Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük)
Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük)
Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük)
Bedensel aşılar kadar önemli gördüğüm 'ruhsal aşıları' anlatıyorum: çocuğa sabrı ödülle öğretmek, günde on beş dakika bölünmemiş zaman ayırmak ve kendi eşyası kadar başkasının eşyasına da saygı göstermeyi küçük yaştan kazandırmak.
Bölümde neler konuşuldu
Sevgi ve saygı da bir çeşit aşıdır
Çocuklarımızın ruh sağlığını bedensel sağlığı kadar önemli görüyorum ve bunu "ruhsal aşılar" olarak adlandırıyorum. Bir çocuğa verdiğimiz en büyük değer, ona kendi değerini hissettirmekten geçiyor; ona "ben seni duyuyorum, görüyorum, senin için buradayım" mesajını verdiğimizde aramızda kurulan duygusal köprü, üzerine ne koyarsak koyalım taşıyabileceğimiz sağlam bir temel oluyor. Bu, maddi bir zenginlik değil; kısıtlı koşullarda yaşayan bir ailenin çocuğuna verebileceği sevgi ve zaman, hiçbir parayla ölçülemeyecek bir servet.
Sabrı ödülle öğretmek
Çocuğa sabretmeyi öğretirken bunun karşılığında bir ödül olduğunu da göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Anne baba işe giderken "şu saatte döneceğim" dediğinde ve gerçekten o saatte döndüğünde çocuk hem bekleme sabrını hem de güven duygusunu birlikte öğreniyor; kırk günlükken bile bebekler anne babanın geleceği saati sezip pencerede beklemeye başlayabiliyor. Dönüş saatinin dokuzda mı beşte mi olduğu önemli değil, önemli olan söylenen saatte gerçekten dönülmesi. Eve gelindiğinde her şeyi bırakıp çocukla on beş dakika bölünmemiş zaman geçirmenin, telefon ve televizyon olmadan tam orada olmanın, saatlerce süren bir aktiviteden daha değerli olduğunu düşünüyorum; anne yorgunsa bu görevi babaya devredebilir, önemli olan çocuğun her ikisiyle de dolu dolu vakit geçirdiğini hissetmesi.
Emek verilen şeyin kıymeti bilinir
Çocuğa bir işi başarmanın kendisinin en büyük ödül olduğunu öğretmeye çalışıyorum. Okula giden bir çocuk için okumayı öğrenmekten daha büyük bir ödül yok; biz bunu pekiştirmek için küçük etkinlikler ekleyebiliriz, birlikte kurabiye yapmak, parka gitmek gibi, ama bunların maddi ödüllerden ibaret olmasını istemiyorum. Bu süreç aslında bebeklik döneminde, kendi yiyeceğini eline alıp yemeye başladığı, emeklemeye ve yürümeye çalıştığı günlerde başlıyor; her küçük adımda “ben seni fark ediyorum, büyüyorsun ama yine de yanındayım” mesajını vermenin çocuğa hem özgüven hem de bize güven kazandırdığını düşünüyorum.
Kendi eşyasına gösterdiği saygıyı başkasına da göstermeli
Çocuğa "bu senin oyuncağın, bu da annenin babanın çantası, karıştırılmaz" demeye küçük yaştan başlamamızı öneriyorum; mutfakta ona ait bir çekmece ayırıp "burası senin, öbürleri benim" demek hem tehlikeli eşyalardan koruyor hem de başkasının eşyasına saygı göstermeyi öğretiyor. Aynı şekilde çocuğun odasına girerken kapıyı çalıp izin istemek de ona kendi mahremiyetinin değerli olduğunu ve başkasının mahremiyetine de aynı saygıyı göstermesi gerektiğini hissettiriyor. Musluğu gereksiz açık bırakmama, kullanmadığında ışığı kapatma, tabağına yiyeceği kadar yemek alma gibi küçük alışkanlıklar da aslında dünyada başka insanların da bu kaynaklara ihtiyacı olduğunu öğretme fırsatı.
Bütün bunları öğretirken amacımız çocuğun kendini değerli hissetmesi kadar, başkalarına da saygı göstermeyi öğrenmesi; ahilik geleneğimizden gelen “eline beline sahip ol” ilkesinin özünde de bu var. Sağlıklı, huzurlu bir toplum ancak çocuklarımıza küçük yaştan sevgi, saygı, dostluk ve dürüstlüğü bu şekilde, günlük küçük davranışlarla aşılayarak kurulabiliyor.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli Anne ve Babalar, sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir nesil yetiştirme arzusuyla yola çıktığımız programımızdan bu haftada sevgiyle, saygıyla selamlıyoruz sesimizin ulaştığı herkesi. Mikrofonda ben Ayşe Bilgici Yücel. Merak ettiklerinizi sizin adınıza biz soruyoruz efendim. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçent Doktor Sayın Fatma Nur Çakmak cevaplıyor. Sayın Çakmak bu haftada merhaba diyoruz. Hoş geldiniz.
Merhaba nasılsınız Ayşe Hanım? Çok teşekkür ederim. İyiyim. Siz de iyisiniz umarım. Çok teşekkür ederim. İyi olmaya çalışıyoruz. Çünkü böyle o kadar üzücü haberler okuyoruz. Bir sürü üzücü olaya tanık oluyoruz ki.
İnsan okurken ve dinlerken dayanamadığı, görmek istemediği bu olayları bir grup insanın yaşadığını düşününce çok daha hüzünleniyor. Özellikle çocuklarımızın önünde bazı olayların yaşanıyor olması hepimizi çok daha fazla üzüyor. Onun için iyi ki siz varsınız da böyle güzel programlarla ailelere ulaşabiliyoruz. Çünkü madem ki sağlığımızı korumak istiyoruz temel amacımız ve sağlığımızın beden sağlığı kadar önemli bir kısmı ruh sağlığı.
O zaman acaba çocuklarımızın ruh sağlığını nasıl koruyabiliriz? Var olan sağlığını. Çünkü onlar zaten çok zengin bir dünyada doğuyorlar. Daha anne karnındayken gördükleri, işittiklerine dair bilimsel çalışmalar var. Daha anne karnındayken bizi duyuyorlar, görüyorlar.
Yani belki çok ayrıntılı görmüyorlar ama gördükleri ve duydukları biliniyor. Onun için acaba biz onların bu dünyalarını nasıl zenginleştirebiliriz? Nasıl daha güzelleştirebiliriz için hep beraber el ele öncelikle de gönül gönüle veriyoruz. Çünkü tek başına aslında hiçbir şeyiz. Çünkü biz sosyal varlıklarız.
Doğru. Karşımıza ne kadar değer verirsek aslında o değer bir şekilde bize dönüyor. Diyecek ki şimdi bazı dinleyicilerimiz aman işte en değer verdiklerimiz en çok bizi kıranlar aslında öyle değil. Bizim önce kendimize o değeri verebilmemiz lazım. Yaradılışımızın özelliği aslında.
Biz çok değerliyiz. Allah demiyor mu? Ben bütün yarattıklarımı, bütün insan olarak yarattıklarımı eşit yaratıyorum. Benim mucizemsiniz. Yaratılmışların en üstünüzsünüz.
Doğru. Zaten bu donanımla bizi bu dünyada gözlerimizi açtırıyor bir kere. Doğru. Eğer kaybettiğimiz bir şeyler varsa işte onları görmemiz için bazı insanlar belki de en yakınlarımız ama bizi kırabiliyorlar. Ama bu neden oldu?
Ben nerede kendime haksızlık yaptım diye dönüp kendime bakmam gerekiyor. Tek başına iyi olmam. İyi ki varsınız dediniz. Çok teşekkür ediyorum ama siz de iyi ki varsınız. Çünkü tek başına bizim olmamızın bir anlamı olmadığı gibi tek başına sizin varlığınızın da bir anlamı olmuyor.
Lütfen yanlış anlaşılmasını istemem ama. Kitlelere ulaşım açısından size çok minnettarız. Çünkü gerçekten biz sevdiğimiz, inandığımız ve kazandığımız bilgi ve deneyimleri aktarma şansını yakalıyoruz. Hastalık olmasa böyle bir mesleğe ihtiyaç olacak mıydı? Hasta var ki doktora ihtiyaç var.
Doktor var ki hastalıklarımızla nasıl mücadele edeceğimizi biliyoruz. Ve bu doktorlar diyor ki bize hastalık yoktur, hasta vardır diyorlar. Bu ne kadar kıymetli bir şey. Tıp dahi bize bir birey olarak ayrı ayrı önem veriyor. Sen teksin.
Teksin, teksin. Evet, teksin. Tek olarak sen varlığını tamamlayıp tam bir insan olabiliyorsan, işte sosyal varlık olmanın güzellikleri de ortaya çıkıyor aslında. O kadar mühim ki bu söyledikleriniz.
Doğru. Yani insanların toplum hayatında olduklarını bir defa bilincinde olmamız gerekiyor. Yani tek başına değil, birlikten kuvvet doğar. Atalarımız bunu en güzel şekilde özetlemişler. Ve çocuklarımıza birlikten kuvveti doğarken, kaba kuvvetten bahsetmiyoruz kesinlikle.
Bilimsel, sanatsal ve görsel, işitsel zenginlikten bahsediyoruz. Ve bu asla ve asla burada konuştuğumuz şey para değil. Maddi zenginlikten de bahsetmiyoruz. Bütün aileler bu konuda lütfen huzurlu olsunlar. Ama benim koşullarım ne ki?
Ben ne kadar kısıtlı koşullarda yaşıyorum. Çocuğuma verebileceğim bir lokma, bir hırka diye bakmasınlar lütfen. Onların yaşadığı kültürel zenginlik, çocuklarının yanında bulunma olmasının servetini kimse ödeyemez. Yani bir annenin, babanın, bir evli çiftin çocuk sahibi olmak için ne kadar uğraştığını tanık olanlardanız biz. Onun yanı sıra hepimizin böyle yakınları var.
Konumuzda, komşumuzda, arkadaş çevremizde, yakınlarımızda. Ve bir çocuğa sahip olmak, hele hele sağlıklı bir çocuğa sahip olmak dünyanın en büyük serveti. Ve bir çocuğu ailesiyle büyütmek daha da büyük bir servet Ayşe Hanımcığım. Bunun olmadığı zamanlarda çocukların ne kadar bocaladığını biliyoruz. Ama bu çocuklarımıza sahip olan gönüllü anneler, babalar var.
Ve gerçekten de o çocukları acaba orijinal annesine babasının yanında büyüseydin mi bu kadar iyi yetişirdi? Yoksa bu koşullarda mı iyi yetişir? Her çocuğun ayrı bir kaderi var. Ama o kaderi zenginleştiren gene anneleri, babaları. Ve güzelleştiren anneleri, babaları.
Ve gene konuştuğumuzun başına döneceğim. Kesinlikle bu parasal servetten bahsetmiyorum. Bu ailenin birbirine verdiği, ben seni duyuyorum, ben seni görüyorum, ben senin için yanındayım, senin sağlığın ve mutluğunu diliyorum mesajını verdiğimiz anda. Yani onunla böyle bir duygusal köprü kurduğumuz anda üzerine inşa edeceğimiz hiçbir şeyden korkmayacağız. Üstünden, o köprünün üstünden kaç ton yük geçeceğini düşünmeyeceğiz ondan sonra.
Çocuğumuzu hayata gönderirken diyeceğiz ki, yavrum bak artık sen yeterince bir zenginliğe sahipsin. Kendine güvenini oluşturdun artık. Ailene güvenini oluşturdun ve insanlığa güveniyorsun. Öbür insanlarla iyi ilişki kuracak zenginliğe sahipsin. Çünkü sen artık bilgilisin, deneyimlisin diyoruz.
Ve bunu öğretmenlerinden ediniyor, arkadaşlarına ediniyor. Tabii ki birinci derecede annesinden, babasından veyahut da ona evlat edinmiş, bağrına basmış ailesinden ediniyor, annesinden, babasından ediniyor. Bunun çeşitli örnekleri var. Örneğin Hz. Musa. Hz. Musa'yı kim büyütmüş?
Ya. Tanrı bize böyle örnekler vermiş. Neden? Çünkü insanlar örnek olsun diye. Ve insanlar güzel şeyler yaşatsın diye.
İnsanlığa güzel şeyler kazandıranlar aslında güzel insanlar. Ve dünyada bir sürü iyi olmayan olay olmuş. Ama yaşayanlar güzel olaylar. Ve güzel insanların bıraktıkları. Çok fakir bir aileden yetişen bir çocuk olan Dr. Fleming penisinin ilacını bulmuş.
Ve bu nasıl olmuş? Bir gün çok fakir bir ailenin çocuğu dediğim gibi. Ama çok zengin bir ailenin çocuğunu bu fakir çiftçi kurtarıyor. Ve zengin kişi çocuğunu kurtardığı için büyük bir bağış yapıyor. Fakat fakir onurlu ve ahlaklı bir şekilde teşekkür ediyor.
Parayı kabul etmiyor. O sırada oğlu yanına geldiğinde o zaman ben diyor zengin kişi senin oğlunu okutacağım. Onu kabul ediyor. Çünkü eğitim çok özel bir şey. Ve doktor oluyor bu fakir kişinin oğlu.
Sonra zengin kişinin oğlunu penisilinle tedavi ediyor. Ve o da çok ünlü bir siyaset adamı. Churchill'iymiş. Zenginin çocuğu. Şaşkınım canım da.
Ne kadar güzel örnekler var aslında. Bunları kendimize baz almamız lazım. Evet. Çünkü hiçbir zaman para gerçek servet olmayabilir. Tabii ki gerekli.
Zaten hepimiz onurlu ve ahlaklı bir hayat için yaşarken, para kazanma için çalışırken, onurlu ve ahlaklı şekilde çalışırken bunu temel hedef alıyoruz. Çocuğumuza güzel bir hayat bırakalım diye. Fatma Nur Hanım eğer parayla mutluluk olsaydı bugün dünya üzerindeki zenginlerin hepsinin mutlu olması lazımdı. Ne yazık ki öyle değil.
Çocuklarımız, gençlerimiz için hep konuşulan dile gelen şeyler nedir? İşte anneler, babalar daha çok para kazanmak için kendilerini çok fazla yoruyorlar. Yordukları yetmiyor gibi çocuklarına vakit ayıramıyorlar. Ondan sonra bu çocuklar ne oluyor? Aileden uzak oluyor.
Aman işte şu kötü alışkanlığı olur mu? Böyle bir çevreye kaçar mı? Tehlike arz ediyor bütün bunlar. Hem nasıl? Sürekli dile getirme sebebimiz doğa aslında.
Çocuklarınızla vakit ayırın, doğada baş başa kalın, doğayı sevdirin derken hayatın kendisini aslında aşılamak çok başka bir şey. Gene bana iki anımı hatırlattınız Ayşancığım. Bir tanesi, bir oğlumuz annesi babası giderken arkasından ağlıyor. Bakıcı teyze de ağlamamasını çünkü o annesinin babasının çalışıp ona oyuncak ve ekmek alacağını söylüyor. Çocuğumuz daha çok ağlıyor ve ben oyuncak ve ekmek istemiyorum diye.
Bu çok önemli bir mesaj tabii çocuklarımızdan. Ama sizin bahsettiğiniz o psikolog arkadaşlarımızın çok güzel vurguladıkları sürenin uzunluğu değil derinliği önemli diye. Çocuğumuza her şeyi anlatıyoruz ya. Evden çıkıyorum bak ben gideceğim, işime gideceğim ama şu saate de geri döneceğim. Şimdi çocuklar bunu bir dönem sonra öğreniyorlar ve o sabırla bekliyorlar.
Çünkü çocuğumuza sabretmeyi öğretiyoruz o sırada. Çocuğumuza sabır öğretmek de çok önemli. Çünkü sonunda bir şey elde edeceğini bildiği zaman ve eğer elde ederse çocuk onu kabul ediyor. Yani annemle babam şu saatte çıkarlar ama bu saatte gelirler. Bu dönüş saatimiz çok önemli değil aslına bakarsanız.
Mesela bir anne vardır ki 9'da çıkar 5'de gelir. Bir anne vardır ki 9'da çıkar 9'da gelir veya baba. Bu çok önemli değil. Önemli olan çocuğumuzun o saatte annesinin babasının döneceğini biliyor olması. Çünkü çok enteresan daha 40 günlükken bile annesinin babasının geleceği saati tahmin edip o saatte ya ağlamaya başlıyorlar eğer gelmezse.
Veyahut da biraz ayaklanmaya başlamışsa kapının pencerenin önünde dolaşmaya başlıyor bebeklerimiz, çocuklarımız. Onun için onun o sabrının ödülünü de vermemiz gerekiyor. Bak sen sabretin ama bak ben işte tam vaktimde geri geldim. Şu anda seninle beraberim. Geldim ve artık bu senden başka hiçbir şeyi düşünmüyorum.
Ne yemek ne ekmek ne ev işe ne temizlik ne bulaşık hiçbir şeyle uğraşmayacağım. Sadece ve sadece seninle uğraşacağım. Şimdi bu gerçekçi gelmeyebilir dinleyen annelere babalara. Ama çocuğumuz eğer 15 dakika anne böyle bir zaman ayırıyorsa. Tek etek bebeğimizle başka telefon yok, televizyon yok, radyo yok hiçbir şey olmadan.
Sadece bebeğimizle başka hiç kimse olmadan bebeğimizle 15 dakikasını geçiriyorsa. O sırada anne başka bir işe başlayıp babaya devrediyorsa bebeği 15 dakikada baba geçiriyorsa bebek yarım saat bir dolu dolu annesiyle babası ile yaşıyor. Ve onu çok rahatlatıyor. Bu arada anne baba da kendi ihtiyaçlarını yani veya evin o sıradaki yemek hazırlama gibi ihtiyaçlarını yoluna koymuş oluyorlar.
Ve ondan sonra birlikte artık 3 kişilik 4 kişilik bir aile kaç kişilik bir aile ise olarak hayatlarını devam ettirmeye devam ettiklerinde çocuğumuz huzura kavuşmuş biraz annesiyle babası ile zaman geçirmiş oluyor. Bebeklerin çalışan anne babaların en büyük şikayeti çocuğumuz çok geç uyuyor. Çocuk aslında geç uyumuyor. Uykusundan özveride bulunuyor.
Annesiyle babası ile zaman geçirmek için. Ben yarın sabah uyurum nasıl olsa ama annemle babamla birazcık daha beraber olayım mı dolu dolu yaşamak istiyor. Onunla oynamak istiyor. Onun için bütün annelerden babalardan ricamız çocuğumuza sabırlı olmayı öğretirken onun ödülü olduğunu da öğretmek. Çünkü bunu hayatına yansıtacak.
Şimdi bugünkü ödülü ne? Bugün geldi annesi babasına belli bir saate kadar ayrı kaldı ama annesine babasına kavuştu. Sabrının ödülünü aldı. Annesi babası eve geldi kavuştu ama onlarla oynamaya da başladı. İkinci bir ödül daha.
Sonra oturdular yemekte kaka kaki kiki gülerek oynayarak sohbet ederek vakit geçirdiler. Sonra yemekten sonra gene biraz daha oynadılar. Yani bunlar saatlerce süren aktiviteler olmasına gerekmiyor. 15'er dakikalık. Anne çok yoğunsa babaya verecek.
Baba çok yoğunsa anneye verecek. Yahut da ikisinin de mümkünse en az 15 dakika bir bebeğiyle geçirdiği zaman olsun ki çocuk annesinin babasını birlikte görebilsin. Ben ailenin en değerli ferdiyim. Bak annem babam bütün işlerini bıraktılar. Bana zaman ayırdılar öğretiyoruz.
Çocuğumuza sabretmeyi öğretirken aslında bir hayat felsefesi veriyoruz. Evladım bir şeyi elde etmek için biraz beklemen gerekiyor. Biraz emek vermen gerekiyor. Ne oluyor? Çocuk okula gidiyor.
Okula gider gitmez hemen en yüksek başarılı öğrenci olmasını bekliyoruz. Böyle bir hayat yok dünyada. Çocuk önce bir okula gidecek. Öğretmenleriyle, arkadaşlarıyla uyum sağlayacak. Ondan sonra eve gelip derslerini tekrarlamayı öğrenecek.
Okulda öğretmenini kıpırdamadan dinlemeyi öğrenecek. Bunları öğrendikten sonra okumaya geçtiğini görecek ve onun mutluluğunu yaşayacak. Bir çocuğa verilen en büyük ödül Ayşe Hanım'cığım. Bir işi yapma başarısıdır. Yani bir çocuk okula gidiyorsa okumayı öğrenmekten daha büyük bir ödül yoktur aslında o çocuğumuz için.
Tabii ki onun başarısını biz teşvik için küçük ödüller alıyoruz. İşte biz sinemaya gidelim. Hadi parka gidelim biraz daha çok oynayalım. Veya evimizde hadi gel hep beraber kek yapalım. Gel bunu kutlayalım gibi.
İlla da maddi ödüller gerekmiyor. İşte sana şunu alacağım bunu alacağım değil dikkat ediyorsanız. Küçük aktiviteler. Hadi birlikte kurabiye yapalım. Bunun içinde de paylaşım var.
Tabii ama bunları çocuğumuzu öğretmeye çalışıyoruz. Ve o sırada çocuğumuza emek vererek bir yerlere geleceğini gösteriyoruz. Bu aslında hemen hemen yürümeye başladığı sıralarda başlıyor. Diyoruz ki aa bak sen yürümeye başladın. Hatta beslenmeyle başlatıyoruz.
Yani bebeğimizin önüne masa başına oturmasını istiyoruz. Annesiyle babasıyla. Çünkü ailenin bir bireyi olduğunu bilincine varsın istiyoruz. Önüne küçük lokmalar koyuyoruz. Bu mevsimine göre bir meyve parçası olabilir.
Veya bebeğimizin yaşına göre bir ekmek lokması olabilir. Bir kurabiye parçası olabilir. Veyahut da biraz köfte gibi kuru bir gıda da olabilir. Neyse ailenin uygun gördüğü. Onu çocuğumuzun önüne veriyoruz.
Çocuğumuz bir taraftan onu kemirmeye başlıyor. Dolayısıyla kendi kendini beslemenin çok güzel bir şey olduğunu öğreniyor. Ama bu arada çocuğumuza diyoruz ki ben sana güveniyorum. Sen artık büyüdün. Kendi kendine bakabiliyorsun mesajını veriyoruz.
Onu yere koyuyoruz. Hadi emekle bakalım diye. Veya yuvarlanıyor emeklemeden önce. Ondan sonra emekliyor. Ondan sonra sıralıyor.
Ondan sonra yürüyor. Ve bu arada iki üç adım atıp atıp bize dönüp dönüp bakıyor. Neden? Diyor ki bakın ben artık büyüyorum. Ama sizden de kopamıyorum.
Lütfen beni kontrol edin. Takip edin diyor. Ve biz bu sırada diyoruz ki Aa evet farkındayız. Sen büyüyorsun.
Bak artık kendi lokmalarını ağzına götürebiliyorsun. Aa evet sen birkaç adım atabiliyorsun. Kendi kendine gezinebiliyorsun. Ama bu arada biz seni yalnız bırakmıyoruz. Gene seninle beraberiz diyoruz.
Bu ne zamana kadar? Bizim toplumumuz için. Bizim milletimiz için. Neredeyse sonsuza kadar. Çünkü görüyoruz ki hep anneler, babalar, hep büyük anneler, büyük babalar.
Çocuklarının, torunlarının yanında olarak hep bu mesajı veriyorlar. Bak ben her zaman, ne zaman ihtiyacın olursa senin yanındayım ve arkandayım. Ve bu ne zaman başlıyor? Daha doğduğu günden itibaren, onu kucağımıza aldığımız andan itibaren başlıyor. Bu sevgi, dostluk ve özgüven sayesinde ve tabii ki en önemlisi saygı sayesinde.
Çünkü biz çocuğumuza değer vererek büyük bir saygı göstermiş oluyoruz. Onun ağlamasının tonlarından ne için ağladığını fark ederek onun ihtiyaçlarını belirlemiş oluyoruz. Ve ona ne kadar değer verdiğimizi ona yaşatmış oluyoruz. Yani ne kadar saygın bir insan olduğunu. Ve bununla beraber diyoruz ki bak sen sevgili ve saygınsın.
Ama öbür tarafta başka sevgili ve saygın insanlar da var. Mesela biz büyük anneler, büyük babalar olarak annesinin, babasının istemediği bir şeyi yapmıyoruz çocuğumuza. Çocuk mesela bizden devamlı şeker istiyor. Biz de diyoruz ki yok annen baban bir tane şeker yemene izin verdi. Onun için biz sana bir tane veririz.
Yani senin isteklerin benim için çok kıymetli diyoruz bir taraftan. Ama öbür taraftan annen babanın istekleri de çok kıymetli. Yani bu dünyada sen varsın ama başka insanlar da var. Veya mesela diyoruz ki musluğu fazla açık bırakma. Çünkü dünyadaki öbür çocukların da su kullanması lazım diyoruz.
Elektrik düğmesini kullanmıyorsan kapat. Çünkü dünyadaki öbür insanların da elektrik bulamayanları var. Onların için bunu dikkatli kullanmamız gerekiyor diyoruz. Yemeğini tabağında yiyeceğin kadar al diyoruz. Çünkü hayatında hiç et görmemiş çocuklar var diyoruz.
Bunları hep çocuklarımıza söyleyerek bir taraftan kendisinin çok kıymetli olduğunu ama aynı zamanda başka insanlara da değer vermesini, saygı göstermesini istiyoruz ki yarın öbür gün büyüdüğüne eline beline tabancayı alıp sokaklarda insanlara zarar vermesin. Ve özellikle de çocuklara zarar vermesin. Çünkü bir annenin babanın başına gelenler sonuçta er geç çocuğumuzu etkiliyor.
Ve o da tıpkı silahın geri tepmesi gibi topluma er geç geri geliyor. Çünkü öfkeyle büyüyen çocuklar bir şekilde onu toplumdan intikamına alıyorlar. Bu hiç arzu edilmeyen bir şey ama gerçek. O nedenle zaten çocuklarımızda bu tür olaylar maalesef giderek artıyor. Çok güzel bir ahiliğin temel kuralı var.
Eline beline sahip ol diye bizim kültürümüzde hem mesleki açıdan hem ahlaki açıdan çok önemli bir kavram bu. Eline beline sahip ol diye ve ahilikten bize kalmış. Düşünün yüzyıllar önce bize gelmiş. Ve bu değişmeyen bir felsefe. Neden?
Sen kendine saygı gösterdiğin kadar başkalarına da saygılı olmalısın. Sana yapılmasını istemediğini başkalarına da yapma. Temelde yatanlar hep bunlar. Şimdi siz hamileydiniz Ayşe Hanımcığım. Oğlunuz doğmadan önce kaç kişi Allah aşkınıza toplu taşımacılıkta size yer verdi?
Neredeyse hiç diyebilirim. Evet. Kaç kişi siz karşıdan karşıya geçerken aracını durdurup size yol verdi? Veyahut bebeğinizi alıp yolda yürüyorken veya onun pusetini karşıdan karşıya itmeye çalışırken kaç kişi size arabasını durdurup buyurun diye yol verdi?
Nadir. Nadir. Evet işte biz istiyoruz ki bunlar çoğalsın. Çünkü bunun temelinde yatan daha o yürümeye başlayan bebeğimize bak canım bu oyuncak senin oyuncağın ama annenin babanın çantası karıştırılmazla başlıyor.
Çünkü bu benim cicim bu senin cicin diyoruz. Her çekmece karıştırılmaz diye onlara mutfakta özel bir çekmece yapıyoruz. Çünkü karıştırdığı çekmecelerde tehlike var aslında. Biraz tehlikeye karşı korumak istiyoruz ama vermek istediğimiz bilgilerden bir tanesi de bak. Başkalarının eşyasını tıpkı kendi eşyana gösterdiğin saygıyı göstereceksin evladım mesajı var.
Mutfakta bir çekmece ayırıyoruz. İçine plastik bir şeyler koyuyoruz. Ya bebeğimizin oyuncaklarını veya plastik kaplardan. Bak sen bunları elleyebilirsin bu senin çekmecen diyoruz. Ama öbürleri benim çekmecem diyoruz.
Sayın Çakmak yine süremizin sonuna geldik. Sizinle sohbet o kadar keyifli ki. Belki burada şunu hatırlatabiliriz ebeveynlere. Diyoruz bu evet anneninki ellenmez. İşte mutfakta bazı yerler ellenmez ama
belki biz şunu atlıyoruz. Küçük olduklarını düşünerek atlıyoruzdur. Muhakkak atlıyoruzdur. Bu da senin. Eğer sen izin vermiyorsan ben buna dokunmuyorum.
Hem nasıl? Tık tık. Gelebilir miyim odana? Hem nasıl? Hem nasıl?
Belki buna ağırlık versek o duyguyu çocuk çok daha rahat algılayacak değil mi? Vallahi bravo Ayşen'cığım. Çok harika bir noktayı gündeme getiriniz. Çok önemli. Tabii ki öyle.
Çok teşekkür ediyoruz efendim. Biz de sizi. Haftaya yine görüşeceğiz. İnşallah. İnşallah.
Değerli anne ve babalar sağlıklı bebekler için el ele programımızın bu haftada sonuna geldik. Mikrofonda ben Ayşe Bilgici Yücel. Önümüzdeki hafta görüşünceye dek Allah'a ısmarladık diyoruz. Sağlıklı bebekler için el ele. Eğitim.
Eğitim. Eğitim. Eğitim. Eğitim. Eğitim.
Eğitim. Eğitim. Eğitim. Eğitim. Eğitim.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.