanatta ve kendi konularında milletimizi ve Atatürk Cumhuriyeti'ni temsil ederek bu günlere gelindi ve daha da güzel günler çocuklarımızı bekliyor.
Çünkü bilim ve teknoloji o kadar güzel ilerliyor ki ve çok sevindirici olarak benim 40 yıl önce fakültede okuduğum sıralarda gördüğümüz hastalıkları şu anda muhteşem aşılama programları sayesinde görmemeye başladık. Ve bazı hastalıklar daha anne karnındayken hatta anne karnından önce teşhis edildiği için şu anda sağlıklı çocuklara kavuşuyoruz. Ve yine benim öğrencilik yıllarımda bin doğan bebeğin iki yüzünü kaybediyorken şu anda neredeyse 11-12 bebeği kaybediyoruz.
Ne o çok güzel bir başarı. Bu kimlinin başarısı? Tabii ki bilimin başarısı. Seven insanların başarısı. Çünkü diyor ki birinin başına bir şey geliyorsa onun engellenmesi lazım, tekrarlamaması lazım.
O zaman bilimde gelişme oluyor. Aynı zamanda bilimde gelişmeyi içeriye getirenler kimler? Türkiye'ye getirenler? Sağlık konusunda Sağlık Bakanlığımız. Ve sağlık konusunda hep konuşuyoruz %98 çocuklarımızın, 100 çocuğumuzun 98'i aşılı.
Biz diyoruz ki 100 çocuğumuzun ikisi de aşılı olsun. Öbür ikisi niye aşısız kalsın? Onlar da aşılansın. Burada çok sevindirici olarak UNICEF'in rakamları çok çarpıcı. Türk çocuklarının sağlık hizmetini çok iyi aldığı konusunda çok ülkeler arasında oldukça iyi bir yerdeyiz.
En üst düzeylerdeyiz. Fakat yine UNICEF'in raporlarına göre eğitim konusunda maalesef çok iyi değiliz. 41 ülkede UNICEF'in yapmış olduğu bir çalışmaya göre biz 40. sıradayız. Yani sondan ikinciyiz. Eğitim eşitliği yok çocuklarımızda.
Bu çok üzücü. İnsanlık adına da hoş değil doğrusunu isterseniz. Bütün çocuklar madem ki eşit, dili, dini, cinsi, ırkı ne olursa olsun, görünümü ne olursa olsun, kız olsun, erkek olsun, zihinsel problemi olsun, zeka problemi olsun, yürüme veyahut da işitme, görme problemi olsun. Çünkü bilim ve teknoloji ne kadar güzel ilerliyor.
Görmeyen kişiye sinemaya götürülüyor, film seyrettiriliyor. İşitmeyen kişiye filmde konuşmalar işaret diliyle anlatılıyor. Bilim ve teknoloji bu kadar hızlı ilerliyorken biz daha fazla çalışmamız lazım. Ne diyor? Büyük Atatürk, Türk, öğün, çalış, güven diyor.
Ne yapmışız biz? Daha fazla çalışmışız. Sağlık Bakanlığımız muhteşem bir hizmet sunmuş. Ve 40 yıl öncesine göre 1000 bebeğin 200'ü kaybediliyorken şu anda 11'i kaybedilir hale gelmiş. Yani neredeyse 190 bebeği kurtarmışız ölümden ve sakatlıktan.
Gene aynı şekilde sağlık konusunda yaptığımız bu büyük hizmeti çok daha fazla çalışarak eğitim konusunda götürmeliyiz ki öbür çocuklarımız da eşit koşullarda yaşayabilsinler. Benim öğrencilik yıllarımda çok değişik illerden, çok değişik okullardan fakülteye katılımlar olurdu. Ama şimdi görüyoruz ki herkes birbiriyle çok rahat sohbet edebilir haldeydi. Çocuklar şimdi kılık kıyafete fazla takılıyorlar, aksana fazla takılıyorlar.
Ve dolayısıyla arkadaş edinirken bazı sıkıntılar yaşanıyor. O zaman bizim büyükler olarak yani erişkinler olarak çocuklarımız arasındaki bu eğitim farklılıklarını kapatmamız, eğitim eşitsizliğini düzeltmemiz, daha fazla çalışmamız gerekiyor ki Sağlık Bakanlığında çalışıp övündüğümüz başarıyı eğitim hizmetlerine de götürebilelim. Ve sizin yaptığınız bu güzel sağlık programlarıyla, eğitim programlarıyla çocuklarımıza ve ailelerine daha fazla hizmet götürebilelim.
Evet sevgili hocam ben de katılıyorum tabii ki size. Çünkü gerçekten çocuklar bir toplumun yani en değerli varlıkları bizim için de. Anne babadan başta olmak üzere toplumun değerli varlıkları. Kesinlikle. Her programımızda söylüyoruz.
Yeni doğan bir çocuk tanrının dünyadan yeni bir umudu şeklinde yorumluyorsunuz. Gerçekten hani bu çok güzel bir deyim. Aynı zamanda bizim de anne baba olarak dünyadan umudumuz. Doğru. Geleceğimiz.
Doğru. O açıdan çocuklarımıza gerçekten gereken önemi vermemiz gerekiyor. Öncelikle sağlıklı besleyeceğiz. Bize muhtaç oldukları dönemde doğuştan itibaren doğmadan hatta anne başlayacak. Ondan sonra da doğduktan sonra da eğitim eşitliği sağlayarak devletin tabii bu konuda çok büyük katkısı olacağını düşünüyorum ben.
Tabii maddi olarak zaten iyi durumda olan insanlar çocuklarına çok güzel eğitimler verdiriyorlar. Özel dersler olsun özel okullar olsun yapabiliyorlar. Ama ihtiyaç sahipleri dediğimiz düşük geliri olan ailelerin çocuklarının durumu esas devlete kalmış oluyor. Bu durumda da devletin son dönemlerde yaptığı gerçekten çok güzel şeyler var. Hatta son dönemlerde benim hatırladığım kadarıyla artık anaokullarına göndermek mecburi oldu.
Çok haklısınız. Okul öncesi eğitim diye bir program. Okul öncesi eğitim programı başlatıldı. Okul öncesi eğitim programı gerçekten çocuklar arasındaki farklılıkları en aza indireceğini düşünüyorum ben. Hem sosyal açıdan çocukları geliştiriyor hem de çocuklar arasındaki dil farklılıklarını da düzeltiyor.
Çünkü çocuklar bir topluma giriyorlar o toplumdaki esas kullanılan dili öğreniyorlar. Ve çocukların dillerini değiştirmesi çok çok kolay büyüklere oranla. Doğru çok daha kolay uyum yapabilen her bakımdan yani hem topluma daha kolay uyum yapabiliyor. Yani gittikleri çevreye hem de çok güzel algılıyorlar. Bakıyoruz çevremizdeki çocuklara biz yani torunlarımıza bakıyoruz arkadaşlarımızın çocuklarına bakıyoruz.
Gerçekten uyardığınız zaman iki üçüncü uyarmıyorsunuz. Zaten kendisini düzeltmiş oluyor çocuk. Televizyon seyreden çocuklar arasında sürekli televizyona takılan çocuklar arasında bakıyorsunuz çok az konuşuyor ama çok düzgün konuşuyor. Çünkü duyduğu çok düzgün. Çocukların algıları da çok farklı oluyor.
O nedenle onların öğrenmek istediği konulara dikkat etmekte yarar var. Yani çocukları dinlemek çok önemli. Yani konuşturmak önemli aynı zamanda dinlemek önemli. Gözlemek çok önemli. Çocuk eğitiminin en önemli parçalarından bir tanesi çocuklarımızı gözleyip onun ilgi alanlarını keşfetmek.
Gene geçenlerde kutladığımız bir gün oldu İmnam'cığım 17 Nisan köy enstitüllerinin kuruluş yıl dönümü imiş. Ve bu da çok önemli bir şey bizim eğitim sistemimizde. Çünkü çok farklı illerden çok farklı kültürlerden gelen çocuklarımıza çok farklı eğitimler veriliyor. Ve köy enstitüllerinin temelinde çocuklar bir hafta kadar gözlenirmiş. O sırada hiçbir şey diye müdahale edilmezmiş çocukların eğitimine.
Değişik köşeler varmış mesela çiftlik köşesi, dikiş köşesi veyahut marangoz atölyesi, demir atölyesi gibi değişik değişik köşeler varmış. Gözlerlermiş öğretmenler. Çocuk hangi köşede daha fazla oynuyor? Hangi köşeye daha fazla ilgi duyuyor? Bunu yapmak aslında evlerde de çok kolay.
Çünkü illa da anaokullarında, kreşlerde de çok kolay bakıyorsunuz. Evet. İlla da çocuğu çok pahalı oyuncaklara boğmak değil çocuğa eğitim vermek. Onu alıp hep konuşuyoruz ya havalar güzelleşti. Aman ne olur yürüyüşler yapın.
Parka götürün. Parka götürün. Çocuklarımız orada karıncaları görsün. Çiçeklerin açtığını görsün. O çiçeklerle ilgili sorular sorsunlar.
Hep beraber eve döndüğümüzde herkes şimdi internet kullanıyor. Ve kullandığımız internette bir sürü gereksiz şeylerle vakit kaybedeceğimize, çocuklarımızın sorularına yönelik. Görsel olarak destekli. Evet. Bilgiler verebiliriz çok rahatlıkla.
Harika olur. Çok çok güzel olur. Onun için çocukların eğitiminde mutlaka onların ilgi alanlarını keşfedip hem biz aileler olarak hem sizin de bahsettiğiniz gibi anaokullarında, okullardaki öğretmenleri olarak. Yani tüm erişkinler olarak çocuğu seven, insanı seven, ailesini seven herkes olarak çocuklarımıza elimizin taşınma altına koymamız gerekiyor. Siz ne yapıyorsunuz?
Bu programları yapıyorsunuz. Bu güzel programları. Ne yapıyorsunuz? Dünyanın dört ucuna yetişiyorsunuz eğitim programlarınızla. Bunlardan eğitim alan anneler babalar çocuklarına hatta büyük anneler büyük babalardan bizim programlarımızı dinleyenler var.
Size de dönüyorlar, bana da dönüyorlar ve bu ailelere biz çok minnettarız. Çünkü bizim kendimizi geliştirmemize, sizin programınızın ne kadar gerekli ve kaliteli olduğu konusunda biraz daha çalışmamız gerektiğini konusunda bizi yüreklendiriyorlar ve bize sevinç veriyorlar. Öyle olduğu için de biz de istiyoruz ki çocuklarımız madem ki toplumun emaneti o zaman hepimiz elimizi taşının altına koyacağız. Ne kadar ağır olursa olsun o taşı kaldırmaya çalışacağız.
Bu çocuklar bizim çocuğumuz. Çünkü eğitime yapılan masraf çok büyük ama cehaletin masrafı çok daha büyük, çok daha pahalı. Eğitim pahalı, cehalet çok pahalı. Onun için aman sevgili anneler babalar, büyük anneler, büyük babalar. Çocuğu seven herkes.
Benim çocuğum senin çocuğun fark etmez. Bu çocuklar bizim çocuğumuz. Alman şairi göteni bir sözü var. Evimin önünü temiz tutarsam mahalle temiz olur. Hepimiz çocuklarımıza belli eğitimi verirsek, ona insan sevmeyi, insana kendine olduğu kadar başkasına da saygılı olmayı öğretirsek.
Benim çocuğum kadar komşumun, sokaktaki geçen çocuğun, sokakta simit satan, orada kağıt toplayan, çöpleri karıştıran çocuğun da bir ailesi olduğunu ve onun o çaresizliği sırasında ne yapmak zorunda olduğunu bilmediğimiz bu çocuğumuzun da bizim yavrumuz olduğunu kabul eder ve o bilinçle yaklaşırsak hiç korkacak bir şey kalmaz. Çünkü mahallemizde, ülkemizde er geç temiz olacak ve çok daha güzel bir dünyada çocuklarımızı ağırlayacağız.
Çünkü biz bu dünyada madem ki misafiriz, bu dünya madem ki bize emanet çocuklarımıza iyi bir şekilde, temiz bir şekilde bırakmamız lazım. Hatta bu dünya bizim torunlarımızın emaneti diye bakıyoruz tabii biz. Onun için ağaç dikiyoruz, geleceğe yatırım yapıyoruz biz. Orman ve Su İşleri Bakanlığı olarak. Harika.
Onun için ağaçlanmıyoruz ülkemizi. Biz de çok minnettarız. Bu güzel çevre düzenlemesi nedeniyle. Çünkü siz suyla da çok ilgileniyorsunuz. Tabii barajlar yapıyoruz.
Su deyince şimdi at. Suyu iyi bir şekilde yönetmek gerekiyor. Çünkü su kaynaklarımız gittikçe azalıyor ve biz su zengini bir ülke değiliz. Onun için de kesinlikle musluktan akan suya çok dikkat edelim diyorum. Özellikle çocuklarımıza şimdi çocuk anne babalara biz bu programı yapıyoruz ama bir taraftan da çocuklarına enerji tasarrufu konusunda, su tasarrufu konusunda kesinlikle çevre sevgisi, çevre koruma alışkanlıkları konusunda anne babalar çocuklara çok güzel örnekler olabilirler.
Parka gittikleri zaman parktaki ortak alanların kullanılması, yeşil alanların korunması, çiçeklerin koparılmaması gerektiğini çocukken biz onlara anlatabiliriz. Saygıyı, yeşil olan saygıyı, çevreye saygıyı, insana saygıyı, sevgiyi orada gösterebiliriz. Ortak olan kullanım alanları, eşyalar, parktaki kullandıkları oyuncakların emanet olduğunu ve herkesin kullanımını hakkının olduğunu çocuğumuza orada söyleyebiliriz. Yani benim de bir torunum var.
Parka da zaman zaman götürüyorum. O haşin davrandığı zaman oyuncaklara diyorum ki biraz sallanmaya başlıyor salıncakta. Biraz sallanıyor, birisi geldi diyorum ki oğlum biraz da işte arkadaşın sallansın. Müsaade et o da sallansın, sen sallandın, onun da hakkı var burada. İnmek istemiyor.
O zaman yani sen de geldiğin zaman arkadaşın da sana izin vermez diyorum. O zaman yani sen sallan, arkadaşın da sallanırsa o da sana izin vermez başka bir zaman. Sonra düşünüyor, iniyor. Haklı. Karşılaştırma yapıyor çünkü.
Evet doğru. Çocuklar çok kolay öğreniyorlar. Bunlara mantığını anlattığımız zaman gene benim bir anım var. Çocuklara hocam şu dikkatimi çekti. Çok özür diliyorum sözünü kestim.
Kesinlikle onun seviyesine inerek, tepeden bakmadan anne baba olarak lütfen anne baba olduğunuzu unutun. Onun seviyesine inin, göz seviyesine inin. Göz seviyesinde onu insan hesabına koyarak anlatırsanız size konuşmayı bilmese bile kesinlikle sizin ne demek istediğinizi çok iyi anlıyor. Hani demiştiniz ya bebek en iyi beden dilini okuyan kişidir. Doğru.
Doğar doğmaz anneye babayı çok rahatlıkla kullanırlar. Onun ne demek istediğini, nasıl davranmak istediğini, neler söylediğini çok iyi bilirler demiştiniz. Bir programımızda hatırlıyorum. Ben de bakıyorum kendi çevremdeki çocuklardan. Gerçekten onun seviyesine inip, aynı seviyeye oturup, anlattığınız zaman bağırmadan kesinlikle anlıyorlar ne demek istediğinizi.
Evet, çok çok haklısınız Emine Hanımcığım. Bize bu güzellikleri yaşatan, bunu öğreten çocuk, çünkü biz Cumhuriyet, siz de ben de Cumhuriyet'in Cumhuriyet çocuklarıyız ve çocuğun ne kadar kıymetli olduğunu dünya milletlerinden 70 yıl önce yaşamış bir ulusun çocukları olarak çocuklarımıza bu güzel bayramı, kutlama onurunu yaşattığımız için çok şanslı ve güçlü bir ülkeyiz. Nice 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramları'nı çocuklarımız ve ailelerinin kutlaması dileğiyle ben derneğimiz adına saygılarımı sunuyorum.
Ve size de bu güzel programlarınız için tüm ekibe ve bakanlığınıza teşekkürlerimi sunuyorum. Biz teşekkür ediyoruz sevgili hocam. Ben de bütün çocukların önce, ülkemiz çocuklarının, Türk çocuklarının ve bütün dünya çocuklarının çocuk bayramını kutluyorum. Yaklaşan çocuk bayramını kutluyorum. Ve hepsine sevgi, saygı, muhabbet diliyorum.
Güzel bir dünyada, barış içinde yaşamalarını diliyorum. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımızın bugün de sonuna geldik. Bugünkü konumuz Çocuk Hakları ve Çocuk Bayramı üzerine çocuklarımızın yetiştirilmesinden ve korunmasından söz ettik. Önümüzdeki hafta yine çocukların gelişiminin izlenmesi üzerine sohbetimiz devam edecek. Sevgili dinleyenler, her zaman olduğu gibi konuğumuz, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı,
Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak da kendisine çok çok teşekkür ederiz. Önümüzdeki hafta görüşünceye dek ben Emin Ertürk Karahaslan, Teknik Basada görevli arkadaşım Cemre Akbulut. Hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Hoşçakalın.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.