Hayatımızın ilk 1000 günü
Hayatımızın ilk 1000 günü
Hayatımızın ilk 1000 günü
Hamilelikten iki yaşın sonuna kadar süren 'ilk 1000 gün'ün neden hayatın altın çağı olduğunu, bu dönemde annenin beslenmesinin, sigaradan uzak durmanın ve alerji-teknoloji dengesinin bebeğin geleceğini nasıl şekillendirdiğini anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
İlk 1000 gün: hayatın altın çağı
Hayatımızın ilk 1000 günü, anne karnına düştüğümüz andan iki yaşımızı bitirene kadar geçen süreyi kapsıyor. Bunu hayatın altın çağı olarak görüyorum çünkü şeker hastalığı, kemik erimesi, kalp hastalıkları gibi ciddi hastalıkların temelleri de, tam tersine sağlıklı olmanın temelleri de bu dönemde atılıyor. Bebeğimizin uzun boylu, iyi kilolu ama obezite riski taşımayan biri olmasını istiyorsak, annenin hamilelik döneminde beslenmesi kadar bebeğin doğumdan sonra anne sütüyle ve doğru ek gıdalarla beslenmesine de özen göstermemiz gerekiyor.
Annenin beslenmesi bebeğin geleceğini şekillendiriyor
Hamile ve emzikli hanımlara mutlaka üç ana, üç ara öğün öneriyorum; çünkü anne bu dönemde sadece kendini değil bebeğini de kanıyla besliyor. Aç kalmadan ama abur cuburdan da kaçınarak düzenli beslenmek hem gebelik zehirlenmesi hem gebelik şekeri riskini azaltıyor. Bol su içilmesini, hazır meyve suları yerine kendi hazırladığımız komposto ve taze sıkılmış meyve suyunu tercih etmenizi öneriyorum; idrarın tutulmaması da önemli, çünkü idrar yolu iltihabı erken doğuma yol açabiliyor. Annenin kansız olması ya da iyi beslenmemesi bebeğin beyin gelişimini ve zekasını doğrudan etkiliyor; bu yüzden demir ve vitamin eksikliklerinin hamilelik boyunca tanımlanıp tedavi edilmesini önemsiyorum.
Sigara ve solunum yolu hastalıkları
Hamile hanımların yanında, bebeklerin ve emziklilerin bulunduğu hiçbir ortamda sigara içilmemesini öneriyorum. Bu ortamlarda sigaraya maruz kalan çocuklarda kulak iltihabı, bademcik iltihabı, bronşit, zatürre ve özellikle astım gibi hastalıklar üç ila beş kat daha sık görülüyor. İlk 1000 güne gösterilecek özenin dünya çapında en az bir milyon kişiyi hastalıktan koruyacağını düşünüyorum; bu, sağlığı sonradan tedavi etmekten çok daha kolay ve ucuz bir yol.
Alerji artışı ve aşırı hijyen
Çevremizde alerjik doğan çocuk sayısının arttığını görüyorum; bunun bir nedeni sanayileşme ve egzoz gazına maruz kalan bitkilerin, hayvanların ürünlerini tüketmemiz, bir nedeni de çocuklarımızı aşırı hijyenik ortamlarda büyütmemiz. Evde yere düşen emziği hemen yıkamak yerine, ev içi temasların çocuğun bağışıklık sistemini mikroplarla tanıştırmasına izin vermenizi öneriyorum; alerjik hastalıkların en az görüldüğü grup, samanla ve toprakla iç içe büyüyen kırsal kesim çocukları. Katkı maddesi az gıdalar tercih edilmesini, boyalı şeker ve sakızlardan kaçınılmasını, ilk iki yıl bebeğin hiçbir şekilde şekerle tanıştırılmamasını öneriyorum.
İlk iki yılda ekran yerine karşılıklı oyun
İlk iki yılda çocukları televizyon, bilgisayar ve cep telefonundan uzak tutmanızı öneriyorum; tablet artık bir iletişim aracı değil, oyalayıcı bir oyuncak haline geldi ve bu yaş grubunda sosyalleşmeyi, ilişki kurmayı ve beyin gelişimini olumsuz etkileyebiliyor. Bunun yerine çocuğunuzla top oynamak, birlikte kitap okumak, resim yapmak ya da parkta yaprakları, bulutları, güneşin doğuşunu birlikte izlemek öneriyorum; bunlar hem zekasını hem ruhunu hem de çevresiyle kurduğu ilişkiyi çok daha iyi geliştiriyor.
Bölümün tam dökümü
Müzik Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Müzik Müzik Müzik
Müzik Müzik Müzik Müzik Değerli anne ve babalar, sizde en kıymetli varlıklarımız, çocuklarımızın
sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı vesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim. Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz. Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz.
Doçent Doktor Fatma Nurçakmak cevaplıyor. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programı başlıyor. Ben Emine Ertürk Karaslan, Teknik Basada Cemre Akbulut, hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımızın program konuğu,
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, Doçent Doktor Fatma Nurçakmak stüdyomuzda. Hoş geldiniz. Merhaba Emine Hanım, hoş bulduk.
Nasılsınız? Teşekkür ederim. Sizleri gördük, daha iyi olduk. Çok teşekkür ederiz. Hele hele sağlıklı görünce çok daha iyi oluyoruz.
Gerçekten sağlıklı görmek insana huzur veriyor dostlarımızla. Diliyorum ki bütün aileler de sağlıklı ve mutludur. Ve sağlık sorunları olanlar da inşallah en kısa zamanda sağlıklarına kavuşurlar. Doçent Doktor Fatma Nurçakmak'la bugün hayatımızın ilk bin gününden bahsedeceğiz. Bu yayın dönemimizde sağlıklı anne ve baba olmaktan başladık.
Sağlıklı bir hamilelik dönemi geçirmek üzerinde durduk. Sonra anne adaylarının yapması gerekenlerden bahsettik. Güvende annelik, güvenli yeni doğan bebeklerden bahsettik. Anne ve bebek sağlığı açısından en son geçen hafta olunum yolu enfeksiyonlarından korunmanın yollarını ve neler yapılması gerektiğini sizlere anlatmaya çalıştık. Sağlıklı bebekler için programımızda bu hafta hayatımızın ilk gününden bahsedeceğiz.
İlk bin gününden bahsedeceğiz. Sevgili hocam hayatımızın ilk bin günü nereyi kapsıyor? Neler yapılıyor? Bu çok hoş bir kavram aslında. Sanki bir çok sessiz gibi görünen ama çok kıymetli bir süreç bu ilk bin gün. Özellikle hamilelik döneminden başlayarak anne karnında bebeğin oluştuğu ilk günden iki yaş bitene kadar ki süreyi kapsıyor.
Anne karnına düştüğü andan itibaren başlayan süre. Evet ve bunun ne faydası var bize? Bebeğin bu dönemde çok iyi bir bakım alıyor olması. Hep sizin güzel programınızda tekrar tekrar gündeme geldiği gibi hamilelikten itibaren ilk iki yıl hayatın altın çağı. Yani ilk bin gün hayatın altın çağı olarak. Burada her şeyin temeli bugünlerde atılıyor Emine Hanım'cığım.
Düşünün ki şeker hastalığı. O zaman hayatımızın sarayını ilk bin günde yapıyoruz. Evet ve düşünelim ki şeker hastalığı, düşünelim ki kemik erimesi denilen hastalıklar, düşünelim ki kalp hastalıkları gibi çok ciddi hastalıkların temelleri bile daha anne karnından atılmaya başlıyor. Veyahut da tam tersi bütün bunların olmasın sağlıklı olalımın temelleri bugünlerde atılıyor hamilelikte ve ilk iki yılda. O nedenle bu dönemin kıymetini bilmemiz gerekiyor.
Bebeğin ve çocuğumuzun büyümesi, gelişmesi açısından çok değerli. Eğer sağlıklı büyümesini, uzun boylu, iyi kilolu ama şişman olmayan yani obeste tehlikesi olmayan biri olmasını istiyorsak, annenin hamileliği döneminde beslenmesi kadar bebeğin doğumdan itibaren çok iyi beslenmesi, ek gıdalara çok özen gösterilmesi, şekerden, tuzdan kaçınılıyor olması. Doğru.
Dolayısıyla çocuğumuzu okula hazırlıyoruz ve onun başarısını desteklemeyi öğretiyoruz. Neden? Çünkü iyi beslenen insanların çok daha zeki olduğu kanıtlanmış bir gerçek. Gene tuzdan kaçınalım dedik ama iot kullanıyorsak da eğer doktorumuz tersini söylemiyor ve önermiyorsa, ki bazı durumlar var, guaterın, hani bu zehirli guater denilen durumlarda da iottan kaçınılması gerekiyor.
O durumlar söz konusu olmadıkça iotlu tuz kullanılması önerilenler arasında. Gene çocuğumuzun sağlığının, başarı ve eğitimdeki başarısının desteği açısından da mutlaka bu ilk bir gün çok iyi değerlendirilmeli. Başta bahsettiğimiz o şeker hastalığı, obesite, kalp hastalıkları gibi veyahut da hatta sonunum yolu hastalıkları gibi hastalıklara engellenmesi açısından da gene ilk bir gün kıymetli. Sonunum yolu hastalıklarıyla ne alakası var beslenmemizin akla gelebilir ama sigara burada önemli bir etken.
Hamile hanımlarının yanında sigara içilmez. Bir defa hamile hanımlar zaten sigara içmemeli ama hamilelerin olduğu ve bebeklerin, emziklilerin olduğu ortamlarda da içilmemeli. Neden? Çünkü sonunum yolu hastalıklarına bu kulak iltihabı, bademcik iltihabı, bronşit, zatürre gibi hastalıklar dahil olmak üzere özellikle astım gibi hastalıklara çok yatkınlık oluşuyor. 3 ila 5 katı kadar sık görülüyor eğer çocuklarımızın yanında veya bebeklerin yanında hatta hamile hanımlarının yanında sigara içiliyor olması.
O nedenle buna çok özen göstermemiz gerekiyor. Eğer bu ilk bin günün kıymeti çok iyi bilinirse en az 1 milyon kişi, dünyada 1 milyon kişiyi ölümden kurtarmış ve ona hayatını bağışlamış oluyoruz. Yani aldığımız hep söylüyoruz ya sağlığı korumak çok daha kolay ve ucuz olanı. Aldığımız küçük önlemlerle. İşte hamile hanımın iyi bakımı, iyi beslenmesi.
Ondan sonra bebeğin anne sütüyle sadece ve sadece ilk 6 ay anne sütüyle beslenmesi. Ondan sonra ek gıdalara geçerken şekerden, tuzdan kaçınılması ama doğal gıdalara uygun şekilde geçiliyor olması gibi önlemlerle insanlara sağlığını bağışlıyoruz. Ve 1 milyon kişiyi de hayata bağlamış oluyoruz sağlıklı yaşamaları için. Aynı zamanda gereksiz harcamalardan bütün bu saydıklarımıza karşı koruduğumuz için ülke ekonomisine de %12 kadar katkıda bulunulmuş oluyor.
%12 sanki küçük bir dilim gibi görünse de bile onda 1 yani 10 çocuktan birinin sağlık giderlerine katkıda bulunmuş oluyoruz. 10 çocuktan birinin eğitim giderlerine katkı hatta 1,5'unun yani 20 çocuktan 3'ünün 20 çocuktan sağlık giderlerine 20 çocuktan 3'ünün eğitim giderlerine katkıda bulunmuş oluyoruz gibi. Oldukça büyük bir katkı sağlanıyor. Ve burada çocuklarımıza yaptığımız 1 dolarlık harcama yani anne karnından itibaren çocuklarımıza yaptığımız 1 dolarlık harcama gereksiz masraflardan bizi kurtardığı için en az 48 olarak bize geri dönüyor.
Dolayısıyla çocuklarımıza daha iyi bir gelir kaynağı oluşturmuş ve bir sonraki kuşağı aktarmak üzere sağlıklı ve daha iyi eğitimli bir ebeveyn bırakmış. Yani biz çocuklarımıza iyi bakarsak onlar da çocuklarına sağlıklı ve eğitimli olarak geri dönecekler ve onlar da çocuklarına en az bizim kadar iyi yaklaşarak daha iyi bir topluma yani bizim hayalimizdeki sağlıklı bebeklerden oluşan ailelere, sağlıklı ailelerden oluşan topluma ulaşabiliriz.
Evet, evet böylece el ele gönül gönülle vermişliğimizin bedelini ödülünü almış olacağız diye umuyoruz. Hocam dediniz ki hayatımızın ilk bin gününde işte eğer dikkat edilirse şeker hastalığı olmaz. Şeker hastalığı neden olur diye hemen bir aklıma şey geldi ki hani anne karnına düştüğünden itibaren anne nasıl bir yol izlerse eğer çocuğunu şeker hastalığından korumuş olur. Her şeyden önce dünyanın en tehlikeli hastalıklarından bir tanesi açlık.
Her yerde herkes için aç olmak çok tehlikeli. Ve özellikle de bu hamilelik döneminde hem anne adayının sağlığı açısından çok kıymetli. Burada babaların sağlığının da tabii ki çok önemi var. Ama anne bebeği kanıyla ve canıyla beslediği için annenin kan şekerinin düzenli olması çok önemli. O nedenle hamile hanımlara ve lohus hanımlara mutlaka üç ana üç ara öğün öneriyoruz.
Çünkü sadece kendine bakmıyor o dönemde. Özellikle emzikli olduğu dönemde daha önceki ihtiyaçlarından eskiden mesela bire ihtiyacı varsa bu sefer bir buçağa ihtiyacı olmuş oluyor. Hani çift canlılık halk arasındaki çift canlılık kavramı öyle çok örtüşüyor. Ama çift canlı deyip de her şeyi yesin demiyoruz. Çünkü bu da annenin psikolojisini bozan bir şey.
Çünkü zaten annenin bedeni çok büyük bir değişim geçirmiş oluyor. Aynı zamanda hamilelik sırasında çok fazla abur cubura yönelmesi veya çok fazla tatlı şeyler yiyor olması, çok fazla tuzlu şeyler yiyor olması hem gebelik zehirlenmelerine hem de gebelikteki şeker hastalığına yatkınlık oluşturabiliyor. O nedenle bu dönemde aç kalmayacak ama çok düzenli beslenecek ve sağlıklı beslenecek. Mutlaka üç ana üç ara öğün yiyecek hem hamileliğinde hem lohusalık döneminde yani emzikli olduğu dönemde.
Bol su içecek. Bol su içecek. Sık sık tuvalete gidecek. Çünkü tuvalete gitmek de hem idrar ve hem dışkı açısından çok kıymetli. Yani annenin idrarını tutuyor olması veyahut da her gün büyük abdesti için tuvalete gitmiyor olması mikrop kazandırıyor.
Ve eğer idrar yollarında veyahut da işte barsaklarında iltihap olması halinde bebeğin erken doğumu yani prematüreyle yol açabiliyor. Komşuluk nedeniyle, yakın komşuluk nedeniyle. Onun için sizin vurguladığınız o çok su içme veya çok sulu gıdalarla beslenme ama sulu gıda dediğimiz hazır sulu gıdalar değil. Kendi bizim geleneksel güzel kompostolarımız, hoşaflarımız, taze sıkılmış meyve sularımızla beslenmesi. Eğer meyveler varsa bol özellikle mesela bazı meyveler çok sulu meyvelerin daha sık tüketiliyor olması.
Kimyasalların girmediği içeceklerin içilmesini tavsiye ediyoruz. Özellikle de su çok arzu ettiğimiz bir şey içecek. Ve ayran. Eğer seviyorsa anneler tabii ki ayranda çok besleyici. Özellikle ara öğünlerde çok destekleyici bir gıda.
Gene sabah, öğlen, akşam mutlaka etini, sütünü, yumurtasını yani seviyorsa sütünü. Çünkü süt eskisi kadar çok sevgiyle baktığımız bir gıda değil. Çünkü maalesef süte karşı, inek sütüne karşı çok fazla alerji var. Bazı anneler de çok severek içmiyorlar. Çünkü bizim toplumumuzda da süt hazımsızlığı çok yaygın.
Bu genetik bir şey. Genetik mi? Genetik. Genetik olmayan tarafları da var. Mesela ishal gibi hastalıklarda.
Barsaklarımızın bozulmasına bağlı olarak sütü hazmedemeyiz. Ama onun dışında bizim toplumumuzun genetik olarak süt hazımsızlığı vardır. O nedenle de... Sulandırmak etkiler mi sevgili hocam? Sulandırılmış sütü çok sevmiyoruz.
Eğer süt ürünü tüketmek istiyorsak, o parçalanmış olduğu için, o hazımsızlığa engel olduğu için çok daha tercih ettiğimiz bir şey oluyor. Yani yoğurt daha çok tercih edilen bir gıda şey değil. Diğeri değil.
Çok fazla arzu ettiğimiz bir şey değil. Gene hem hamileler hem lohusalar mutlaka üç ana, üç ara öğün olarak beslensinler. Düzgün beslensinler. Etlerini, süt, yumurtalarını, balıklarını, tavuklarını güzel yesinler istiyoruz. Gene geleneksel kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur, tarhana gibi gıdalarımızı bolca tüketsinler istiyoruz.
Onun dışında meyvelerini, sebzelerini düzenli alsınlar ki mevsim hastalıklarına karşı kendilerini korusunlar. Aynı zamanda bebeklerini de sağlıklı bir şekilde beslesinler. Çünkü annenin iyi beslenmemesi yani iyi kan şekerinin düşüklüğü bir defa beyin gelişimini etkiliyor. Bebeğin beyin gelişimi ve zekasını etkiliyor. Anne eğer kendisi kansızsa gene bebeğin kendi kanıyla bebeği beslediği için kendi kansızla bebeğin kan dolaşımını ve dolayısıyla onun beyin gelişimini, zekasını etkiliyor.
Onun için annelerin iyi besleniyor olması, vitaminlerinin, demir eksikliklerinin tanımlanmış ve tedavi edilmiş olması bebeğinin hem büyümesini hem de gelişmesini anne karnına itibaren sağlıyor. Doğumdan sonra da aynı şekilde annenin bebeğini sütüyle beslemesi için de bunlara ihtiyacı var. Önce kendisi sağlıklı olacak ki bebeği çok daha sağlıklı olabilsin. Bunlara dikkat etmek gerekiyor. Benim hemen aklıma geldi biraz çevremdeki küçük çocukların %70'inden fazlası alerji olarak doğuyor.
Bunun sebebi o zaman anne karnındaki beslenmeden mi yoksa yani çok fazla katkılı gıdalar tükettiği için mi annenin? İnek sütü maalesef. Sütü alerjisinden yani bahsettiğiniz hazımsızlığından. Genelde onu istemiyorlar ama çevrenizde tabii siz de çocuk doktoru olduğunuz için çok fazla vakayla karşılaşmışsınızdır. Ben de çevremdeki bebekleri arkadaşlarımın işte kendi yeğenlerimin çocuklarına bakıyorum.
Birçoğunda alerjik durumlar var. İşte bazısının pensiline alerjisi çıkıyor. Bazısının işte havaya alerjisi var. Bizim önceden birlikte çalıştığımız Ayşe Hanım'ın çocuğunun birçok şey alerjisi vardı. Erken doğumdan kaynaklanan bir takım rahatsızlıkları olduğunu söylemişlerdi.
Ama çevremdeki çocukların birçoğu alerjik. Maalesef. Bunun sebebi nedir yani? Bunun sebebi maalesef sanayileşme. Çünkü sanayileşme nedeniyle pus arttıkça yan sanayiler gelişiyor.
Ne oluyor? İşte nüfus arttı ona yeni gıdalar üretilmesi lazım. Yeni gıdaların üretilmesi sırasında genetiği değiştirilmiş bazı gıdalar ortaya çıkıyor. Onların vücudumuza uyum sağlamaması nedeniyle yan etkileri olabiliyor. Veyahut da bizim işte sanayileşmiş bir şehirde başkentte veyahut da işte sanayileşmiş şehirlerde yaşayan kişilerin çok fazla egzoz gazıyla temas etmesi.
Egzoz gazıyla temas edilen ürünleri tüketiyor olmamız. Çünkü sadece bizim ciğerlerimizi etkileyen bir şey değil egzoz gazı. Aynı zamanda o gaz havaya karıştığı için bitkileri etkiliyor. Orada yetişen meyveleri etkiliyor. Yani ben organik tarım yapıyorum demek o kadar kolay değil.
Yani ben kendi bahçemde... Yani organik tarım yapılmaz demek ki. Gaz gazının ulaştığı noktalarda en azından. O bölgelerde bir şekilde havaya karışıp bir şekilde toprağa geri dönüp ve dolayısıyla yediğimiz gıdalara karışıyor. Çünkü yaylalardakini şimdi anlıyorum yani.
Yayladaki annemler yaylaya çıktıkları zaman ben de hani yayladayken gittiğimde oradaki yetiştirilen domatesin tadı da çok farklı. Biberin tadı da çok farklı. Fasulyenin tadı da çok farklı. Et zaten hiç. Neden?
Çünkü o gıdalarla, o otlarla büyüyen hayvanların eti tüketiliyor. Halbuki burada egzoz gazıyla temas etmiş bitkilerin re tüketen hayvanların sütününü tüketiyoruz, etini tüketiyoruz. Dolayısıyla bir şekilde hep o tür katkı maddeli gıdalar tüketiyoruz. O nedenle de mutlaka hem havayı soluyarak alerjiye yatkınlığımız artıyor. Hem gıdalarımız aracılığıyla alerjiye yatkınlığımız artıyor.
Bir de alerji yapan nedenlerden bir tanesi çocuklarımız doğduktan itibaren çok titiz davranıyoruz. Aman çocuğumu hastalıklardan koruyayım. Aman işte emziği düştü onu yıkayayım da vereyim. Ay yere düşen gıdayı tüketmesin. Bunlar çok önerilen şeyler değil.
Yani çok hijyenik koşullarda büyüyen çocuklarımızın alerjik hastalıklar görülme ihtimali veya ona benzer hastalıklar görülme ihtimali artıyor. O nedenle biraz da mikropla temas etmesin. İşte yere düştü emziği ağzına aldı. Vücud tanışsın mikroplarla diyoruz. Yani zaten aşılamalar da öyle.
Çocuklarımızın vücudunu mikroplarla tanıştırmak. Yani kollarından yaptığımız, bacaklarından yaptığımız aşılar o. Burada ne yapıyoruz? Biz çocuğun emziği yere düştüğü yani yere düşüp de sokakta düşen emziği ağzına vermekten bahsetmiyoruz. Ama ev içinde yere düştüğü zaman anneler babalar o kadar titizlenmeyin lütfen.
O emziği bebeğiniz kullansın. Ondan sonra eli bir yere değdi. Ay elini hemen temizleyeyim hemen yıkayayım diye titizlenmeye gerek yok. Çünkü o eliyle zaten bir şekilde ağzına götürerek yavaş yavaş o tür mikroplara alışacak. O nedenle mutlaka bunlara karşı da dikkatli olmamız lazım.
Yani o kadar da çocuklarımızı pamuklara sarıp büyütmüyoruz. Çünkü alerjik hastalıkların en az görüldüğü grup kırsal kesim. Neden? Çünkü çocuklar samanların arasında gübreyle ve tozlarla büyüyebiliyorlar ve hiç de bir sorunları olmayabiliyor. Onun için burada dikkat edeceğimiz şeyler düzgün beslenmeleri, mümkün olduğu kadar katkı maddesi olmayan gıdaları tüketmeleri,
boyalı şekerlerden, yiyeceklerden, sakızlardan kaçınılması, bebeklerimizi ilk iki yıl içinde hiçbir şekilde şekerle tanıştırmamak ve mümkünse de teknolojiyle de çok fazla tanıştırmayı istemiyoruz. Teknolojiden kısmen yararlanabilirler. Mesela radyoyu dinlesinler sizin güzel programlarınızı ama müzik dinlesinler bol bol. Fakat televizyon, bilgisayar, cep telefonundan çocuklarımızı ilk iki yıl uzak tutarsak çocuklarımızın daha fazla sosyal olduğunu,
insan ilişkilerinin çok daha iyi olduğunu biliyoruz. O nedenle de aileleri bu konuda daha özenli olmaya davet ediyoruz. Gerçekten çok doğru. Çocukları zaten şimdi çağımızın hastalığı, bilgisayar teknolojisi. Ona bağlı olarak da şu anda çocuklarına en yaygın alınan hediye tablet.
İki yaşındaki çocuğa da tablet alıyoruz. On iki yaşındaki çocuğa da tablet alıyoruz. Bir restorana gidiyoruz mesela. Bakıyoruz çocuğun önüne hemen şey getiriliyor. Bir tane tablet getiriliyor.
Çocuklarımızın oyuncağı değil tabletler yani bir ulaşım, iletişim aracı ve bilgiye ulaşma aracı. Ama çocuklarımızı oyalayıcı bir oyuncak olarak değerlendiriyorlar. Yani anne babalar da toplumda. Toplumda aynı şekilde. Dediğim gibi bir uçağa biniyor, bir arabaya biniyor.
Hemen çocuğun önüne bir televizyon açılıyor. Hemen bir bilgisayar bahsettiğiniz tabletler getiriliyor. Ve çocuk bu şekilde bir kitap okuma alışkanlığı kazanmak yerine veya annesiyle babasıyla oyuncaklarla oynama alışkanlığı kazanmak yerine bir tür teknolojiyi oyuncak haline getiriyor. Tabii ki bunlardan yararlanacağı yaşlar var ama daha ileri yaşlar. İlk iki yılda bu tür çocuklarımızın maalesef sosyalleşme açısından, etrafla ilişki kurma açısından, beyinli geliştirme ve çalıştırma açısından bazı sıkıntılar yaşadığı yönelik yayınlar var.
O nedenle mümkün olduğu kadar çocuklarımızla karşılıklı oyunlar oynamak. Mesela bir top yuvarlamaca, onunla bir kitap okumaca veya onunla birlikte resim yapmak çok daha eğitici. Beyin hücrelerini çok daha geliştirici. İşte havanın güzel olduğu günlerde alışveriş merkezleri yerine çıkıp parklarda dolaşmak. Çocuğumuza oradaki yaprakları anlatmak, güneşin doğuşundan bahsetmek, bulutları tanıtmak.
Evet, onlar çok daha geliştirici ve zekasında geliştirici, ruhunda geliştirici, çok daha etrafıyla iyi ilişkiler kurmasını sağlayıcı yollar. Sevgili hocam, vaktimiz de azalıyor. Onun için bu konudaki hayatımızın ilk bin günü üzerinde dinleyenlerimize son olarak neler söylemek istersiniz? Öncelikle bu konuda çalışan arkadaşlara çok teşekkür ediyoruz. Bizim ülkemizde bu konuya en çok gönül verenlerden biri kadın hastalıkları doğum uzmanı arkadaşımız Sayın Ferit Saraçoğlu, doçent bir arkadaşımız.
Ve bu konuda her yıl çok güzellik kongreler yapıyor. Ve biz de pek çok şey öğreniyoruz. Dünya çünkü artık ilk bin günün kıymetini bilmek üzerine çalışmalarını sürdürüyor. Hem kadın hastalıkları, doğum uzmanı arkadaşlarımız hem de çocuk hastalıkları uzmanı arkadaşlarımız, sağlığını koruyan arkadaşlarımız ve psikologlar, psikiyatrlar, çocuk sağlığına gönül vermiş eğitmenler, sizin gibi değerli basın yayın çalışan arkadaşlarımız bu konuya çok özen gösteriyorlar.
Bu konuda annelerin ve bebeklerin sağlıklı olması için, ailelerin yanında ve arkasında olmak için hep beraber el ele gönül gönülle çalışmalarımıza devam ediyoruz. Sağlıklı mutlu günler dilerim. Teşekkür ederiz. Sevgili dinleyenler bugün Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımızda hayatımızın ilk gününden bahsettik. Neler yapmamız gerektiğini anlattık sizlere.
Önümüzdeki hafta yeni doğan bebeklerde yapılan ve yapılması gereken taramalardan bahsedeceğiz. Konuğumuz Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak'tı. Kendisine çok çok teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki hafta görüşmek üzere. Ben Emine Ertürk Karaslan.
Teknik Pasada Cemre Akbulut. Hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Hoşçakalın. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Altyazı M.K.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.