Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük)
Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük)
Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük)
Çocuklarımıza bedensel aşılar kadar sevgi, saygı, dostluk ve sabrı da aşılamamız gerektiğini; temel güven duygusunun anne karnından itibaren nasıl kurulduğunu anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Çocuklarımıza bedenlerini hastalıklardan koruyacak aşıları yaparken, aslında hayatın kendisi de onlara küçük dozlarda zorluklar sunuyor ki büyürken bunlarla baş etmeyi öğrensinler. Ama bu zorlukları nasıl karşılayacaklarını, duygularıyla nasıl baş edeceklerini büyük ölçüde bizim, anne babaların yönlendirmesinden öğreniyorlar. Bu yüzden bedensel aşılar kadar önemli gördüğüm bir konudan bahsetmek istiyorum: çocuklarımıza aşılamamız gereken sevgi, saygı, dostluk ve dürüstlük.
Şiddetin Çocuğa Bıraktığı İz
Meslek hayatımda sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin arttığını üzülerek görüyorum; bir asistan arkadaşımız hasta yakınının yumruğuyla komaya girip günlerce yoğun bakımda tutulduğu bir olayı hatırlıyorum, çok şükür sağlığına kavuştu ama kavuşmayabilirdi de. Hangi sebeple olursa olsun ailelerin memnuniyetsizliği yaşandığında başvurabilecekleri yasal yollar var: hastane idaresi, başhekimlik, Sağlık Bakanlığı'nın ilgili birimleri. Bunları kullanmak hem sistem hem de çocuğun geleceği için çok daha sağlıklı bir yol. Çünkü şiddet yalnız o anki olayla kalmıyor; aile içinde yaşanan şiddeti gören çocuk, büyüme çağında önündeki bu modeli öğreniyor. Bir zamanlar bir televizyon dizisinde erkeğin kadına şiddet uyguladığını gören bir çocuğun annesine "hadi bu oyunu oynayalım" dediğini duymuştum; o aileye çocuğunuz aç kalsın ama bu diziyi seyrederken yemek yedirmeyin demiştim, çünkü bir lokma yemek için bu kadar ciddi bir eğitim hatasına razı olmamalıyız.
Temel Güven Duygusu Nasıl Kurulur
Çocuğa aşılamamız gereken en temel şey, ne olursa olsun sevgiye ve saygıya değer olduğu duygusu. Bu, bebeği doğduğu andan itibaren göz göze bakarak, onu dinleyerek ve duyarak kuruluyor. Dinlemek yalnızca duymak değil; bebek ağladığında acıktığı için mi, bezi kirlendiği için mi, ilgi istediği için mi, gazı olduğu için mi ağladığını ayırt edebildiğimizde onu gerçekten duymuş oluyoruz. Bunu öğrenmek bir günde olmuyor, en az kırk gün gerekiyor; bu da bize sabrı öğretiyor. Biz kendi sabrımızı gösterdikçe çocuğumuza da sabırlı olmayı öğretmiş oluyoruz.
Buna tıpta duygusal köprü diyoruz. Bebek ağladığında koşup dinliyoruz, sırtını sıvazlıyoruz, gerekiyorsa besliyoruz; her tepkisine değer vererek "seni duyuyoruz, dinliyoruz" mesajını veriyoruz. Bu güven duygusu iki mirası birden oluşturuyor: çocuğun kendine duyduğu güven ve ailesine duyduğu güven. İkisi de parayla satın alınamayacak kadar kıymetli. Çocuklarımıza pahalı oyuncaklar gerekmiyor; benim ilk bebeğim annemin kendi çorabından diktiği bir bebekti, ama benim için vazgeçilmezdi, çünkü emekle, göz nuruyla hazırlanmıştı.
Çocuklarımızdan Öğrenecek Çok Şeyimiz Var
Bir gün Hacettepe'de bacağında kemik tümörü olan ve bacağının kesilmesi gerektiğini öğrenen bir oğlumuzu hatırlıyorum. Bu haberi vermek genç bir asistanımıza düşmüştü; anlatırken kendini tutamayıp ağlamaya başladı. O çocuk kalkıp asistanımıza sarıldı ve "ablacım üzülme, hallederiz" dedi. Çocuklarımız bazen bizden çok daha olgun ve yüce gönüllü olabiliyor. Sağlık çalışanlarının hiçbiri hastasının bir teline zarar gelmesini istemez; bunca yıl gece gündüz demeden koşturmamızın tek sebebi çocuklarımızın iyiliği. Bu yüzden hep birlikte çocuklarımızın o zengin yüreğini keşfetmeyi ve beslemeyi, erişkinler olarak en kutsal görevimiz sayıyorum.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli anne ve babalar, sizde en kıymetlimiz olan çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin diyoruz her hafta olduğu gibi bu hayali birlikte gerçekleştirelim. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği ile birlikte yol aldığımız programımızda merak ettiklerinizi biz soruyoruz. Dernek adına başkanımız doçent doktor Sayın Fatma Nur Çakmak cevaplıyor.
Haftanın soru ve cevaplarıyla Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımız başlıyor. Hoş geldiniz Sayın Çakmak. Merhaba, nasılsınız? Çok teşekkür ederim. Siz de iyisiniz umarım. Çok teşekkür ederim. Birazcık hüzün görüyorum yüzünüzde.
Evet, maalesef. Evet, biraz konuşalım. Bu hafta belki programımızın tamamını bu konuya ayırabiliriz. Çünkü biz diyoruz ki birlikte yola çıkma amacımız şuydu, sağlıklı, huzurlu ve mutlu çocuklar aynı doğrultuda sağlıklı bir nesil ve sağlıklı bir toplum hayaliyle biz yola çıktık. Ve radyo başında bize eşlik eden dinleyicilerimize de diyoruz ki bize kulak veriyorsanız bu hayalimizi beraber gerçekleştiriyoruz. Bu ne kadar büyük bir mutluluk fakat başka bir açıdan baktığımızda pek de böyle olamadığını görüyoruz.
Ne yazık ki değişen dünya içinde mutlaka ilk insandan beri olan bazı şeyler var ama giderek bazı olayların daha sıklaştığını gözlüyoruz. Basın yayın aracılığıyla bunlara daha çok erişebiliyoruz. O nedenle de hepimiz daha hüzünleniyoruz. Çünkü sizin de söylediğiniz gibi sağlıklı bir bebeğe sahip olmak bir defa çok büyük bir şans. Yani küçücük bir hücreden bütün organları çalışabilen bir bebeğe dönüşecek 9 ay süresince.
O 9 ayın sonunda en az 9 ay daha defalarca hep konuştuğumuz o aşılara gidecek, anne sütüyle beslenecek, ek gıdalara geçecek. Gözümüz gibi bakarak büyüteceğiz. Ondan sonra ay yaşasın bir gram kilo aldı, yok büyüdü, bir yaşına geldi. Aman ne kadar güzel okullu oldu. Ondan sonra aa üniversite sınavları yaklaştı diye heyecanlar duyacağız.
Ondan sonra halkımızın çok güzel tanımladığı bir serseri kurşuna hedef olup maalesef kaybedeceğiz. Bu insana biraz kendini sorgulatıyor. Acaba biz ne için koşturuyoruz eğer bu kadar insan hayatı bu kadar kolay kazanılıyor ve bu kadar kolay kaybediliyorsa diye. Öbür taraftan da acaba biz nerede hata yaptık da çocuklarımıza bu bilinci veremedik diye de biraz daha duygulu ve duyarlı olmamız gerektiğini düşündürtüyor. O nedenle sizin gibi duyarlı ve düşünceli ailelerin gösterdiği tepkiler ve o sayede edindiğimiz güzelliklerle ailelere ulaşabiliyorsak ne mutlu bize diye düşünüyoruz.
Çünkü tıpkı göle atılan bir taşın dalgalar halinde kıyıya ulaşması veya küçücük bir kar topunun bir çağa dönüşmesi gibi olaylar pekala birbirimize naklederek iyiliklere dönüştürülebilir. Tıpkı sizin gibi değerli basın yayın mensuplarının bize verdiği şanslarla ailelere ulaşma koşullarına ulaşabildiğimiz gibi. Sayın Çakmak aşılar aşılar dedik çocuklarımıza güzel evet bazı hastalıklarla karşılaştıklarında hazırlıklı olabilmeleri adına çok güzel ölçüsünde mikroplar veriyoruz.
Hayatta aslında bir bakıma böyle. Doğru. Güzel şeylerle karşılaşabildiğimiz kadar kendi eksiklerimizi keşfedebilmemiz, onları geliştirebilmemiz adına Rabbim o kadar güzel bir denge kurmuş ki ufak tefek problem olarak gördüğümüz şeyler karşımıza çıkartıyor. Bu durumda nasıl hazırlıklı olabileceğimize dair, duygularımızla nasıl baş edebileceğimize dair aslında hayat bize ipuçları veriyor ama belli bir yaşa kadar bilhassa anne babalarımızın yönlendirmeleriyle bu olaylara bir bakış açısı geliştiriyoruz.
Çocuğunla ilgili aileyle görüşme yaparken çok da kibar, çok çalışkan, çok bilgili bir arkadaşımız bu asistanımız çok güzel görüşme yaptıktan sonra çocuğumuzun durumunun ciddiyetini anlatıyor aileye. Bunun üzerine aile fertlerinden biri asistanımızın suratının ortasına bir yumruk atıyor. Ve arkadaşımız komaya girdi, burnu kırıldı ve ciddi bir kafa travması geçirdiği için günlerce beyin cerrahi yoğun bakımda gözletiminde tutuldu.
Çok şükür şu anda sağlığına kavuştu ama kavuşmayabilirdi de tıpkı bu yakınlarda kaybettiğimiz bazı meslektaşlarımız gibi. Tabii ki bazen hastalarımızın ve hasta yakınlarının hoşuna gitmeyen olaylar olabilir hastane koşullarında. Bu biraz hastalığın seyri sırasındaki koşturmacalarda ihmal edilen duygusal ve davranışsal bozukluklar olabilir. Ama sebep ne olursa olsun ailelerin hoşuna gitmediği zaman onları savunan bir yasal sistem var.
Derhal hastane idaresine başhekimliğe başvurabilir hasta aileleri. Eğer orada yeterli ilgiyi göremiyorlarsa Sağlık Bakanlığımızın bu konuda açılmış özel bir bölümü var. Doğrudan oraya da başvurabilirler beğenmedikleri davranışlar ve tutumlar olduğu zaman veya hastaların ihmal edildiğini düşündükleri durumlar olduğu zaman başvurabilecekleri yasal merciler var. Lütfen bu konuda kendilerini ailelerimiz yalnız hissetmesinler.
Yalnız biz değil yasalarımızda daima hastalarımızın ve yakınlarının yanında ve arkasında olmaya devam ediyoruz. Her zaman onların şikayetlerine açığız ama bunu yasal yollardan yapmaları hem sistem açısından hem de kendileri açısından çocuklarının geleceği açısından sağlıklı ve güvenli olanı. Onun yanı sıra mesela hemşire arkadaşlarımızdan hastaneden korumalarla çıkartılan arkadaşlarımız oldu. Biliyor musun sen bu çocuğa bir şey olursa başına neler geleceğini şeklinde tehditler aldıkları için.
Bu kadar insanlığa katkısı olan bu kadar özverili bir meslek grubunda çalışan ve gecesinin gündüzüne katarak alnından ter damlayarak ayakları sırtına vurarak koşturarak 24 saat koşturan insanlara yapıldığı zaman birazcık durup düşünmemiz gerekiyor toplum olarak. Çünkü bu sadece sağlık çalışanlarına bir tepki değil. Bir bakıyorsunuz aile içinde büyük şiddet oluyor. İşte kadına şiddet dendiği gibi. Muhtemelen erkeğe de şiddet oluyor bu arada.
Ama onun yanı sıra çocuk bu durumda en mağdur olan kişi oluyor. Çünkü o tam büyüme çağında ve önündeki modellere bakıldığında birisi öbürünü çok rahatlıkla cezalandırabilir. O şiddet de işe yaramıyorsa daha ağır bir şiddete geçilebilir. Gibi çocuklarımıza onların canı için millet olarak bu kadar çocuğuna değer veren, evini, malını, barkını satarak çocuğunun sağlığına kavuşması için koşturan kişiler olarak bir de çocuğumuza bunları da öğretiyoruz gibi durumlar ortaya çıkabiliyor.
Çünkü basın yayına bakıldığında da bu olaylar tekrarlandıkça çocukların önünde biri olmazsa öbürü olur diye. Hiç unutmadığım bir örnek geldi aklıma Ayşe Hanım şu anda. Bir zamanlar bir televizyon oyunu vardı. O televizyon oyununda erkek hanıma şiddet uyguluyordu. Kendisi çalışmayan, işsiz ama karısından para bekleyen ve karısı saçını süpürge yapıp eve para getirmeye çalışan biriydi.
Ve bir gün bir çocuğumuz annesine diyor ki hadi annemiz seninle bu oyunu oynayalım. Dedim ki niye seyrediyorsunuz bunu? Çünkü çocuğumuz yemek yiyor o diziyi seyrederken dediler. Ben dedim ki lütfen çocuğunuz aç kalsın. Bunu öğrenmesin.
Aile çok şaşırdı. Çünkü aç kalması hiçbirimizin arzu ettiği bir şey değil. Ama eğer çocuğumuz tok olacak, bir lokma yemek yiyecek diye eğer bu kadar ciddi bir eğitim hatası alıyorsa o zaman lütfen bu eğitim hatasını durduralım ve çocuğumuza yemek yemedirmek için başka yöntemler geliştirelim. Çocuğumuza aşılamamız gereken temelde sevgi, saygı, dostluk ve sabır.
Üretken olmayı öğretmeliyiz. Ama üretken olurken birilerini yıkmak, dökmek, öbürünü kırmak, incitmek, ne olursa olsun ben hayaletimi elde ederim diye bir hayat yok dünyada. Ancak sevgi, saygı, dostluk ve sabırla üretildiği zaman hani ne deniyor? Sabırla koruk helva olur deniyor. Ailelerimizden en büyük ricamız yavrum bu toplumda sen varsın ama başka insanlar da var.
Bak anne var, baba var, varsa kardeşleri var, arkadaşlar var, komşular var. Bizim kültürümüz ve dünya kültürü böyle olduğu zaman ancak insanlık yükselebilir. Çok ünlü bir sözü vardır Alman şairi Göten'in. Eğer evinin önünü temiz tutarsan mahalle temiz olur diye. Biz kendi payımıza düşeni yaptıkça giderek bu dalgalar halinde büyüyecek.
Belki bir kar topu çığa dönüşecek. Çığ belki tehlikeli görünüyor ama olay olarak bakıldığında çok büyük kitleye ulaşabiliyorsak o zaman sizin yaptığınız bu programlar Ayşe Hanım çok kıymet kazanıyor. Çocuklarımıza temelde aşılayacağımız şey sevgi, saygı, dostluk ve dürüstlük. Bunun için ne yapacağız? Öncelikle onu seveceğiz.
Onu yüz görünümüyle yani çocuğumuzun yüzünde bir problemi olabilir, bedeninde bazı sağlık sorunları olabilir. Ama diyoruz ki sen ne olursan ol, bizim bir tanemişsin, bizim için daima saygıya değersin, sevgiye değersin, bizim için varsın, bizim ailemizin vazgeçilmezisini yaşatıyoruz. Bunu nasıl yapıyoruz? Doğduğu günden itibaren, hatta hamileliğimizden itibaren hamileliğe, kendisi de doktora götürüyoruz, o annesini iyi besliyoruz.
Kız çocuk diye veya erkek çocuk diye çocuklarımız arasında da ayırım yapmayarak başlıyoruz buna. Bunu yakın çevrenin de desteğini alarak yapıyoruz. Veya çocuğumuzun diyelim ki altı parmakla doğdu veya parmaksız doğdu, yarık damakla doğdu, yarık dudakla doğdu. O zaman çocuğumuzun eyvah bu yüz görünümüyle biz nasıl tof mü içine çıkaracağız değil. Hayır, bunun çaresi var.
Doktorlar, tıp, bilim bunun için çalışıyor. İnsanlığın kaderini iyiye götürmek için. Tıp dünyası insanları bunun için uğraşıyorlar ve bunu yaparken de sanata da içine katıyorlar. Yani kendi yaşadıkları deneyimleri, ailelerden aldıkları geri bildirimleri, ailelerin kaygılarına yönelik. Tıp da çok güzel bir söz vardır, hastalık yok, hasta var diye.
Biz basma kalıp gibi A hastasına şunları yapacağız, B ya da bunu yapacağız. A hastası A hastasıdır. Tıpkı dünyada hepimizden bir kişi olduğu gibi. Bizim benzerimiz eşimiz olmadı gibi. Bu böyle başlıyor.
Ve hatta bu daha babanın kız çocuğuna değer vermesiyle, yani annenin evde kız çocukken saygın bir kişi olarak kabul edilmesiyle, evladım sen kız çocuksun, en az erkek kardeşlerin kadar değerlisin. Ve en az erkek kardeşlerin kadar iyi şeyler yapabilirsin. Onlar kadar zekisin, onlar kadar çalışkan olacaksın. Onlarla aynı koşullarda okuyacaksın.
Dediğimiz zaman, çocuğumuza biz bu güveni verdiğimiz zaman korkacak bir şey kalmıyor Ayşe Hanımcığım. Çünkü temel güven duygusu dediğimiz şey, birincisi çocuğumuza sen her şeyin en iyisine layıksın, ben seni duyuyorum, dinliyorumla başlıyor, görüyorum. Çünkü doğduğu gün kucağımızı aldık, göz göze baktık. O göz göze bakma hiç kimsenin unutamadığı bir andır.
Ve yavaş yavaş bebeğimiz gözlerini açtıkça bizimle göz göze bakışmayı öğrenerek, beni ailem seviyor öğreniyor. Yani birincisi kendisine güven duyuyor. Ben demek sevgiye layığım diyor. İkincisi de annem, babam, büyüklerim beni seviyorlar ve bana değer veriyorlar.
Yani ailesine güven duyuyor. Bu parayla satın alınmayacak iki büyük miras. Birincisi kendisine güven duygusu. İkincisi ailesine güven duygusu. Yani temel güven duygusu.
Bebeğe anne karnından itibaren oluşuyor. Ama doğduğu günden itibaren de göz göze, el ele tutuşarak, konuşarak ona bir birey olduğunu, sen bizim için çok vazgeçilmezsini yaşattığımız anda pekişiyor. Ve biz buna duygusal köprü diyoruz tıpta. Bu duygusal köprü, bebek ağlıyor.
Biz onu duyuyoruz. Hemen başına koşturuyoruz. Diyoruz ki acıktın mı acaba? Bir dinliyoruz önce. Bir sırtını sıvazlıyoruz.
Bakıyoruz bebek ağlamaya devam ediyor. Kucağımızı alıyoruz. Göz göze bakıyoruz. Ondan sonra saate bakıyoruz. Eyvah açlık saati geldi.
Hadi gel besleyelim. Bebeğimizin ilk sesine, tepkimize ona değer vererek başlıyoruz. Ve biz seni duyuyoruz, dinliyoruz. Aynı zamanda sen bizim için değerli olduğun için her söylediğine tepki veriyoruz. Yani açsan karnını doyuruyoruz.
Yok sen ilgi istediğin için ağlıyorsan bak işte biz buradayız. Senin sırtını sıvazlıyoruz. Seninle hoplamaca oynuyoruz. Sana evimizi tanıtıyoruz. Bak evimizin bu köşesinde senin bebek yatağın var.
Bu köşesinde senin oyuncakların var. İlla çok büyük oyuncaklar olması gerekmiyor. Benim ilk bebeğim annemin kendi çorabından diktiği bebekti. Çünkü bizim zamanımıza bebek bulma şansı yoktu Ayşe Hanım'cığım. Ama o bebek benim için vazgeçilmez bir bebekti.
Çünkü annem benim için hazırlamıştı. Parayla satılanılan bir şey değildi. Eski bir çoraptan yapılmış el emeği göz nuru olan bir bebekti. Benim hayatımda hiç unutamadığım bir şey vardır. Babaannemin babam için hazırlamış olduğu bugün çok ünlü olan bu patchwork denilen bir çalışmayla yapılmış olan bir yorgandı.
Ve babam çok sık ev dışına çıktığı için babamın yanına bu yorganı hazırlamış babaannem ki oğlunu korumaya alsın diye. Düşünün ben babaannemi hiç görmedim. Rahmete kavuşmuştu ben doğduğumda. Ama onu çok iyi tanıyorum. Bu bıraktığı muhteşem emanet sayesinde.
Onun için para her şey değil. Lütfen ben bunları konuşurken aileler ay biz çocuğumuza ne yapacağız diye endişe etmesinler. Çocuklarınıza zaten onları kucağınıza alarak, onlara göz göze bakarak, onları dinleyerek ve duyarak. Dinlemek sadece duymak değil biliyorsunuz. Çocuğumuz ağladı, acıktığı için ağladı, duydum.
Ama her seferinde emzirmeye kalkarsam ben o zaman bebeğimi duymuyorum demektir. Ya acıktığı için ağlıyor, ya bezi kirlendiği için ağlıyor, ya ilgi hissediği için ağlıyor, ya gazı var ağlıyor. Bütün bunları ayırt edebildiğimiz anda biz bebeğimizi duyuyoruz demektir. Ve bu bir gün içinde olan bir şey değil takdir edersiniz. Bunun için en az 40 gün gerekiyor.
Düşünebiliyor musunuz? Sabır gerekiyor. O zaman çocuklarımıza öğreteceklerimizden bir tanesi de sabırlı olmak. Bak sen doğduğun gün ben seni tanımıyordum. Sen her ağladığında seni emzirmeye çalışıyordum ama bunun doğru olmadığını yaşadıkça seninle yaşarken öğrendim.
Sen de bir gün her yaptığın şey için emek sarf ettiğin zaman geriye bilgi edineceğini öğreneceksin yavrum. Onun için biraz beklemeyi de öğretmemiz lazım. Tıpkı hastaneye gelen ailelerin. Hastaneye yatırdığımız gün aldığımız ilk soru maalesef ne zaman taburcu olacak? Bilmiyoruz ne zaman taburcu olacağını.
Çocuğumuz iyileştirene kadar tutmak durumundayız. Eğer bir çocuk hastaneye yatacak kadar ciddi bir hastalık geçiriyorsa o süreci kimse bilemez baştan. Tahmin edilebilir. Bir ön bilgi verilebilir ama bu garanti değildir. Buna ailelerin sabırla beklemeleri lazım ve bu konuda sağlık çalışanlarıyla ailenin iş birliği yapması çocuğumuza ya da hastaneye bıraktığımız hastalarımıza güven verecektir.
Çünkü onun hastaneye terk edilmediğini ancak orada şifa bulmak için bulunduğunu öğretmek açısından çok kıymetli bilgidir bu. O sabrı öğretmek. Aynı zamanda düşünün şimdi bir bebek aileler bazen çok heyecanlı oluyorlar. Bebek doğduğu zaman peki bu bebek ne zaman oturacak diyorlar. Bebek önce başını tutacak diyoruz ondan sonra sizin güzel gülüşünüz gibi gülecek diyoruz ondan sonra bir öne kalkmaya çalışacak.
Bütün bunlar için önce biz sabırlı olacağız. Bebeğimizi bir zaman tanıyacağız. Seninle anlaşmak için ben el birliği içindeyim seninle yavrumu. Bebeğimize yaşatacağız. Sen güldüğün zaman neye güldüğünü ben fark ediyorum.
Onunla göz göze bakışarak, onunla konuşarak, ona her yaptığımız hakkını bilgi vererek. Bak ben şimdi seni emzireceğim. Anlamıyor gibi geliyor insana ama inanılmaz bir şekilde bebekler anlıyorlar. Bak baba şimdi işe gidiyor mesela oluyor ya babalar bir hafta izinli veya bir süre izinli oluyorlar ondan sonra işe gidiyorlar. Bebek inanılmaz bir şekilde babasının yokluğundan rahatsız oluyor.
Ve kimse bunun o bebeğin o huzursuzluğunun babasının gidişinden kaynaklanığını hayal bile edemiyor. Bir haftalık bebek nereden bilsin babasının işe gittiğini diye düşünülüyor. Son zamanlarda belki çok özür dilerim lafınızı bölüyorum ama bu çok önemli sayın Çakmak. Hiçbir zaman bunu sizin gibi değerli hekimlerden öğrendiğim için ben kendimi çok şanslı adlı ediyorum. Biz sanıyoruz ki öyle inanıyoruz bazı şeylerden dolayı.
Beş duyu organımızla algılayabildiğimiz kadarız. Öyle değil efendim. Bizim ruhumuz var. Biz aynı zamanda enerjiden yaratılmış varlıklarız. Hissettiklerimizi bu enerji vasıtasıyla birbirimize çok güzel gönderiyoruz.
Çok kolaylıkla gönderiyoruz. Melek diyoruz onlara değil mi? Sizin bir lafınız var onu asla unutmayacağım. Dev aynasında algılıyorlar. Çünkü onlar o kadar temiz ki her şeyi çok net görebiliyorlar.
Demiş ya çok ünlü öyküde kral çıplak diye bağıran kim? Kim değil mi? Çünkü bütün saflayla bütün temizliğiyle gerçekleri söyleyebiliyor. Bizim çocuklarımız çok güçlüler. Onlardan öğrenecek çok şeyimiz var.
Gene izninizle bir anamızı paylaşayım. Sizinle ve kıymetli annelerle babalarla. Bir gün Hacettepe Hastanesi'nde bir hasta yatıyor bir oğlumuz. Ve bu oğlumuzun sorunu bacağında tümör olması. Kemik tümörü.
Çok ciddi bir hastalık. Ve her türlü tetkik yapıldıktan sonra tedavi olarak oğlumuzun bacağının kesilmesi gerektiği biliniyor. Ve ertesi gün çocuğumuz ameliyata alınacak. Bunu söyleme görevi de genç asistanımıza düşüyor.
Ve genç asistanımız alıyor oğlumuzu. Ona anlatıyor, anlatıyor, anlatıyor. İşte her şeyin yapıldığını ama çok çaresiz kalınarak onun bacağının kesilmesi gerektiğini söylediğinde asistanımız hüngür hüngür ağlamaya başlıyor hastamızın karşısında.
Hastamız geliyor. Asistana sarılıyor. Ablacım üzülme, hallederiz diyor. Çocuklar bu kadar olgun. Bu kadar yüce gönüllü.
Lütfen, lütfen sevgili anneler, babalar. Şu anda Ayşe Hanım'ın gözlerinin dolduğunu ben görüyorum. Benim de yüreğimin kan ağladığını itiraf ediyorum. Ama sizin de bu konuda ne kadar duygu ve duyarlı olduğunuzu bunca yıllık beraber çalışmamızdan çok iyi biliyorum.
Bazı olumsuz örnekler çıksa bile çocuklarımızın o zengin yüreğini güzelleştirmek için hep birlikteyiz. Biz onun için sizin yanınızda ve arkanızdayız. Sağlık çalışanlarının hiçbiri, hepsinin adına kefil oluyorum, hiçbiri hastasının bir tek teline zarar gelmesini istemez.
Üstelik ben o kadar çok şey biliyorum ki hastası için ağlayan doktor. Gene bir başka örnek, hiç unutmuyorum. Bir doçent arkadaşımız benim odama koşa koşa geldi. Abla ne zaman bu çocuklara daha fazla yardımcı olacağız diye. Ve inanın yarım saat hüngür hüngür ağladı.
Çünkü 24 saat biz sizin için çalışıyoruz, yavrularımız için çalışıyoruz. Kimse çocuklarımıza, hastalarımıza zarar vermek için bunca yıl okumadı. Kimse veya gece gündüz 24 saat. Annesi babası bazen uyuyor ama sağlık çalışanları koşturuyor. Yakınlarını eve aman sen git biraz dinlen diye gönderiyoruz.
Ama biz onlar için bazen çocuklarımızı yalnız başına yatağın akılarında bırakarak koştura koştura geliyoruz. Onun için çocuklarımıza çok iyi dinlemek, onların o zengin yüreklerini keşfetmek ve onları beslemek, biz erişkinlerin en kutsal görevi. Eğer Tanrı'ya ibadet etmek istiyorsak çocukları birazcık daha fazla gözleyelim. Doğaya daha çok sahip çıkalım ki çocuklarımıza güzel bir dünya bırakalım.
Çünkü gün gelecek, onları anlatacak öykümüz bile kalmayacak eğer bu koşullarda devam edersek. Çok doğru söylüyorsunuz. Sohbet çok güzel ama bu haftada bize ayrılan sürenin sonuna geldik Sayın Çakmak. Ama benim anladığım özgüven çok önemli bir kavram. Aslına bakarsanız gözlemlediğim kadarıyla da çocuklar çok ciddi bir özgüvenle bu dünyaya geliyor.
Bir nevi biz çevresindeki insanlar bunu kırıyoruz. Sonra da bunu nasıl telafi edebilirimin derdine düşüyoruz. Ve şu da bir başka mesaj sanırım. İşte o olmuş ama insan olamamış. Doğru.
Niye olamamış? İşte. Yani bütün sanıyorum programdan çıkan sonuç bu oldu. Çok teşekkür ediyoruz. Biz de size teşekkür ederiz.
Mikrofonda ben Ayşe Bilgici Yücel. Sevgiyle kalın, hoşçakalın. Sağlıklı bebekler için el ele. İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.