Yeni doğanlarda tarama testleri1
Yeni doğanlarda tarama testleri1
Yeni doğanlarda tarama testleri1
Yenidoğan bebeklere neden topuk testi ve işitme testi yapıldığını anlatıyorum. Fenilketonüri ve doğuştan guatr gibi hastalıkların erken teşhisiyle çocuğun zekasının ve gelişiminin nasıl korunduğunu paylaşıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Tarama çalışmalarını anlamanın en kolay yolu, bir binanın tepesine çıkıp şehre bakmaya benzetmek. Yukarıdan bakınca genel bir fikir ediniriz; ama bir bölgede kaç ağaç olduğunu görmek için daha yakından bakmak gerekir. Anne karnındayken yapılan ikili ve üçlü tarama testleri de böyle bir ilk bakış; bugün artık anne kanındaki bebeğe ait hücreler incelenerek amniyosentez ihtiyacını azaltan testler bile yapılabiliyor. Bu sayede hem annenin hem bebeğin sağlığı, invaziv işlemlere gerek kalmadan korunuyor.
Topuk testi ne arıyor
Doğumdan sonra bebeğimize topuk testi yapılıyor; genellikle ikinci günde bir kez, sonra ailenin tekrar gelmesiyle ikinci kez alınıyor. Bazı aileler bebeğin canının acımaması ya da mikrop kapma kaygısıyla ikinci teste gitmek istemiyor, ama mutlaka gidilmesini öneriyorum. Bu test, vücudumuzdaki bazı hormon ve enzimlerin eksikliğini araştırıyor. Örneğin fenilketonüri denilen hastalıkta, gıdaları parçalayan enzim yeterince çalışmadığı için vücut bunları biriktirmeye başlıyor; en çok da beyinde birikiyor ve zeka, görme, işitme, konuşma problemlerine yol açabiliyor.
Doğuştan guatır da benzer şekilde taranıyor; bu hastalığın belirtilerinden biri bebeğin doğru dürüst ağlayamaması, çok sessiz ve sakin görünmesi. Oysa "maşallah ne kadar sakin bir bebek" dediğimiz bu durum aslında bebeğin ağlayacak gücünün kalmaması olabiliyor. Eskiden bu hastalığın teşhisi ancak çocuk oturamadığında, yürüyemediğinde konulabiliyordu; bugün topuk testiyle çok daha erken fark edilebiliyor ve tiroid hormonuyla desteklenerek çocuğun zekası korunuyor.
Ülkemizde akraba evlilikleri yaygın olduğu için, ailede tekrarlayan genetik hastalıkların erken teşhisinde topuk testinin ayrı bir önemi var. Bu sistemin ülkemizde oturmasında emeği geçen değerli hocalarımız sayesinde bugün pek çok hastalık taranabiliyor.
İşitme testi ve konuşma gelişimi
Bebeklerimiz konuşmayı işiterek öğreniyor, öğrendiklerini de konuşarak anlatıyorlar. Bu yüzden yeni doğan döneminde, genellikle beşinci günde işitme testi de yapılıyor. Eğer bir kulakta hafif bir işitme problemi varsa, bebek farkında olmadan kafasını sesin geldiği tarafa çeviriyor ve bu durum zamanla görme problemlerini de tetikleyebiliyor. Testte bir bozukluk çıkarsa, ilk bir ay içinde tekrarlanıyor. Özellikle uzun süre küvez bakımı gören prematüre bebeklerde görme ve işitme sorunlarına daha sık rastlandığı için, bu bebeklerde ilave göz testleri de öneriyorum.
Bu testleri yaptırmak sizi korkutmasın; asıl korktuğumuz şey bu testlerin yapılmaması ve bazı hastalıkların gözden kaçırılması. Eğer test şüpheli bir sonuç verirse, sağlık çalışanları daha ayrıntılı kan ve idrar testleriyle durumu netleştiriyor ve gerekiyorsa tedaviye hemen başlanıyor. Özetle, doğumdan itibaren yapılan topuk testi ve ilk hafta içindeki işitme testi, çocuğunuzun bedensel ve zihinsel sağlığını erken teşhisle koruma altına alıyor; bir yaşında göz doktoruna gitmesini de bu takibin bir parçası olarak öneriyorum.
Bölümün tam dökümü
Müzik Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Müzik Müzik Müzik
Müzik Müzik Müzik Müzik Müzik
Değerli anne ve babalar, sizde en kıymetli varlıklarımız çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim. Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz.
Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz. Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak cevaplıyor. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programı başlıyor. Ben Emine Ertürk Karaslan, Teknik Basada Cemre Akbulut. Hepinize sağlıklı günler diliyoruz.
Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak stüdyomuzda. Hoş geldiniz sevgili hocam. Merhaba Emine Hanım, nasılsınız?
Teşekkür ederim, sizleri gördük, iyi olduk. Sevgili dinleyenler, Fatma Nur Çakmakla geçen hafta hayatımızın ilk bin günü üzerinde durduk ve bu hafta sağlıklı bebekler için yeni doğan bebeklerde yapılan sağlık taraması çalışmalarından bahsedeceğiz. Sevgili hocam, yeni doğanla herkes bilir. Özellikle çevremizdekiler ya da bebek sahipleri, anneler bilirler.
Yeni doğan doğumdan itibaren bir dizi tarama başlatılır bebekte. Hatta doğmadan önce taramalar yapıyoruz. Bu üçlü tarama testleri, ikili tarama testleri. Ama doğduktan sonra tamamen artık bebeğe yönelik bir tarama testleri başlıyor. Evet, evet.
Ve sürekli anne bebekle birlikte sağlık kuruluşuna gitmek durumunda kalıyor. Doğru. Bunlar neler? Neler yapılıyor? Yapılmazsa ne olur?
Yapılırsa neler başarılır? Neler korunur hastalıklar açısından? Neler yapılması gerekiyor? Hangi taramalardan geçmesi gerekiyor? Hatta biz çocukluğumuzda ben düşünüyorum, benim bir tek hatırladığım aşı ilkokul birinci sınıftaydı.
Onun dışında hiçbir aşılama yapılmadı. Birçok kırsal kesimde büyüyen çocuklarda da aynı şey. Nasıl, isterseniz bir de nasıl iğnelerle yapıldığını da söyleyin. Çok kötüydü hatırlıyorum. Kaynatılan şırıngalar.
Kaynatılan şırıngalar. Cildimize değdiği anda kırk kırk ses çıkarır. Evet. Ondan sonra... Çok büyüktü çünkü iğneler çok kalan.
Bir şırıngayla birkaç kişiye aşı uygulanabilirdi. İğne ucu değiştirilerek aşı çekilir ve birkaç çocuğa uygulanırdı. Yok hocam bizde... Ben hatırlıyorum ki... Tabii aramızda kuşak farkı var da Emine Hanım'ın için.
Ben hatırlıyorum. Bir iğne ile hepimizi aşıladılar. Öyle mi? Evet. Bir iğne ile öyle mi?
Tek iğne ile hepimizi aşıladılar. Ne kadar... Çok şanslıyız tabii bu güzel bilin ve teknolojiyi yakaladığımız için ve çocuklarımıza daha güzel imkanlar sunabildiğimiz için. Bu konuda çalışan bütün insanları minnet ve saygıyla anıyoruz. Çünkü aşılama çalışmaları hemen hemen 1700'lü yıllardan başlamış.
Ama örneğin çocuk felci aşısı 1955'lerde bulunmuş. Çocuk felci aşısı. Aslan yapılan çocuk felci aşısı. Bu yıllar içinde adaleden yapılır hale getirilmiş. Gene kızamık aşısı 1963 yılında bulunmuş.
Ondan önce doğan bütün insanlar düşünülecek olursa bu hastalıklarla temas etmişler. Bir kısmı şanslı olarak hafif geçirmiş ve hiçbir hasar kalmadan kurtulmuş. Ama ne yazık ki bazıları da bundan ciddi olarak etkilenerek geçmişler. Ama bilim ve teknoloji ilerlemeye devam etmiş. Ve akıllı ve iyi insanlar hala çalışıyorlar ki daha güzel şeyler üretelim.
Sağlığı ve eğitimi güzelleştirelim diye. Bunların arasında tabii ki sağlığı geliştirme açısından tarama çalışmaları var. Tarama çalışmaları ne demek? Bir binanın tepesine çıkıp şehre bakmak gibi bir şey. Çok yüksek.
Şehrin en yüksek binasına çıkıp şöyle bir şehre baksak. Kabaca falanca yerde biraz daha fazla ağaç var. Falanca yol işte şuralardan geçiyor. Buralarda tepe var. Evler şuralara yerleşmiş gibi.
Genel bir tarafta da göl görüyorum gibi. Genel bir bilgimiz olur o şehir hakkında. Ama diyelim ki o ormanda kaç tane ağaç var ve hangi ağaçlar var onu bilmek için daha yaklaşmak lazım o bölgeye. Tarama çalışmaları da böyle bir şey. Sanki bir binanın tepesine çıkarak etrafı inceliyormuşuz gibi.
Mesela anne karnındayken anne kanı alınıyor ve anne kanında ikili tarama testi yapılıyor. Şimdi bir de üçlü tarama testi falan duyuyorum. Ondan sonraki dönemde üçlü tarama testi yapılıyor. Hatta öyle bir teknoloji var ki anne kanında bebeğin kanı dolaşıyor. Bebeğin kanında da annenin kanı dolaşıyor.
Dolayısıyla anne ile bebek arasından bir kan alışverişi var. Ve annenin kanında bebeğe ait kan hücreleri var. Ve bu kan hücreleri çalışılarak bebeğin hastalıkları hakkında bilgi edinilebiliyor. Bugünkü teknoloji o. Ve bu harika bir şey tabii.
Birkaç bin dolara mal olabiliyor. Ama tabii ki hani hep zaman zaman programlarımızda paradan bahsediyoruz. Bunu neden bahsediyoruz? Hiçbir şey çocuğumuzdan kıymetli olmadığı için. Tabii ki binlerce dolar çocuklarımızda.
Annelerin babaların emeğinin bedeli yok zaten. Onu parayla telaffuz bile edemeyiz. Ama bizim amacımız ne? Bu testleri yaygınlaştıralım. Ama onun için ucuzlaştıralım ki topluma uygulansın.
Mesela ikili tarama testi bir ara uygulanmıyordu. Tabii üçlü tarama testi sadece isteyenlere uygulanıyordu. Ama bugün bütün hamile hanımlara ikili tarama testi, üçlü tarama testi yapılıyor. Gün olacak ki bir gün gelecek ki inşallah. Bütün hamile hanımlara da bebeğinin anne adayından kan alınarak bebeğinin hastalıkları hakkında
gerekiyorsa bebeğin kanı çalışılarak. Çünkü bunu bizi neden kurtarıyor? Anneye amniyosentez denilen bir işlem yapılırdı eskiden. Bu amniyosenteze ihtiyacı azaltıyor bu tür testler. O nedenle hem annenin sağlığı korunmuş oluyor amniyosentez yapılmıyor.
Hem bebeğin sağlığı korunmuş oluyor amniyosentez yapılmadığı için. Sadece anneden alınan birkaç damla kanla bu testler yapılıyor. O nedenledir ki annenin kanı çok kıymetli oluyor. Şimdi bir gün gelecek ki bu testler bütün anne adaylarına yapılabilecek dediğimde 1962 yılında Amerikan Başkanı Sayın Kennedy demiş ki
bir gün olacak ki Amerikan'ın bütün köylerinde telefon olacak. Şimdi buna gülüyoruz. Belki birkaç yıl sonra bu programımızı dinleyen meslektaşlarımız veya anne baba adayları bizim bu sözümüze gülecekler. Çünkü bütün bunların çok daha iyileri yapılıyor olacak.
Mesela benim öğrencilik yıllarımda ultrason yoktu. Ultrason asistanlık yıllarımda tartışılır hale gelmişti. Yani siz bebeğin cinsiyetini doğduktan sonra öğrendiniz o zaman. Tabii ki. Ama benim öğrencilik yıllarımda zaten bilinmiyordu.
Asistanlık yıllarımda da acaba hamilelere yapılsın mı? Ultrason bebeğe zarar verir mi? Vermez mi? Tartışmaları oluyordu. Ama şimdi neredeyse her sağlık testinde
anne baba adayları rahatlıkla bebeğinin neredeyse fotoğrafını görecek halde gelişmiş ultrasondan yararlanabiliyorlar. Onun için... Hatta saklıyorlar.
Evet. Evet. Tabii çerçeveleti birbirlerine gönderiyorlar. Büyüklere gönderiyorlar. Çok hoş şeyler tabii.
Bunları görüyor olmak çok büyük bir şans. Aslında burada bebeğin cinsiyetinden daha önemlisi bebeğin sağlıklı olup olmadığını. Yani bu teknoloji geliştiriliyorken bebeğin cinsiyetinden çok bebeğin sağlıklı olup olmadığına yönelik geliştirildi. İlkeştirildi ki işte beyin hasarı var mı yok mu?
Omurilik hasarı var mı yok mu? Çocuğun böbreklerinde bir problemi var mı? Kalbinde bir hastalığı var mı? Çünkü bu konuda çok uzmanlaşmış arkadaşlarımız var. Daha anne karnındayken bebeğin kalbini inceliyorlar.
Çocuk kardiyoloğu bazı arkadaşlarımız. Burada sevgi ve saygıyla bahsedeceğim. Doktor Birgül Varan bu konuda çok kıymetli. Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde bir arkadaşımız. Profesör kendisi ve bebeğin anne karnındaki kalp problemlerini biliyor.
Bunun ne faydası var? Bebek doğduktan sonra nasıl bir müdahale yapmamız gerekiyor? Eğer müdahale etmemiz gerekiyorsa çocuğu iyi bir merkezde doğumunu yaptıralım ve acil yardım gerekiyorsa da hemen kalp damar cerrahisinin olduğu birlikte çalıştığı bir merkezde müdahale edip bebeği hayata sağlıklı olarak kavuşturalım diye. Onun için hem bu bilimi geliştiren hem de bunu uygulayan çok kaliteli şekilde uygulayan herkese çok sevgi ve saygılarımızı gönderiyoruz buradan.
Ve diliyoruz ki çok daha güzelleri olsun. Yıllar içinde daha iyi imkanlar bulalım. Bu teknoloji geliştikçe yeni doğan bebeklere de taramalar yapılıyor. Aslında bu yeni doğan bebek taramaları biraz daha erkenden başlamıştı. Çünkü bebeğin topuk testi çok ciddi fenilketonür denilen bir hastalık var.
Bebeğin zekasını büyümesini gelişmesini etkileyen bir hastalık bu. Ve maalesef geliştikten sonra da tedavisi olmayan bir hastalık. Zaten tarama çalışmalarının asıl amacı eğer tedavisi varsa bir an önce tedaviye başlansın. Eğer engellenebiliyorsa bu durum o engellensin. Mesela doğuştan guatırı tarıyoruz biz yeni doğan bebeklerin topuk testlerinde.
Mesela bu fenilketonürü veya ona benzeyen hastalıkları tarıyoruz. Bunun ne faydası var? Vücudumuzda çeşitli hormonlar ve enzim dediğimiz çeşitli maddeler var. Bu maddeler aldığımız gıdaları alıyor ve sindiriyor. Yani parçalıyor ve vücuda yarar haline küçük parçalar haline getirerek vücudun yapı taşlarını oluşturmaya yarıyor.
Ancak bazı insanlar da bunlar çok iyi gelişmeyebiliyor. O zaman ne oluyor? Parçalama işlemi duruyor. O parçalama işlemi durunca ne oluyor? Vücut sindiremediği için biriktirmeye başlıyor.
Nerelerde birikiyor? En çok da beyinde birikiyor. O zaman ne oluyor? Beyin hasarı yani zihinsel problemler, zeka problemleri oluyor. Görme problemleri, işitme problemleri, konuşma problemleri, çocuklarımızın okul başarı problemleri veya gene tarama çalışmaları arasında bir hastalık var ki çocuklarımızda ciddi solunum problemleri, akciğer hastalıklarına yol açan durumlar yaratabiliyor.
Gene doğuştan guatır dediğimiz hastalık çocuğumuzun zekasını etkilediği için doğuştan zeka geriliğinin dünyada en sık rastlanan nedenlerinden biri olduğu için tarama çalışması yapılıyor. Neye bakıyoruz burada? Şimdi anneler babalar bebeğin kanının alındığı zaman çok hüzünleniyorlar. Bebek çok ağladığı için. Biz de seviniyoruz Allah'a.
Bebek ağlayabildiği için. Çünkü ağlayan bebek bir defa sağlıklı bebek. Demek ki tepki veriyor. Doğuştan guatır hastalığının belirtilerinden biri bebeğin doğru dürüst ağlayamamasıdır. Çok sessiz, sakin, uyuyan bebekler.
Maşallah ne kadar sakin bir bebek denir ama aslında öyle değildir. Keşke o kadar sakin olmasa. Çünkü bebeğin ağlayacak gücü kalmamış oluyor doğuştan guatırlı çocukların. Maalesef eskiden bunun teşhisi öyle konulurdu. Çocuk kabız olurdu.
Ağlaması iyi olmazdı. Hareketleri çok yavaş olurdu. Hatta ilk birkaç ayda bebek çok sessiz, sakin diye bir odada kalırdı. Ama ondan sonra bakılırdı ki bu bebek artık başını tutamıyor, oturamıyor, yürüyemiyor. O zaman teşhis konulurdu.
Ama hani su ne yapsın yanmışa misali gerekli hasarı yapmış olurdu. Bu fenil keton yüre hastalığı da öyleydi. Öyle hastalıklardan bir tanesi. Gene burada çok sevgi ve saygı duyduğumuz kıymetli hocamız Sayın İmran Özalp'i adını vurgulamamız altın harflerle yazmamız gerekiyor. Neden? Çünkü bu topuk testlerinin ülkemizde oturtulmasında benim öğrencilik ve asistanlık yıllarından itibaren koşturmalarıyla bu sistemi oturtan çok muhterem bir hocamız kendisi.
Sayesinde çok kıymetli arkadaşlarımız yetişti ve onlar bu sistemi ileriye götürdüler. Ve şu anda pek çok hastalığın taraması yapılabiliyor ülkemizde. Çünkü maalesef bizde akraba evlilikleri oldukça yaygın. Akraba evliliğinde programımızda konuşalım ama akraba evliliğinde korktuğumuz şeylerden bir tanesi aile içinde var olan hastalıkların tekrarlama ihtimalinin giderek artıyor olması. Yani genetik taşıyıcılığın ön plana çıkması.
Evet. Bu hastalıkların erken teşhisi içinde gene topuk testleri çok kıymetli. O nedenle bebeklerimizden bir kan alınıyor. Doğumdan sonra doğumun ikinci gününde taburcu edildiği için o sırada bir kan alınıyor. Ama ailelerden bir kez daha gitmesi isteniyor.
Aileler bu ikinci kez gitmeyi çok sıcak bakmıyorlar. Çünkü bir defa hamile hanım doğusa evine gitmiş tekrar dışarı çıkılacak. Tekrar bebekten kan alınacak. Bebeğin canı acıtılacak. Ama mutlaka gitmesi lazım.
Neden? Bir de mikroplardan da korktukları için gitmek istemiyorlar. Doğru. Hastalıklardan korumak amacıyla. Ama burada mutlaka gidilmesini öneriyoruz.
Mutlaka bu topuk testlerinin iki kere en az yapılmasını öneriyoruz. Peki sevgili hocam hemen ben bir parantel açabilir miyim bu konuda? Şimdi bakıyoruz bebek ve anne sağlığı çok çok önemli olduğunu biliyoruz. Aile sağlık merkezleri kuruldu son dönemlerde. Aile sağlık merkezleri de zaman zaman hani gittiğimizde diyoruz ki biz taramaya gittik.
Kontrole gittik. Bu taramayı sadece hamileler üzerinde mi yapıyorlar acaba? Yoksa bebekleri de ziyaret ediyorlar mı evlerinde? Şimdi ben siz söyleyince bebeğin sağlıklı hayatına devam etmesi ilk 40 gün çok önemliyse eğer, bu mahalledeki bizim sağlık hekimlerimizin o aşıları da bebeklerin evlerinde yapma ihtimali yok mu?
Öyle bir şey geliştirilmedi mi acaba? Bu takdir edersiniz ki personel meselesi ve Sağlık Bakanlığı'nın programı. Sağlık Bakanlığı'nda yeterli eleman olduğu zaman ev ev dolaşarak bu aşılar yapıldı. Ve Türkiye'de tabii ülkemiz dünya standartlarında en iyi ülkelerden bir tanesi %98 oranında. Yani 100 çocuğun 98'i, 95 ile 98 veya 92 ile 98'i aşılanmış.
Çok büyük bir rakam Emin Hanım ama gönül istiyor ki %100'ü aşılansın. Yani o 100 çocuğumuzun aşısız kalan 8'i de aşılansın. Çünkü onun da hakkı, onun da sağlıklı yaşama hakkı. Öyle olduğu için bunu da kaçırmayalım istiyoruz. Ve bu konuda gerçekten de sağlık çalışanlığı, ebelerimizi, hemşirelerimizi ve bu sistemi sürdüren kişilere sevgi, saygı ve minnetlerimizi sunuyoruz.
Çünkü bu başarı onların başarısı. Ve aynı zamanda Türk milletinin konukseverliğinin başarısı. Çünkü hiç tanımadığı birini evini açıyor ve evinde kabul ediyor ve çocuğuna aşı yaptırıyor. Bu çok ciddi bir konukseverlik. Ve aynı zamanda çok ciddi bir sağlık çalışanı açısından da çok ciddi bir gönüllülük örneği.
Ve bu iki grubunda hem ailelerin hem de sağlık çalışanlarının muhteşem bir başarısı sayesinde Türkiye bugünlere geldi. Bizim öğrencilik ve asistanlık yıllarımızda yeni doğan tetanozunu görürdük. Çünkü hamile hanımlar aşılanmıyordu o dönemde. Ama tek tek ev ev dolaşarak bugün de aileler bilinçler için kendileri aile sağlığı merkezlerinde ücretsiz olarak bu hizmeti alabildikleri için bu aşılara kavuşuldu. Ve bugün yeni doğan tetanozu ülkemizde görülmüyor.
Ama dünyada görülen ülkeler var ne yazık ki. Diliyoruz ki orada da kalmasın. Onlar da bizim çocuğumuz. Çünkü bizden doğmuş olması bizden olmuş olması değil önemli olan. Önemli olan çocuklarımızın dünya çocuklarının sağlıklı ve mutlu olarak sağlık ve eğitim hizmetlerinden aileleriyle birlikte en kaliteli şekilde alıyor olmaları.
Ve bizim de erişkinler olarak görevimiz eğer tanrıya karşı görevse yani eğer biz inançlarımız gereği kendimizi ibadet ediyor gibi hissediyorsak bu Allah'a karşı büyük bir sorumluluğumuz. Çünkü bize imkan vermiş, okutmuş, çalışma imkanı vermiş ve bunları uygulayabiliyorsak ne mutlu bize demek ki en kıymetli ibadeti yapıyoruz. Ama diğer taraftan insanlık görevi ise bir çocuğa sağlıklı yaşama şansı veriliyor. Ve aynı zamanda bir aileye sağlıklı bir çocukla yaşama şansı veriliyor.
Çünkü sağlıklı bir çocuk olmadığı zaman aile içinde silsileler halinde çorap söküğü gibi ailenin sağlığı bozuluyor. Diğer kardeşlerin sağlığı çok ciddi oranda bozuluyor. Bunlar olmasın diye çocukların sağlığı daha ilk bin günde işte anne karnında düştüğü andan itibaren ve hatta ondan önceden itibaren düşünülerek korunmaya başlıyor. İşte demin bahsettiğimiz gibi doğumla itibaren topuk testi yapılıyor. Bazı ailesel hastalıklar taranıyor.
Gene doğuştan guatır var mı taranıyor veya ona benzer hastalıklar var mı taranıyor ki bebeğimizin zekası da normal olsun. Sade bedenin değil aynı zamanda zekası da normal olsun. Topluma zeki bir insan olarak katılsın. Yok bir problemi varsa da o zaman bir an önce tedavi edelim isteniyor. Mesela bu doğuştan metabolik hastalık dediğimiz o ailesel bizim toplumumuzda oldukça yaygın görülen dünya ülkelerine göre.
Çünkü akraba evlilikleri nedeniyle tekrarlayan bir durum. Bu hastalık görülüyorsa o zaman yaptığımız şeyler aslında basit. Bebeğin beslenmesi düzene sokuluyor. Özel mamalar temin ediliyor. Veya anne sütünde bazı şeyler değişiklikler yapılabiliyor gibi.
Bazı önlemler alınarak bebeğin zekası korunuyor. Yaptığımız testler mesela fenil ketoniri ile ilgili bu yaptığımız testler. Veya ona benzer hastalıklarla yani bedende birikim yapan hastalıklarla ilgili. Gene eğer çocuğumuzda doğuştan guatır varsa o zaman guatır tedavisi alıyor çocuğumuz. Doğuştan guatırın sebebi annenin guatır olması.
En önemli nedenlerden bir tanesi annede guatır hastalığının olması olabileceği gibi. Bebeğin tiroid bezinin gelişmemiş olması. Nadir olan bir şey ama tiroid bezi gelişmemiş olabilir. Veya herhangi bir nedenle gelişmiştir ama yeterli çalışmıyordur. Gibi nedenlerle bebeğin tiroid bezinde eğer yeterlilik yoksa o zaman tiroid hormonları ile desteklenir ki bebeğin zekası iyi olsun.
Geri zekalı olmasın çocuğumuz. Yarın öbür gün zeka problemleriyle aile boğuşmasını isteriz. Yani ilk bin günde yapılacak en önemli tedavilerden bir tanesi. Ve mutlaka bu topuk testleri yapılmalıdır. Eğer şüpheli durumlar olursa da zaten sağlıklı çalışanlarımız çok kıymetli.
Hemen ailelere geri bildirimler gidiyor. Ve aileler bu sefer çok panik oluyorlar çocuğum hasta. Bazen hasta oluyor bazen de olmadan dediğimiz gibi bu çok yüksek bir binanın tepesinden şehre bakmak gibi. Mesela diyoruz ki falanca yerde hiç ev yok diyoruz mesela binanın tepesinden. Halbuki ağaçların arasında küçük bir ev olabilir.
Onun gibi bunu tarama testleriyle ayırt edemediğimiz zaman ne yapıyoruz? Bu sefer daha yakından gidip bakıyoruz. Daha ayrıntılı testler yapabiliyoruz. Kan testleri yapabiliyoruz. Ve bu şekilde aileye daha ayrıntılı bilgi vererek çocuğumuzun hasta olup olmadığı konusunda aydınlatıyoruz.
Tedavisi gerekiyorsa da bir an önce tedaviye başlıyoruz. Ailelere tekrar tekrar çok rica ediyorum. Bu testleri yaptırmak sizi korkutmasın. Asıl korktuğumuz şey bu testlerin yapılmaması. Bu testlerle bazı hastalıkların gözden kaçırılıyor olması yapılmadığı zaman
ve sonuçta zeka problemleri veya işitme, görme, ortopedik problemlerle bebeklerimizle karşılaşıyor olmak bizim için çok daha hüzünlü ve aileler için çok daha zor durumlar. Sevgili hocam bugün sağlıklı bebekler için yeni doğan bebeklerde yapılması gereken testlerden bahsediyoruz. Programımızın da yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Onun için yapılması gereken testleri isim olarak programımızın sonunda zikredersek öyle kapatalım.
Hay hay memnuniyetle. Yeni doğan testleri, yeni doğanlarda yapılması gereken testler genellikle ailelerin topuk testi diyebildiği testler. Bunlar da gene ailesel bazı hastalıkları araştırıyoruz. Guater gibi hastalıkları araştırıyoruz. Veya bebeğimizde eksik olan maddelerin hangileri olduğunu araştırıyoruz.
Ve bunun için bazen birden fazla kan almak gerekebiliyor. Mutlaka iki kan dermelerini istiyoruz. Bunun dışında bir de işitme testleri öneriliyor. Genellikle beşinci gün gittiğinde çocuklarımız hastaneye o zaman işitme testi de yapılıyor. İşitme testinin özelliğine çocuklarımıza doğuştan işitme problemi var mı yok mu ayırt ediyoruz.
Çünkü biliyoruz ki bebeklerimiz konuşmayı işiterek öğreniyorlar. Gene öğrendiklerini konuşarak anlatıyorlar. O nedenle işitme problemi olan çocuklarımızın ileride konuşma problemleriyle karşımıza çıkmasın diye işitme testlerini de yeni doğan döneminde mutlaka yapıyoruz. İşitme testinde de bir bozukluk varsa biraz daha büyüdüğünde tekrar yani ama ilk bir ay içinde mutlaka tekrarlanıyor işitme testleri. Burada neye özen gösteriyoruz?
Çünkü bazen çocuğumuzun kulaklarından bir tanesi biraz daha iyi duyup bir tanesi biraz daha az duyabiliyor. O zaman ne oluyor? İlave olarak görme problemleri ekleniyor. Çünkü bebeğimiz veya çocuğumuz farkında olmadan kafasını duyduğu tarafa doğru çeviriyor. Sesin geldiği yöne doğru çeviriyor.
O sırada görmesi bozulmaya başlıyor çocuğumuzun. Onun için çocuklarımızın sağlığını korumak, hastalıklarını tedavi etmekten çok daha kolay inancıyla tekrar tekrar tarama testlerine önem veriyoruz. Bu bir, ikinci ve beşinci günlerde yapılan topuk tarama testleri. Eğer sağlık çalışanları öneriyorsa mutlaka ilave testler, kan testleri, idrar testleri. Ama bir de beşinci gün yapılan veya ilk hafta içinde yapılan işitme testimiz var.
İşitme testi de mutlaka yapılmalı. Çocuğumuzun yarın öbür gün okuma, konuşma, öğrenme problemleriyle karşılaşmaması için. Gene prematüre bebeklerde çok özen gösterilmesi gerekenlerden bir tanesi. Özellikle uzun süre küvez bakımı gerektiren çocuklarımızda görme problemleri. O nedenle ve çok erken doğan, çok düşündük doğum ağırlıklı prematüre erken doğan bebeklerimizde rastlanan görme ve işitme problemlerine karşı.
Ayrıca ilave göz testlerinin yapılması lazım. İlk bin gün içinde mutlaka bir yaşında çocuklarımıza göz doktoruna gitmeleri de önerilenler arasında. Teşekkür ederiz. Biz size çok teşekkür ederiz. Sevgili hocam önümüzdeki hafta nelerden bahsedeceğiz?
Önce onu da söyleyeyim de ben bildireyim. Bebeklerimizin büyümesinde beslenmenin çok önemi var. Hiç kuşkusuz ki anne sütüyle beslenmenin. İlk bin günün en değerli gıdalarından bir tanesi. Çünkü anne karnındayken annenin kanıyla besleniyor.
Anne beslenmesine dikkat edince o şekilde beslenmesi iyi gidiyor. Ama ilk bin gün içinde doğumdan sonraki dönemde anne sütünden bahsedelim. Sonra ek gıdalara yavaş yavaş geçeriz. Tamam hocam. Sevgili dinleyenler Sağlıklı Bebekler İçin Ellele programımızın bugün de sonuna geldik.
Sağlıklı Bebekler İçin Ellele Derneği Başkanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak ile bugün Sağlıklı Bebekler İçin Yeni Doğan Bebeklerde yapılan sağlık taramalarından bahsettik. Önümüzdeki hafta Sağlıklı Bebekler İçin Bebeklerin Büyümesinde Anne Sütünün Öneminden Bahsedeceğiz. Ben Emine Ertürk Karaaslan, Teknik Basada Cemre Akbulut.
Hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Hoşçakalın.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.