Aşılar 1
Aşılar 1
Aşılar 1
Aşıların bedenimizi mikroplara karşı nasıl eğittiğini, verem ve hepatit B aşısının doğumdan itibaren neden yapıldığını, beşli karma ve zatürre aşısının takvimini ve aşı öncesi ateş düşürücü tartışmasını anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Aşı, bedenimize dostlarını tanıtmaktır
Aşıları insanların insanlığa yaptığı en büyük hizmetlerden biri olarak görüyorum. Çocuklarımıza yabancılarla konuşulmaz derken onlara dostlarımızı da tanıtırız; bedenimize de aynı şekilde önce iyi beslenme alışkanlıklarıyla dostlarını tanıtırken, aşılarla da "bak bu mikroplar seni hasta edebilir" diyerek onunla önceden tanıştırıyoruz. Aşılı bir beden o mikropla karşılaştığında ya hastalığı hiç geçirmiyor ya da o kadar hafif geçiriyor ki yan etkileri hiç görülmüyor.
Verem aşısı ve doğumdan itibaren koruma
Ülkemizde Sağlık Bakanlığımızın uyguladığı üçüncü aşı verem aşısıydı; 1930'larda çiçek aşısıyla başlanmış, 1937'de difteri-boğmaca-tetanoz aşısı eklenmiş, 1952'de de verem aşısı uygulamaya girmişti. O dönemde savaştan çıkmış, beslenme sorunu olan toplumumuzda verem çok yaygındı ve bu basit aşıyla hastalık büyük oranda kontrol altına alındı. Bugün hâlâ ikinci ayda bebeklere verem aşısı uyguluyoruz; çünkü toplumumuzda büyüklerle iç içe yaşama geleneğimiz var ve yaşlı kuşaktan bazıları geçmişte veremi geçirmiş olabiliyor. Bebek ikinci ayda aşılanmışsa evde öksüren bir büyüğü olsa bile hastalığın kemik, omurga ya da böbreğe yayılan ağır formlarından korunmuş oluyor.
Hepatit B aşısı neden doğar doğmaz yapılıyor
Halk arasında sarılık diye bilinen hepatit B, kan ve kan ürünleriyle bulaşan bir hastalık. Anne hepatit B taşıyıcısıysa doğum anında bebeğin annenin kanıyla teması nedeniyle bulaşma riski yüksek oluyor; bu yüzden bebeğe doğar doğmaz ilk doz hepatit B aşısını yapıyoruz. Anne taşıyıcıysa buna ek bir tedavi daha uygulanıyor. İkinci doz birinci ay kontrolünde, üçüncü doz altıncı ayda yapılıyor; böylece bebek altı aylık olduğunda hepatit B'ye karşı bağışıklık kazanmış oluyor. Bazı bebeklerde yeterli bağışıklık oluşmayabiliyor, bu yüzden doğumda, birinci ayda ve altıncı ayda yapılan aşılardan bir ay sonra kan tahliliyle kontrol öneriyorum; yetersiz bulunursa bir doz daha yapılıyor.
Beşli karma ve zatürre aşısı takvimi
İkinci ayda bebeğimize verem aşısıyla birlikte difteri-boğmaca-tetanoz, çocuk felci ve halk arasında menenjit diye bilinen aşıyı içeren beşli karma aşıyı yapıyoruz; bunu dördüncü ve altıncı aylarda tekrarlıyoruz. Ağızdan verilen çocuk felci aşısı artık sadece altıncı ayda bir doz olarak uygulanıyor; bunun nedeni dış göçlerin artmasıyla yükselen hastalık riski. Bu beşli karmaya ek olarak ikinci, dördüncü ve altıncı aylarda zatürre aşısı da uyguluyoruz; bu aşı ülkemizde ilk kez Kasım 2008'de düzenli programa girdi, 2011'den itibaren daha gelişmiş bir formuyla uygulanıyor. Bütün bu aşılar 1,5 yaşında bir kez daha tekrarlanıyor.
Aşı öncesi ateş düşürücü tartışması
Aşılardan önce rutin olarak ateş düşürücü vermenin zorunlu olmadığını düşünüyorum. Ateş, bedenin savunma sisteminin çalıştığını gösteren bir işaret; önceden bastırırsak çocuğun bağışıklık sisteminin o aşıya nasıl tepki verdiğine dair ipucunu kaybedebiliriz. Bir önceki aşıda hiç huzursuzluk ya da ateş olmamışsa yeni aşıdan önce ilaç vermeye gerek görmüyorum; her gereksiz ilaç bebekte alerjik hassasiyeti artırabiliyor. Yine de küçük bebeklerde ateşin ne gibi bir etki yapacağı önceden bilinemediği için huzursuzluk ya da ateş başladığında sağlık çalışanına danışılmasını öneriyorum.
Ağızdan verilen çocuk felci aşısının canlı mikrop içerdiğini ve bebeğin bir süre dışkıyla bu mikrobu attığını unutmamak gerekiyor; evde kemoterapi alan, yüksek doz kortizon kullanan ya da bağışıklık sistemi zayıf biri varsa bu aşı hiçbir şekilde önerilmiyor, bu durumun mutlaka sağlık çalışanına bildirilmesini istiyorum. Sonuçta hastalık değil hasta olduğu gibi, aşı programlarında da her çocuğun kendine özgü durumunun dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli Anne ve Babalar, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımıza hoş geldiniz diyoruz. En kıymetlimiz olan çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesi arzusuyla yola çıktığımız programımız, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, Doçent Doktor Sayın Fatma Nur Çakman verdiği bilgilerle aydınlanmaya devam ediyor.
Sayın Çakmak merhaba, hoş geldiniz. Hoş bulduk, nasılsınız? Çok çok teşekkür ediyorum, siz de iyisiniz umarım. Ben de iyiyim, çok teşekkürler. Ben ayrıca iyiyim.
Geçen haftaki programımızda aşı nedirden yola çıkmıştık. Siz o kadar güzel bir benzetme yaptınız ki, daha önce aşının bu kadar iyi tarif edildiğini duymamıştım açıkçası. Bugüne nasipmiş diye düşündüm o gün için. Bu hafta kaçıran dinleyicilerimiz olabilir belki. Hatta şunun için aşının neden bu kadar hayatı önem taşıdığının daha net anlaşılabilmesi açısından o örneğinizi tekrar edelim.
Bu haftaki programımıza başlayalım istedim. Çok memnuniyetle. Aslında aşılar insanların insanlığa en büyük hediyesi Ayşen'cim. Çünkü halk sağlığına hizmet etmek, insanlığa hizmet etmek, bilime hizmet etmek isteyen ve inançlarına hizmet etmek isteyen insanların yaptığı en güzel uygulamalar hiç kuşkusuz ki aşılamalar. Neden?
Çünkü çok pratik. En önemlisi Dünya Sağlık Örgütü'nün hani hep söylediğimiz aman halkı bilinçlendirelim, toplum bilincini oluşturalım, hastalıkları koruyalım. Bizim derneğimizin de siz hep söylersiniz. Sağlığımızı korumak, onu tedavi etmekten çok daha kolay ve ucuzdur diyoruz. Evet, aşılamalar bu konuda en büyük yardım yapan grup.
Neden? Çünkü aşılarla vücudumuzu eğitiyoruz. Hani nasıl çocuklarımızla konuşurken, yabancılarla konuşulmaz mesajı veriyoruz. Tekrar tekrar onları eğitip, onlara dostlarıyla ilişki kurmalarını öğretiyoruz, dostlarımızı tanıtıyoruz. Onun gibi bedenimize de diyoruz ki bak bunlar vücudumuzun dostları.
Neler işte yemek yemek, uygun beslenme alışkanlıkları ama mesela şekerleri çok fazla tüketmemek, belli tipte şekerleri tüketmek, mısır şurubu gibi şeker kaynaklarından bedenimizi uzak tutmak gibi bedenimizi iyi şeylerle tanıştırırken, bir taraftan da aşılamaları yaptırarak diyoruz ki bak bunlar verdiğimiz şeyler aslında mikroplar ve bu mikroplar seni hasta yapabilir. Bu kendi bedenimize yapıldığı zaman da böyle çocuklarımıza yapıldığına da ailemizin diğer fertlerinde de.
Bunlarla tanışırsan o zaman onlara karşı beni nasıl savunacağını bilirsin. Ondan kendini nasıl koruyacağını bilirsin. Çünkü her insan her yerde her türlü mikropla karşılaşabilir. Ama aşılı insanlar bu hastalığı ya geçirmezler. Çünkü bedenleri öğrenmiştir onlara karşı kendini nasıl savunacağını.
Veya çok hafif geçirirler. O kadar hafif geçirirler ki görülebilecek yan etkileri görülmez. Örneğin verem aşısı. Verem aşısı dünyada ilk uygulananlardan bir tanesi ve ülkemizde de sağlık bakanlığımızın aşı uygulamasını soktuğu 3. aşı. Yani ilk 1930'larda çiçek aşısını sağlık bakanlığımız başlatmış.
1937'de karma aşı dediğimiz dipleri boğmaca tetanos aşısını uygulamaya başlamış. Ama 1952'de de verem aşısı başlamış. Aslında çok da iyi olmuş. Çünkü ülkemizde o yıllarda verem hastalığı çok yaygınmış. Ve bu verem savaş dispanserinde çalışan kişileri şu anda saygı ve sevgiyle hatta bir kısmı da rahmetle anıyoruz.
Neden? Çünkü o sırada savaştan çıkmış beslenme sorunu olan bir milletin çok ciddi olarak ve dünyada yaygın olan verem hastalığına karşı yatkınlığı çok fazla. Ve o uygulamayla çok basit bir aşı uygulamasıyla çok güzel bir şekilde verem hastalığı ülkemizde oldukça önemli bir oranda temizlenmiş. Şu anda da verem aşısını en iyi uygulayanlardan biriyiz. Çünkü bazı ülkelerde verem aşısı uygulanmıyor.
Ama biz uyguluyoruz. Hatta şu anda bilim adamları yeni verem aşıları da geliştirelim. Dirençli mikroplara karşı daha iyi, daha güçlü hastalıklardan korunulsun istiyor. Ama ne oluyor? Veremli biriyle insanlar her yerde karşılaşabiliyor.
Örneğin hiç arzu edilmiyor ama restoranda çalışan bir kişi. Düşünün bir aşçı yemek yapıyor ve verem geçirmiş. Ama tabii o Sağlık Bakanlığı'nın denetiminde hani bulaşıcılığı var mı yok mu? Ama sonuç olarak o kişinin birdenbire hastalığının tekrarlamayacağı veyahut da etrafa bulaşıcı hale gelmeyeceğini garanti etmek zor. Gene bizim toplumumuz çok büyüklerle iç içe olan kişiler öyle bir geleneğimiz var.
Öyle olduğu için de yaşlı kişilerle beraber oluyoruz. Ve yaşlı kişilerin bağışıklık sistemleri çok zayıf. Ve dediğimiz gibi bunlar savaştan gelen büyüklerimiz olabileceği için bir zamanlar verem hastalığını geçirmiş olabilirler. Ne oluyor? Bebekle nene aynı evi paylaştığında bebeğe verem hastalığının neneden bulaşma ihtimali artıyor.
Ama doğuştan itibaren verem aşısı yani ikinci ayda ülkemizde verem aşısı yapılıyor. Eğer bebek ikinci ayda verem aşısını olmuşsa, nenesi verem hastalığını geçiriyor olsa ve evde öksürüyor olsa bile ona geçme şansı daha doğrusu oluşabilecek yan etkiler çok az. Yani verem hastalığının bütün vücuda yayılması, kemik veremi dediğimiz hastalığı yapması, omurgamızda verem hastalığının oluşması veyahut da böbreklerimizde verem hastalığının oluşması gibi
oluşabilecek yan etkilere karşı korumuş oluyoruz hastalarımızı ve çocuklarımızı. Bu sadece basit bir verem aşısıyla. Onun gibi mesela dihteri boğmaca tetanoz aşısı. Benim öğrencilik ve asistanlık yıllarımda yeni doğan döneminde çok yaygın olarak tetanoz görürdük yeni doğan bebeklerde. Bu önlendi.
Nasıl önlendi? 2009 yılında bütün gebelere, gebeliğin sonlarına doğru iki dozda tetanoz aşısı yapılarak yeni doğan dönemindeki tetanoz hastalığı önlendi. Çok üzücü, seyretmesi çok üzüm verici, öbür taraftan tedavisi hemen hemen yok gibi olan bir hastalık bu şekilde engellenmiş oldu. O nedenle gerçekten aşılarla çalışan insanlar, aşıları hem uygulayanlar hem bu konuya hizmet edenler, katkısı olanlar,
dünyaya sağlığına, insanlığa en büyük hizmeti yapmış olan, kelimenin tam anlamıyla cennetlik kişiler. Hakikaten şimdi minnet duymamak mümkün mü? Evet, evet ve üstelik de düşünecek olursak bu aşıları ilk yapan kişiler, mum ışığında bu mikropları tanımlayan, o günün teknolojisiyle aşıları çok iyi bir şekilde üretip insan sağlığına sunabilen kişiler. O nedenle onlara hayran olmamak ve saygı duymamak mümkün değil.
Hepsini sevgi, saygı ve rahmetle anlıyoruz. Sayın Çakmak, sözümüz aşılara geldiğinde hep tekrar ettiğiniz bir şey var. Yıllar içerisinde yapılan gözlemler sonucu, bazı aşıların tek doz olarak yetmediği tekrarlarının gerektiği. Bütün aşılar için bu gerekli midir acaba? Arzu ederseniz Ayşen, bir aşı programlarından şöyle bir gözlem geçirelim.
Hayır, hayır. Yeni doğan döneminde yani bebek doğar doğmaz, daha doğumhanede bebeğe hepatit B aşısı yapılıyor. Hepatit B aşısı aslında halk arasında sarılık diye bilinen bir mikroba karşı yapılan bir aşı. Ama aileler bu sarılık aşısı deyince bazen yeni doğan dönemindeki sarılıkla birlikte değerlendiriyorlar. Halbuki bu yeni doğan döneminde görülen sarılık ayrı bir olay.
Onu tekrar konuşuruz uygun gördüğünüz bir gün. Ama hepatit B dediğimiz sarılık hastalığı her yaşta görülebilecek bir hastalık. Neden doğumda yapıyoruz? Çünkü hepatit B taşıyıcısı bir anneden bebek doğabilir. Veya o kuşak yani anne kuşağı hepatit B aşısıyla aşılanmamış olduğu için
ve hatta onun annesi yani evdeki büyükanneler, büyükbabalar ve belki de kardeşler aşılanmamış oldukları için o yıllarda yapılmıyordu çünkü yaygın olarak. Evde hepatit B taşıyıcısı olabilir. Evde hepatit B taşıyıcısı olmak demek yeni doğan bir bebek için çok tehlikeli bir ortam demek. Çünkü yeni doğan bebeğin bağışıklık sistemi zayıftır.
Ve bebekten bebeğe çok rahat etraftan bulaşabilir. Aslında hepatit B hastalığı çeşitli yollarla bulaşır insana. Özellikle kan ve kan ürünleriyle geçer. Bu nedenledir ki doğum anı çok kıymetlidir. Yani eğer anne hepatit B taşıyıcısıysa doğum anında bebeğine çok miktarda kanla temas,
hem kendi kanı bebekle temas ettiği için bulaşma ihtimali çok daha yüksek oluyor. Anne karnındayken hepatit B hastalığının bebeğe bulaşma ihtimali anne taşıyıcı olsa bile bebeğine geçirme ihtimali çok zayıf. Ama doğum anında bulaşma ihtimali çok yüksek. O nedenle doğar doğmaz bebeğe hepatit B aşısı yapılıyor.
Eğer anne taşıyıcı ise bunu mutlaka doğumdan önce takip eden arkadaşlarımız bakıyorlar kan değerlerine. O zaman ilave bir tedavi daha uygulanıyor bebeğe. Mutlaka ikisinin birlikte uygulanması lazım ki bebek hepatit B olmasın doğum anında. Annesinin kanıyla temas ettiği için. Ama diyelim ki bebek hepatit B'li bir anneden doğmadı.
Ama hepatit B ile bir eve gidebilir. Hepatit B taşıyıcısı olan kişilerin bulunduğu ortamlarda bulunabilir. İşte öyle olmasın diye. Çünkü bir miktarda hepatit B hastalığının nasıl geçtiği bilinmiyor. Bir kısmı biliniyor ama bir kısmı da bilinmiyor.
Öyle olduğu için bebeği korumamız lazım. Hemen doğar doğmaz. Hepatit B aşısı yapılıyor. İlk dozu. İkinci dozu ne zaman yapılıyor?
Birinci ayı bitirdiğinde bebek. Birinci ay kontrollerine gittiğinde yapılıyor. Üçüncü dozda altıncı ayda yapılıyor. Yani bebek altı aylık olduğunda hepatit B hastalığına karşı bağışıklık kazanmış oluyor. Yani hepatit B ile temas etse bile kendini nasıl koruyacağını gayet iyi öğrenmiş oluyor.
Çünkü bağışıklık sistemi hücrelerimizi akıllandırmış oluyoruz. Onları eğitmiş oluyoruz. Sen bu hastalığa karşı bizim bebeğimizi korumalısın diyoruz. Koruyacaksın diyoruz. Ancak bazen yeterince bağışıklık sağlanamıyor.
O zaman bir doz daha tekrar öneriliyor. Onun için de kan tahlili yapılması lazım. Bebeğin doğumda birinci ayda ve altıncı aydaki aşılarından bir ay sonra bir kontrol yapılması öneriliyor. Ve eğer bunda hepatit B aşısı yeterince koruyucu bulunuyorsa kan değerleriyle o zaman tamam artık rahatlıkla korunuyorsun deniyor. Ama bir ay sonra test yaptığımızda hala yeterince bağışıklık sistemi gelişmemiş olarak buluyorsak o zaman bir doz daha yapılması öneriliyor.
Gene bunun yıllar içinde tekrarı gerekebilir. O da çeşitli zamanlarda yani mesela 6 yaş gibi okul öncesi dönemde çocuğumuza herhangi bir nedenle kan alınıyorsa o kan alınırken çocuğumuzun hepatit B aşısı hala koruyor mu diye doktorumuzu uyarıp kanı alınırken hepatit B koruyuculuğuna da bakılmasında yarar var. Onun dışında doğumdan sonra bebeğimize hangi aşılar yapılıyor? Doğar doğmaz hemen bir aşıyla karşılardık bebeğimizi.
Biz seni koruyoruz diye. Biraz ağlattık ama olsun değer. Birinci ayda tekrarını yaptık. İkinci ayına geldiğinde bebeğimiz gene sağlık ocaklarında, aile sağlığı merkezlerinde bebeğimize verem aşısı yapılıyor. Verem aşısı yanında bebeğe bir sürü aşı daha yapılıyor.
Onlardan bir tanesi dipdiyeri boğumaca tetanoz aşısı. Yani halk arasında kuş palız denilen hastalık dipdiyeri hastalığıdır. O hastalığa karşı boğumaca hastalığına tetanoz hastalığına karşı koruyoruz. Çok güzel bir aşımız var. Şimdi beşli karma olarak geçiyor.
Bu dipdiyeri boğumaca tetanoz aşısıyla beraber çocuğumuza çocuk felci aşısını ve halk arasında menenjit diye bilinen aşıyı da veriyoruz. İkinci ayda. Ve bunu dördüncü ayda ve altıncı ayda tekrarlıyoruz. Yani bu beşli karma aşıyı dördüncü ve altıncı ayda tekrarlıyoruz. Bu sizin bebekliğinizde sadece dipdiyeri boğumaca tetanoz olarak yapılıyordu.
Ağızdan da size çocuk felci aşısı damlatıyorduk. Ama ülkemizdeki aşı programlarının çok iyi uygulanması nedeniyle ağızdan çocuk felci aşısı artık sadece altıncı ayda bir doz olarak yapılıyor. Gene bunda da dış göçlerin çok fazla olması ülkemize göçlenen kişilerin çok fazla olması ve hastalık ihtimalinin yükselmesinden kaynaklanan bir şey. Bir doz yapılması uygun görülüyor Sağlık Bakanlığımız tarafından. Altıncı ayda tekrarlanıyor.
Ama çok gelişmiş bir aşı olduğu için dipdiyeri boğumaca tetanoz çocuk felci ve menajit aşısı diye bilinen beşli karma ile bebekler zaten oldukça iyi bir şekilde korunuyorlar. Bu beşli karma ile beraber iki, dört ve altıncı aylarda bebeğimize zatürre aşısı halk arasında zatürre aşısı diye bilinen bir aşı da uygulanıyor. Bu aşı ülkemizde ilk olarak 2008 Kasım'ında uygulanmaya başladı. Yani uygulanıyordu ama düzenli olarak bütün çocuklarımıza uygulanması Kasım 2008'e denk geldi.
Ama bu aşı da yeterli bulunmadı. Daha gelişmiş bir şekle 2011 yılından beri uygulanıyor. Yani iki buçuk yıl içinde daha iyi bir aşı programına geçildi. Bu kadar çok aşının birlikte uygulanıyor olması bazı yan etkiler doğurabiliyor. Çünkü bebek çok huzursuz olabiliyor.
Çok güzel aşılar olmasına rağmen ateş olabiliyor. O nedenle çok iyi bir şekilde çocuklarımızın ateşlerinin kontrol edilmesi ve mümkünse de hasta çocuklarımızın aşılanmasını arzu ediyoruz. Bunu çocuğumuz hastaysa sağlık çalışanlarına uyaracağız bizim çocuğumuz hasta diye. Eğer bir iki gün ertelemek sorun değilse önce tedavisini alıp ondan sonra erteleyecek. Sorun olabilir. Ne zaman sorun olabilir?
Diyelim ki bir hastalığın salgını söz konusu. Eğer o hastalığın salgını söz konusuysa birlikte aşı olmak çok arzu edilen bir şey olmasa bile gerekli. Çünkü salgın olacak hastalığa karşı çocuğumuzu korumak zorundayız. O nedenle. Peki yaygın olan bir şey daha var Sayın Çakmak. Sıklıkla çocuğumuzu aşılatmadan önce ateş düşürücü içirip götürüyoruz.
Bunun herhangi bir sakıncası olabilir mi? Sakıncası yok ama çok gerekli mi? O tartışılabilir Ayşe Hanım. Çünkü bir çocuğun bağışıklık sisteminin güçlendirmesinde biraz savunma sisteminin gelişmesi gerekiyor. Ateş vücudumuzun savunma sisteminin iyi çalıştığını gösteriyor. Ama çok küçük bebeklerde ateş çok arzu edilen bir şey değil.
Çünkü ateşin beyinde ne gibi yan etki yapacağını hiç kimse önceden bilemez. Öyle olduğu için de mutlaka çok iyi bir şekilde takip edilmesi. Mümkünse bebeklerde huzursuzluk veya ateş veya hem huzursuzluk hem ateş başladığında sağlık çalışanlarına danışılması ve onların önerileri doğrultusunda ateş düşürücü ilaçlar uygulanmasında yarar var. Belki önceden o ateşi bastırmak çocuğumuzun bağışıklık sistemiyle alakalı aslında bize göstereceği ufak tefek yan etkiler.
Bağışıklık sisteminin ne düzeyde olduğuna dair de fikir sahibi olmamızı sağlayacak sağlık çalışanlarının da. Belki baştan onu bastırıyor olmamız ipuçlarını da yok edebilir mi? Şöyle eğer vücudumuz bir şeye tepki veriyorsa o konuda bundan sonra daha dikkatli olmamız konusunda bizi uyarır. Bir defa yani bundan sonraki aşıya giderken bir defa hiç huzursuzluk yapmamış, hiç ateş yapmamışsa niye çocuğumuza ilaç vereceğiz? Çünkü çocuğumuz hasta olduğunda ilaç verirken o kadar çok düşünüyoruz ki hem sağlık çalışanlar hem aileler.
Çok gerekli görülen ilaçları bile insan çok ölçüp biçerek tartarak veriyor bebeğimize zarar vermeyelim diye. İhtiyacı olmayan bir şeyi niye verelim? Çünkü her verdiğimiz ilaç bebeğimizin alerjik uyaran almasına yol açıyor ve alerjik hastalıklara veya bundan sonra o ilaçlara karşı duyarlılığını artırıyor. Ve bizim kullanma şansımızı azaltıyor. Onun için mümkün olduğu kadar gereksiz ilaç kullanmayı ihtiyaç olmadıkça arzu etmiyoruz.
Ama gerekli olunca da hiç kaçınmıyoruz. Ama hangi dosta vereceğimizi ne vereceğimizi sağlık çalışanlarıyla birlikte karar veriliyor ki çocuğumuza en uygun şekilde yardımcı olabilelim diye. Bu aşıların yapılmadığı durumlar olabilir. Bunlar nelerdir? Mesela bebeğin daha önceki aşılamalarda ciddi problemler yaşamış olması veyahut da bebeğimizin doğuştan gelen bazı hastalıklar nedeniyle beyin hasarı olması veyahut da beyin hastalıklarına yatkınlığının olması gibi durumlarda da aşıların özel aşılar olarak uygulanması gerekiyor.
O nedenle sağlık çalışanlarıyla aşılamalardan önce mutlaka birlikte karar verilmesi ve hangi aşılarını yapılıp hangilerinin erteleneceğinin bilinmesi lazım. Mesela ağızdan çocuk felci aşısı aslında çocuk felci yapan etkenin canlı olarak çocuğa verilmesidir. Ve çocuğumuz dışkıyla yani kakasıyla bir süre çocuk felci mikrobunu atar. Eğer evde kemoterapi alan kişiler varsa, evde çok yüksek dozda kortizon kullanmayı gerektiren kişiler varsa veya evde bağışıklık sistemi çok zedelenmiş olan kişiler varsa gerek bu hastalıklar nedeniyle gerek kullanılan ilaçlar nedeniyle veya bu çocuğumuz bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiş bir çocuksa,
ağızdan çocuk felci aşısı hiçbir şekilde önerilmez. Bunların mutlaka sağlık çalışanlarına belirtilmesi ve sağlık çalışanları zaten sorar bu tür soruları. O sırada yoğunluk sırasında gözden kaçmaması için de sağlık çalışanların aileler tarafından uyarılmasını istiyoruz. Yani çocuğumuzun bağışıklık sistemi yeterince gelişmemişse, ailede çok yaşlı varsa, çok ağır kemoterapi alan, çok yüksek dozda kortizon kullanan, ciddi hastalığı olan kişiler varsa,
bu konuda sağlık çalışanları ailelere uyaracak ve ağızdan çocuk felci aşısı yapılmayacak çocuğumuza. Zaten 3 doz, 2, 4 ve 6. aylarda yapılan, 5'li karmanın içinde olan çocuk felci aşısı oldukça iyi koruyan bir aşıdır. Ama daha koruyucu olsun diye, dediğim gibi etraftan gelebilecek mikroplara karşı korusun diye, Sağlık Bakanlığımızın böyle bir uygulaması var. Ama bu tür durumlar istisnalardır ve mutlaka ailelerin bu konuda sağlık çalışanlarına bilgi vermesi gerekir.
Bu aşı aynı zamanda yani dihteri boğmaca tetanos, çocuk felci ve menajit diye bildiğimiz aşı, 1,5 yaşında da çocuklarımıza tekrarlanması gereken bir aşı. Biz konumuzu toparlayamayacağız Sayın Çakmak ama biz ayrılan sürenin sonuna geldik. Ben şunu anlıyorum, özetle nasıl hastalık yoktur, hasta vardır diyorsak, aşı programlarının da kişiyi özel takip edilmesi gereken durumları olabilir.
Çok haklısınız. Çok teşekkür ediyoruz verdiğiniz bilgiler için. Bir sonraki programda kaldığımız yerden devam edeceğiz aşıları konuşmaya. Siz de en kıymetliğimiz olan çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, gelin diyoruz hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim.
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, Doçent Doktor Sayın Fatma Nur Çakman vermiş olduğu bilgiler ışığında. Yolumuzu aydınlatmaya önümüzdeki haftada kaldığımız yerden devam edeceğiz. Mikrofonda ben Ayşe Yücel.
Görüşünceye dek esenlik ve mutluluklar diliyoruz. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği
İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği
İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği
İçin El Ele Derneği İçin El Ele Derneği
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.