Üst Solunum Yolları
Üst Solunum Yolları
Üst Solunum Yolları
Halk arasında beta olarak bilinen mikrobun neden mutlaka boğaz kültürüyle araştırılıp antibiyotikle tedavi edilmesi gerektiğini, doğru el yıkama alışkanlığını ve hastalık döneminde çocuğun neden biraz geriye gidebileceğini anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Beta mikrobunu neden ciddiye alıyorum
Halk arasında çok iyi bilinen beta mikrobu aslında streptokok ailesinin bir üyesi. Boğazda gıcıklanma, kaşınma ya da nezle-öksürük gibi bir şikayet varsa yaş fark etmeksizin mutlaka boğaz kültürü alınmasını öneriyorum, çünkü bu mikrobu ciddiye almamızın nedeni ateş ya da boğaz ağrısı değil, yol açabileceği eklem romatizması, kalp romatizması ve halk arasında nefrit denilen böbrek hastalığı. Boğaz kültüründe beta üredi mi mutlaka antibiyotik kullanılmasını öneriyorum; ateş düşürücü, ağrı kesici ya da öksürük şurubu bu mikropta yeterli olmuyor.
Antibiyotik yan etkilerinden çekinip "bedenim kendi atlatır" diyen aileler oluyor. Bedenin atlatma ihtimali var ama bu süreçte ne gibi bir hasar bırakacağını kimse önceden kestiremiyor; bu yüzden beta üremişse doktorun önerdiği doz ve süreyle antibiyotiğin tamamlanmasını istiyorum. Bir gün ilaç kullanıp iyileşti diye yarıda bırakmak hem hastalığın seyrini uzatabiliyor hem de mikrobun ilaca direnç kazanmasına yol açabiliyor.
En etkili korunma yöntemi: el yıkama
Solunum yolu enfeksiyonlarına karşı en basit, en ucuz ve en etkili önlemin el yıkama olduğunu düşünüyorum; bunu Dünya Sağlık Örgütü de Sağlık Bakanlığımız da aynı şekilde söylüyor. Ellerimizi akarsuda, sabunla, avuç içi-el sırtı-parmak araları dahil iyice ovalayıp durulayıp kurulamamızı öneriyorum; bu yirmi otuz saniyeyi geçmeyen bir alışkanlık. Sokaktan eve girince, tuvaletten çıkınca, yemeğe oturmadan önce ve yemek hazırlarken mutlaka el yıkanmasını, çocuklara da bunu küçük yaştan öğretmemizi istiyorum. Su ve sabuna ulaşamadığımız durumlarda alkollü el solüsyonu ya da ıslak mendil kullanılabilir, ama bunun el yıkamak kadar temizlemediğini bilerek, elimizi ağzımıza götürürken dikkatli olmamız gerekiyor.
Öksürürken, aksırırken dikkat edilmesi gerekenler
Öksürürken ve aksırırken mümkünse bir mendile ya da peçeteye yapıp bunu kapalı bir çöp kutusuna atmamızı öneriyorum; elimize aksırdıysak da hemen ellerimizi yıkamamız gerekiyor. Hasta bir kişinin öksürüp aksırırken ya da konuşup gülerken ortama saçtığı mikropların o ortamda yaklaşık iki saat kadar kaldığını unutmamak gerekiyor; bu yüzden özellikle bu dönemlerde çocuklarımızı kapalı mekanlarda çok fazla tutmamayı, mümkünse açık havada dolaştırmayı öneriyorum. Hasta çocuk bile olsa temiz hava alması, kucakta ya da arabasında kısa bir gezinti yapması hem moralini düzeltiyor hem de kapalı ortam mikroplarını tekrar tekrar almasını önlüyor.
Hastalık döneminde çocuğun geriye gitmesi normal
Her hastalığın çocuğu başlangıçta bir miktar geriye götürdüğünü görüyorum; tıpkı erişkinlerin hasta olunca daha fazla şefkat istemesi gibi çocuklar da bu dönemde bebekleşiyor, daha fazla kucak, daha fazla ten teması istiyor. İştahsızlık da bu dönemde hepimizde görülen doğal bir durum; ısrarcı olmadan önlerine sevdikleri birkaç gıdayı, yoğurdu, meyveyi, kendi hazırladığımız komposto ya da meyve suyunu koyup ne kadar yerlerse onu kabul etmemizi öneriyorum. İlk günlerde kilonun yaklaşık yüzde onunu kaybetmek olağan, iyileşme sürecinde bu kayıp hızla geri kazanılıyor.
Ailelerin telaşlanmadan, gerekli doktor kontrolünü yaptırıp tedaviyi uyguladıktan sonra rahat olmasını öneriyorum; çünkü çocuk anne babasının telaşını hissedip kendi hastalığını daha ciddi sanabiliyor, bu da işleri zorlaştırıyor. Doktoruna danışıp uygun tedaviyi uygulayan bir aile huzurlu olduğunda çocuk da bunu hissediyor ve “demek ki her şey yoluna giriyor” diyerek rahatlıyor. Küçük hastalıklar aslında çocuğa iki değerli şey kazandırıyor: kendine güven, çünkü hasta oldu ve iyileşti; ve ailesine güven, çünkü hastayken bile etrafında olduklarını gördü.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli anne ve babalar, sizde en kıymetlimiz olan çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller dolayısıyla, sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim. Meteorolojinin Sesi Radyosu'nda Sağlıklı Bebekler İçin El Eli Derneği ile birlikte biz de el ele verdik ve yolunuza ışık tutmaya çalışıyoruz.
Dernek Kadına Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı, Doçent Doktor Sayın Fatma Nur Çakmak, bu haftada merhaba diyoruz, hoş geldiniz diyoruz yayınımıza. Hoş bulduk, nasılsınız Ayşe Hanımcığım? Teşekkür ediyorum, siz de iyisiniz. İyiyim, teşekkür ederim. Alpçınlar nasıl? O da iyi, her şey yolunda, şükrediyorum.
Oh ne güzel, çok iyi. Geçen hafta konuştuğumuz gibi üst olunum yolu enfeksiyonları çok yaygın. Doğru. Bu sefer Ramakkale atlattık. Sanıyorum bu şekilde düşünen ailelerin de içi rahattır ama, ama, aması var neden? Çünkü bu demiştiniz ki, tükürük yoluyla, nefes yoluyla bulaşabilen hastalıklardır.
Doğru. Üst olunum yolu hastalıkları. Şimdi bu konuda çok önemli bir şey daha var, vaktimiz yetmediği için açıklık getiremedik ama, beta mikrobu. Evet. Okul öncesi kurumlarda bilhassa periyodik olarak yapılmasını tavsiye ederler.
Bu yapılır. Ama yapılmalı mıdır? Yapılması gerekiyorsa hangi yaşa kadar yapılmalıdır? Bizi ne şekilde tehdit ediyor bu mikrop? Bu hafta da bu konu hakkında aydınlanmak isteriz.
Halk arasında çok iyi bilinen beta mikrobu aslında streptokok denilen bir ailenin üyelerinden bir tanesi. O ailenin fertlerinden biri. Çeşitli alt grupları var bunların. Ancak önemli olan, tekrar tekrar diyoruz ki, sonunum yolu enfeksiyonunu geçiriyorsak, yapacağımız en güzel şey, en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak.
Hem kendimiz adına, hem çocuklarımız adına, hem de ailenin diğer fertleri adına. Neden? Çünkü bir defa iyi bir doktor kontrolünden geçecek. Acaba sadece üst sonunum yolu enfeksiyonu mu? Yoksa biraz daha akciğerlere ilerlemiş mi?
Yoksa başka şikayetler mi eklenmiş gibi? Şikayetlerin değerlendirilmesi açısından iyi bir muayene gerekli. Artı diyoruz ki mutlaka bir yardımcı tetkik yapasın. Bu tetkike de ısrarla boğaz kültürü diyoruz. Mutlaka sonunum yolu enfeksiyonunu geçiriyorsak,
boğaz kültürü alınması, alınması konusunda da ısrarcı, ailelerin ısrarcı olmasını istiyoruz. Neden? Çünkü bu betadan korktuğumuz için. Halkın çok iyi bildiği betadan korktuğumuz için.
Evet, evet, evet, bebeklerimizi, çocuklarımızı ağlatan bir şey. Yaş grubu olarak tabii ki topluma karışmış olan, işte kreşlere başlamış, anaokuluna giden, okul çağındaki çocuklarımız da biraz daha sık görülüyor. Ama diyelim ki çalışan anne babalar,
toplu taşımacılığı kullanıyorlar. Toplu taşımalar sırasında yanında aksıran öksürenler oluyor. Onlardan bize bulaşma şansı oluyor. Veyahut da meslek grubu olarak, mesela biz sağlık çalışanları mutlaka hasta muayene etmesi sırasında,
hastalarımızdan ufak tefek hastalıklar kapabiliyoruz. Kendimiz tekrar tekrar bu mikrobu kaptığımız için hasta olmasak bile, aile fertlerine bulaştırabiliyoruz. Çocuklarımıza veya yakın çevremize bulaştırabiliyoruz. Onun için eğer bir insan boğazında gıcıklanma,
kaşınma veyahut da nezle grip gibi bir öksürükle, aksırıklı bir hastalık geçiriyorsa, mutlaka boğaz kültürü vermeli. Yaş kısıtlaması yapmadan, kaç yaşında olursa olsun herkes belli bir riski taşıyor.
Boğaz kültüründe eğer beta çıkıyorsa, mutlaka mutlaka tedavi olması öneriliyor. Neden? Çünkü bu hastalığın yan etkilerinden korkuyoruz. Ve tedavide de ateş düşürücüler, ağır kesiciler, öksürük şurupları gibi ilaçlar değil de,
doğrudan antibiyotik kullanılması öneriliyor. Beta denilen mikrop, aslında ciddi olarak eklem romatizması, kalp romatizması, halk arası nefret denilen böbrek hastalığına yol açan bir mikrop.
O nedenlidir ki, mutlaka ve mutlaka antibiyotik kullanılmasını arzu ediyoruz ve öneriyoruz. Daha önceki programlarımızda sizinle konuştuğumuz, aman ben antibiyotik yan etkilerinden korkuyorum, böyle bir sorun çocuğuma yaşatmayayım,
onun yan etkilerinden çekiniyorum. İlersiz bunu atlatabilir kendi bedeniyle. Tabii ki atlatabilir. Ama atlatırken ne gibi hasarlar yapar, onu kimse öngöremez.
Onun için aman çok rica ediyoruz, eğer bir çocuğumuzun boğaz kültüründe veya bir erişkinin boğaz kültüründe beta ürediyse, mutlaka ve mutlaka antibiyotik kullanmalı. Yaşına, kilosuna,
uygun ve doktorunun önerdiği sıklıkta ve uygun dozlarda kullanmalı ve doktorunun önerdiği süreyi tamamlamalı. Çünkü, bir gün ilaç kullandım,
iyileşti, aman tamam artık, tamamen iyileşti değil. Bu, ancak hastalıkların seyrini uzatabilir,
ilacın mikroplara karşı direnç kazanmasına yol açabilir ve bu ilaçtan, daha sonraki hastalıklarına yarar görme ihtimalini, hatta diğer hastaların bu ilaçtan yarar görme ihtimalini azaldır. O nedenle,
ilacın düzgün, uygun dozlarda, istenen sıklıkta ve önerilen sürede kullanılması şart ki, çocuklarımızın kalp romatizması, eklem romatizması veya nefret gibi hastalıklara karşı
korunmasına engelle olalım. Gene, solunum yolu enfeksiyonlarında çok basit bir önlem olarak, mutlaka ve mutlaka el yıkama, hangi kitaba bakarsanız,
Dünya Sağlık Örgütü olsun, bizim Sağlık Bakanlığımız olsun, veya dünyadaki diğer ülkelerin Sağlık Bakanlıkları olsun, solunum yolu enfeksiyonlarında ilk önerilen, çok iyi el yıkama alışkanlığının kazandırılması.
Hala işte, ülkemizde çok geç fark edildi bu alışkanlığın oturmaması. Ama çocuklarımız öğrendiler, onun için bu alışkanlığı pekiştirilmesini istiyoruz. Çünkü el yıkamak çok basit,
çok ucuz ama en etkili yöntem. Çok da pratik aslında. Evet, evet. İki dakikamızı dahi almıyor. Önerilen 20 saniye,
yani yarım dakika kadar, yarım dakikadan bile az bir süre. Önerilen ne? Mutlaka ellerimizi akarsuda yıkamak, mutlaka sabunla yıkamak,
mutlaka ovalamak, avuç içlerimizi, el sırtlarımızı, parmak aralarını, eğer uzunsa tırnaklarımızın fırçalanması, ve çok iyi bir şekilde akarsuyla durulanması, sonra da kurulanması,
temiz bir havluyla veyahut da uygun kurutma makineleriyle kurutulması öneriliyor. El yıkama bu kadar basit bir şey. Ama el yıkamayla hem solunum yolu, hem mide varsa hastalıklarından, hatta bu halk arasında çok iyi bilinen,
sarılık diye bilinen, hepatitten korunma şansını da kendimize ve yakın çevremize kazandırmış oluyoruz. Çocuklarımıza bu alışkanlığın kazandırılmasıyla da, onlara ileriye dönük olarak, kendi sağlıklarına sahip çıkmayı öğretiyoruz.
Ne zaman el yıkayacağız? El yıkamayı mutlaka sokaktan evimize girdiğimizde, çocuklarımıza öğreteceklerimizin başında bu, sokaktan eve girince el yıkanır. İkincisi, tuvaletten çıkınca el yıkanır.
Üçüncüsü, yemeğe oturmadan önce el yıkanır. Dördüncüsü, eğer sofra hazırlıyorsak, kendimiz yemek pişiriyorsak, mutlaka bunlardan önce el yıkanması. Eğer evimizde hayvan besliyorsak,
hayvanlarımızın temizliğini, bakımını yaptıktan veya onun beslenmesini sağladıktan sonra, ellerimizin yıkanması öneriliyor. Konu gelmişken, izninizle,
benim çok üzüldüğüm, üzüldüğüm bir konu var. Maalesef hayvanseverler bazen, sadece hayvanlarının etrafında dönüyorlar. Toplumda yaşayan,
yani doğadaki diğer canlıları, düşünürken birazcık, ihmale uğruyorlar. Benim ricam ve önerimiz, mutlaka hayvanseverlerin,
mutlaka eldivenle dolaşmaları, ve bir poşete, hayvanlarının atıklarını, dışkılarını toplamaları. Çünkü aynı parkı paylaşan çocuklarımız,
yaşlarımızın olduğunu hatırda tutmamız gerekiyor. Hayvanseverler ve doğa severler olarak. Ben gördüğüm zaman, yakınından geçmesem dahi uzaktan teşekkür ediyorum. Ve şu anda bize kulak veren ve,
titizlikle hareket eden insanlara, diğer insanlara da göstermiş olduğu saygıdan dolayı, çok çok teşekkür ediyorum. Çünkü bu nedenle, çocuklarımız yeşillik üzerinde hoplayıp,
zıplayamayabiliyor, gezemeyebiliyor. Yeşilliği nasıl tanıdıcaz o halde? Bilhassa büyük şehirlerde, sınırlı iken imkanımız,
vaktimiz, yanımızda, yöremizde küçük parklar varsa, elbette mümkün mertebe, bu vakit darlığında,
oraları değerlendirme çabası içerisindeyiz. Çok teşekkür ediyorum ben de size. Biz de bu arada, tabii ki hayvanların dışkılarıyla, çeşitli parazitler ortaya yayılabiliyor.
Ve aynı ortamı paylaşan çocuklarımız, bu parazitleri, oradaki toprakla, kumla oynarken, bir şekilde kendileri alıyorlar.
Ve o hastalığa yakalanma, ve işte kurt dediğimiz parazitlere yakalanma, yakalanma veya ona benzer, diğer mide barsak sorunlarına, yakalanma tehlikesine açık oluyorlar.
Onun için, bu konuda duyarlı ailelere teşekkür ederiz. Ama, diğer ailelerle de, duyarlılığa davet ediyoruz.
Peki, umarız davetimize kayıtsız kalmazlar. Sayın Çakmak, elimizi yıkayamayacağımız durumlarda, ne yapmamız gerekir?
Biraz da bunlara değinelim mi? Çok haklısınız Ayşen'cim. O zaman, mümkün olduğu kadar, alkollü mendiller kullanmak,
veyahut da içinde alkol içeren, el temizleme solüsyonlarını, kullanmakta yarar var. Gene aynı şekilde, avuç içlerimizi,
el sırtlarımızı, parmak aralarımızı, ovalayarak. Onları kullanırken, dikkat etmemiz gereken bir şey var mı?
Elim kirlendi, bir yere sürmesin diye, onu sürmem ne kadar doğru temiz, ele mi kullanıp, koruma altına almalıyım?
Doğrusunu isterseniz, bunlar ilk tercihimiz olan, yöntemler değil. İlk tercihimiz, hiç kuşkusuz ki,
suyla, akarsuyla ve sabunla, ellerimizi yıkamak, güzelce köpürte köpürte, durulamak ve kurulamak.
Ama eğer bu imkana kavuşamıyorsak, o zaman, el temizleyici, solüsyonlardan, yararlanmakta,
veya ıslak mendillerden, yararlanmakta yarar var. Ancak, bunun yüzde yüzte, el yıkamak kadar,
temizlemeyi sağlamadığını, o nedenle, elimize, ağzımıza götürürken, dikkatli olmamız gerektiğinde,
hatırta tutmamızda, yarar var. Mümkünse, kullanmamız, solüsyonlarında,
alkollü, solüsyonlar olmasında, yarar var. Ama, hiç kuşkusuz ki,
el yıkamanın, ve sabunla, el yıkamanın, akarsuda, el yıkamanın,
kurulamanın, durulamanın, yararı, tartışmasız. Alkol içerdiği için,
kolonyalı ya da, kolonyalı mendillerde, alternatif olabilir. Tabii ki. Ama en son çare olarak,
bunları düşünüyorum. Çaresizlikte, kullanabileceğimiz yöntemler. Gene, öksürürken ve aksırırken,
mutlaka, hem çocuklarımızın, hem ailelerimizin, dikkat etmesi, gerekenlerden bir tanesi,
mümkünse, peçeteye, bir mendile aksırıp, öksürme. Ondan sonra da,
bunu, kapalı bir kutuya, çöp kutusuna, atmakta yarar var. Eğer bunu yapamıyor da,
elimizi aksırıp, öksürme durumu, söz konusu da, o zaman mutlaka, elimizi yıkamakta,
yarar var. Yıkayamıyorsak da, sizin bahsettiğiniz, ıslak mendillerle, temizlemekte yarar var.
Gene, akılla tutulması, gerekenlerden bir tanesi, öksürük ve aksırık, veyahut da işte,
konuşmalar, gülmeler sırasında, hasta kişilerin, ortama saçtığı, mikropların,
hemen hemen, iki saat, o ortamda bulunduğunu, hatırda tutmamız gerekiyor. O nedenle,
mümkün olduğu kadar, elimizi, ağzımızı kapatarak, ya da en ideali, mendille,
ağzımızı kapatarak, öksürmek, aksırmak, ve, mümkünse,
çocuklarımızı, kapalı mekanlarda, çok fazla bulundurmamak, bugünlerde. Çünkü,
kapalı mekanlarda, iki saat, bu mikroplar kalıyor, ve bunun temizlenme ihtimali, de kolay olmuyor.
Onun için, mümkünse, çocuklarımızı, açık havada dolaştıralım, gezdirelim.
Hasta çocuk bile olsa, açık havada dolaşmak, ona, sağlık getirecektir. Eğer kendini,
iyi hissediyorsa, kucağımıza alalım, arabasına koyalım, pusetine koyalım, yürüyebiliyorsa,
yürütelim. Ama mutlaka, birazcık temiz hava aldıralım ki, hem morali düzelsin, kendini iyi hissetsin,
hem de, kapalı ortamların, mikroplarını, tekrar tekrar almasın. Gene hastalıklarla ilgili olarak,
aileler hep, çocuğum hasta oldu, düşkünleşti diye, kaygı duyarlar. Bu doğru.
Hiçbirimizin arzu etmediğimiz bir şey, çocuklarımızın hasta olması. Ama, her hastalık, çocuğu bir miktar,
başlangıçta geriye götürür. Düşünün ki, biz hasta olduğumuzda ne yapıyoruz? Erişkinken, çocuk gibi davranmak istiyoruz.
İşte, biraz daha sevgi ve şefkat istiyoruz. Çocuklarımız ne yapıyor? Bebekleşiyorlar. Bebekler ne yapıyorlar?
Daha fazla kucak istedikleri bir sürece giriyorlar. Onlar daha fazla kucak istiyor. Yani, anne karnındaki pozisyona geri dönmek gibi, daha fazla sarılmak istiyor.
Daha fazla kucaklanmak istiyor. Daha fazla anneye, babaya ten teması istiyor. Bu, ilk günler için olan bir şey. Gene,
aynı dönemde, çocuklarımızın iştahsız oldukları bir kesin gerçek. Tıpkı bütün insanların hastalıklar sırasında iştahsız olması gibi. Bizim önerimiz, bu döneme,
daha çocuğumuzun isteği doğrultusunda geçirmek. Yani, iştahsızsa çok fazla ısrarcı olmak istemiyoruz. Bir masaya veyahut da bir tepsiye, çocuğumuzun sevdiği birkaç çeşit gıdayı koyuyoruz.
İşte, bu yoğurt olabilir, meyve çeşitleri olabilir, makarna, patates gibi gıdalar olabilir.
Veya, bizim hazırladığımız taze meyve suları, işte, mandalina suyudu, portakal suyudu veya mevsime göre,
elma, ayva kompostosu gibi, kendi hazırladığımız meyveleri, kompostolarını hazırlayıp, çocuğumuzun önüne koyuyoruz.
Kendi yaptığımız ayran olabilir. Bunların arasında, arada bir teklif ediyoruz. Ne istiyorsa, kuru yemişler olabilir.
Sevdiklerinden ara ara veriyoruz. Yediği kadar, ısrarcı olmuyoruz. Çünkü, halk arasında bir söz var.
Hastalıklar gider, huysuzluklar kalır. Çocuğumuz iyileştikten sonra, annem, babam, büyüklerim,
tabak elinde, benim etrafımda dönerler beni beslemek için. Alışkanlığını, bu hastalık sırasında kazanmasından çok kaygı duyuyoruz. Onun için,
aman ısrarcı olmayalım, bol sulu gıda verelim, bol su içirelim, sevdiği yemeklerden az ve sık, ikram edelim.
Yediği kadarını kabul edelim. Ama çok fazla yiyemiyor, oluyorsa, ishal ve kusmayla kaybediyorsa da, gene,
en yakın sağlık kuruluşuna başvuralım. Onun dışında, çocuklar, ilk günlerde, kiloların yüzde 10'unu kaybederler.
Yani, 10 kilo bir çocuk, 1 kilo kadar kayba uğrar. 1 kilo kayıp, önemli bir kayıp.
Ama, iyileşme sürecinde de, bunu, hemen geri aldıkları gibi, üstüne kilo ekleyebilirler.
Yani, 10 kiloluk bir çocuğumuz, 9 kiloya düşüp, ondan sonra hemen 10 kilo, hatta 10,5 kiloya kadar çıkabilir.
1-2 gün içinde, iyileşme sürecinde. Onun için, ailelerin bu konuda, telaşlanmamasında yarar var.
Çünkü, çocuklarımız bizi, hep dev aynasında görüyor. Ve, biz panik oldukça,
telaşlandıkça, aa, benim neyim var acaba, annem, babam bu kadar telaşlanıyor.
Herhalde, ben çok ciddi bir hastalık geçiriyorum, diye kaygı duyuyor. Bu kaygı, çocuğumuzun,
geçirdiği hastalıktan, çok daha ciddi hasarlar yapar. Onu, hastalık hastalığına sürükleyebilir. Onun için,
bu, eğer, doktora danıştık, tedavisini başladık, uygun tedaviyi uyguluyoruz.
O zaman, ailenin panik olacağı bir şey kalmıyor. Eğer, hoşlarına gitmeyen bir şey olursa, tekrar tekrar doktoruyla görüşüp,
tekrar tekrar çocuğumuzu muayene ettirebilirler. Ama bu arada, kendilerini rahat hissetsinler, çocuğumuz için, gerekenin yapıldığını bilsinler ki,
çocuğumuz da, aa ben demek ki, çok da ciddi bir hastalık geçirmiyorum. Annem, babam bu kadar rahat olduğuna göre,
demek ki her şey yoluna giriyor. Huzurunu yaşasın. Ve, daha sonraki dönemde, bir olgunlaşma sürecine geçsin istiyoruz.
İşte, olumsuz gibi görünen bir durumdan, ortaya çıkabilecek, olumlu bir davranış şekli, belki çabalayıp da,
veremeyeceğimiz değerleri vermiş oluyoruz. Çok, çok haklısınız Ayşe Hanım'cığım. Çünkü çocuklarımız şunu öğreniyor, aa ben hasta oldum,
bütün insanlar hasta olabilirler. Ama, hasta olduk, işte o sırada biraz bebekleştim. Bebeksem biraz daha,
annemin karnındaki pozisyona geri döndüm. Ama, sonuçta diyor ki, aa ben bütün insanlar gibi hasta oldum, ama iyileştim.
Demek ki, benim bedenim güçlü. Yani, kendine güven duygusu gelişiyor. Bir diğeri,
aa ben hastayken bile, annem babam, ailem benim etrafımda döndüler, bana bakım verdiler, eskisinden çok daha fazla ilgilenler.
Demek ki, ailem bana çok fazla değer veriyor, öğreniyor. Dolayısıyla, parayla satın alınamayacak,
iki büyük miras kazanıyor çocuklarımız, küçük hastalıkların sonucunda. Diyor ki, bir, ben sağlıklı bir insanım,
iki, aileme güvenebilirim. Sonuçta, bir olgunlaşma sürecine giriyor. Daha önceden,
yürümeyen çocuklarımız, yürümeye başlıyor. Yürüyenler koşuyor, koşanlar, merdiven çıkıp inmeye başlıyor.
Konuşamayanlar, çok güzel konuşuyor. Konuşanlar da, güzel cümleler kuruyor. Böylece,
bize geri dönüş de çok hoş oluyor. Ne mutlu bize. Çok teşekkür ediyoruz. Çok güzel bilgiler paylaştınız. Biz de size çok teşekkür ediyoruz Ayşe Hanım.
Değerli anne ve babalar, sağlıklı bebekler için, El Ele Derneği ile birlikte, yol aldığımız programımızda, bu haftada,
ayrılan sürenin sonuna geldik. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımız, doçent doktor, Sayın Fatma Nur Çakmak, merak ettiklerimizi cevapladı.
Önümüzdeki hafta, yepyeni bir programla karşınızda olmak üzere, huzurlarınızdan ayrılırken, esenlik ve mutluluklar diliyoruz. Hoşçakalınız.
Sağlıklı bebekler için, El Ele. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K.
Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K. Altyazı M.K.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.