Çocuklarda Tansiyon-Kilo-Boy-Baş Çevresi
Çocuklarda Tansiyon-Kilo-Boy-Baş Çevresi
Çocuklarda Tansiyon-Kilo-Boy-Baş Çevresi
Çocuklarda iki yaşında tansiyon ölçümünün neden önerildiğini, kilo-boy-baş çevresi takibinde nelere dikkat ettiğimi ve D vitamininin neden dozunda kullanılması gereken bir hormon olduğunu anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Muayenehanemde ailelere hep sorduğum bir şey var: çocuğunuzun tansiyonuna hiç baktırdınız mı? İki yaşındaki bütün çocuklarımızın tansiyonunun en az bir kere ölçülmesini öneriyorum. Bunun için çocuğun koluna uygun özel bir tansiyon aleti gerekiyor; evdeki büyük aletler ya da prematüre bebekler için hazırlanmış küçük aletler doğru sonuç vermiyor. Çocukluk çağında tansiyon sorunu çoğu zaman gizli seyrediyor, belirgin bir belirtisi olmuyor. Büyüme geriliği, geçirilmiş idrar yolu iltihapları, ailede böbrek taşı ya da tansiyon öyküsü varsa dikkat etmemiz gereken durumlar bunlar; en sık rastladığımız neden ise bazı kalp hastalıkları. Bu yüzden ailelerin bu kontrolü çocuk doktorundan talep etmesini özellikle rica ediyorum.
Kilonun ve boyun kendi eğrisini izlemek
Dünya Sağlık Örgütü'nün önerisi, bebeklerin ilk bir yıl boyunca ayda bir kontrolden geçmesi. Bu kontrollerde kilo, boy ve baş çevresi ölçülüyor. Genel bir kural olarak bebeğin doğum kilosunun iki katına dördüncü ayı bitirip beşinci aya bastığında, üç katına da bir yaşını doldurduğunda ulaşmasını bekliyoruz. Yani üç kilo doğan bir bebeğin beşinci ayda dokuz-on kiloya, birinci yaş gününde ise dokuz kiloyu geçmiş olmasını umuyoruz.
Ancak burada asıl önemli olan çocuğu başka çocuklarla kıyaslamak değil, kendi büyüme eğrisini izlemek. Örneğin bir buçuk kilo doğmuş bir bebek beşinci ayda üç kiloyu bulup geçtiyse, bu onun için gayet güzel bir gelişme sayılır — başka bir bebeğin doğum kilosuna henüz erişmemiş olsa bile. Önemli olan bebeğin kendi çizgisini takip etmesi.
Baş çevresi neden kilo kadar önemli
Baş çevresi ölçümü, özellikle ilk bir yaşta kilo ve boy kadar kıymetli. Yeni doğan bir bebekte bedenin üçte biri kafadır; bu nedenle en hızlı büyüme birinci, ardından ikinci yaşta gerçekleşiyor ve iki yaşını bitirdiğinde baş çevresi kabaca erişkin ölçüsüne yaklaşıyor. Kafatası kemikleri arasındaki bıngıldak ve o ince oluklar aslında kıkırdak doku; on sekiz yaşına kadar yavaş yavaş kemikleşiyor. Bir bebeğin bıngıldağının küçük görünmesi ya da erken kapandığının düşünülmesi tek başına endişe kaynağı değil — bunun için haftalık, ardından iki haftada bir, sonra ayda bir baş çevresi ölçümü yaparak büyümenin devam ettiğini takip ediyoruz.
Asıl dikkat ettiğimiz durum, bu kıkırdak dokunun beklenenden çok erken kemikleşmesi. Böyle bir durumda beyin kemik doku içinde sıkışıp kalıyor, başı büyüyemiyor ve beyin gelişiminde ciddi sıkıntılar, hatta hasarlar oluşabiliyor. Bu teşhisi koyan ve gerekirse müdahaleyi planlayan uzmanlar beyin cerrahları, ama bunu ilk fark eden aile sağlığı merkezindeki hemşireler ve çocuk doktorları oluyor. Bu yüzden her aylık kontrolde baş çevresinin ölçülmesini önemsiyorum.
D vitamini: azı karar, çoğu zarar
Bıngıldağın kapandığını görünce bazı aileler D vitamini vermeyi kesiyor; bu yanlış bir uygulama. Büyüyen her bebeğin, özellikle güneşin az olduğu kış aylarında, D vitamini takviyesine ihtiyacı var. D vitamini aslında bir hormon; insülin ya da tiroid hormonları gibi vücudun pek çok organını etkiliyor, kemik gelişimini destekliyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, hatta çocukluk çağında dikkat eksikliği gibi sorunlarda faydalı olduğu, erişkinlerde Alzheimer'a karşı koruyucu etkisi olduğu gösterilmiş.
Ama bir hormon olduğu için dozu da titizlikle ayarlanmalı. Günlük ihtiyaç birkaç damla iken, bazı ailelerin ayda bir kullandığı ampul formundaki takviyeler bu ihtiyacın kat kat üzerinde olabiliyor. D vitamini suda değil yağ dokusunda birikir; fazlası beyindeki yağ dokusuna yerleşerek ciddi baş ağrılarına, görme sorunlarına yol açabiliyor, böbrekte kalsiyum dengesini bozarak taş oluşumuna zemin hazırlayabiliyor. Bu yüzden "eksikliğimiz var" diye kendi kararımızla değil, mutlaka doktor önerdiği dozda D vitamini kullanılmasını öneriyorum.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği ile birlikte yol aldığımız programımızdan bu haftada merhaba diyoruz sevgili dinleyiciler. Merak ettiklerimizi yine biz soracağız. Dernek adına çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımız doçent doktor Sayın Fatma Nur Çakmak cevaplayacak. Sayın Çakmak merhaba hoş geldiniz yanımıza. Hoş bulduk Ayşe Hanım nasılsınız?
Teşekkür ediyorum siz iyi misiniz? Ne yapıyor Alpçılar? Büyüyor. Ne kadar güzel. Alpçıların tansiyonuna baktırdınız mı? Hayır.
İki yaşındaki bütün çocuklarımızın tansiyonunu bir kere hiç olmazsa tansiyonun ölçülmesini öneriyoruz. Evde ölçmeyi denedim ama ölçülmedi. Çünkü çocukların tansiyonları özel aletlerle ölçülür. Koluna uygun bir tansiyon aleti olması lazım. Çünkü çok büyük tansiyon aletleri tansiyonu doğru ölçmez.
Gene çok küçük bir tansiyon aleti mesela prematüre bebek için hazırlanmış bir tansiyon aleti de doğru ölçmez. Ama eğer o güne kadar tansiyonla ilgili bir sorun düşündürülmemişse çocuğumuzun sağlığı bize ölçülmemiş olabilir. Ama iki yaşına gelen bütün çocuklarımıza bu vesileyle hatırlatıyoruz ki bütün ailelere tansiyonun hiç olmazsa bir kere tansiyonun ölçülmesini öneriyoruz. Çünkü tansiyon gizli seyirli olabiliyor. Bunun belirtileri neler diye sorayım o halde.
Büyüme geriliği olabilir. Geçirilmiş idrar yolu iltihapları olabilir. Çocuğumuzun idrar yolları ile ilgili başka sorunlar yaşamış olabilir. Ailedeki böbrek taşı, ailedeki tansiyon problemleri olabilir. En sık rastlanan çocukluk çağında neden?
Kalp hastalıklarıdır. Bazı kalp hastalıkları özellikle tansiyon problemlerine yol açar. Çocukluk çağında maalesef çok ciddi bir belirtisi yok. Ama mutlaka her çocuk doktorunun 2 yaşında çocuklarımızın tansiyonu ölçmesi öneriliyor. O nedenle de ailelerin bunu talep etmesi için özellikle söylüyoruz.
Şimdi hususi çocuklarımızı elinden tutup da doktora götürmüyoruz Sayın Çakmak. Ama hasta oluyor. Evet hastalık söz konusu olduğunda gidiyoruz. O zaman şimdi şöyle bir soru da geliyor aklıma ister istemez. Çocuklar belli bir yaşa kadar düzenli olarak mümkünse tek bir hekimin kontrolü altında mı olmalı?
Çünkü sağlık ocaklarımız genellikle çocuklarımızın kilosunu, aşılarını takip ediyorlar. Ama o da belli bir yere kadar. Ondan sonra ne yapmak gerekiyor? Bütün çocuklarımıza ilk bir yıl içinde ayda bir kontroller öneriliyor. Dünya Sağlık Örgütü'nün önerisi bu.
Her ay yeni doğan bir bebeğin 1 yaşına kadar aylık kontrolleri, sağlık kontrolleri ve bahsettiğiniz aşı programları o dönemde yapılıyor. Ve tabii ki o yaş grubunun en önemli özelliği olan kilo ölçümü, boy ölçümü o dönemde yapılıyor. Ve baş çevresi ölçümü yeni doğan bebek ve ilk bir yaş için çok önemlidir. Baş çevresinin çok hızlı büyümesi de arzu edilen bir şey değildir. Büyümemesi de arzu edilen şeyler değildir.
Onlar erken müdahale gerektiren hastalıkların ilk belirtileri olabilir. Onun için tıpkı boy ve kilo ölçümü kadar kıymetlidir baş çevresi ölçümü de. Tabii ki aşılamalar çok önemlidir. Şu anda teorik olarak bütün bebeklerin kansızlığa yatkınlığı olduğu varsayılarak demir tedavisi başlanıyor. Genellikle 4. 6. ay gibi.
Ve yeni doğan bütün bebekleri D vitamini takviyesi öneriliyor. Bu da çok sağlıklı bir yaklaşım. Şey doğru mudur? Yetişkinlerden yaklaşık 3 kat kadar fazla demire ihtiyaçlar var. Doğru.
Çünkü çok hızlı büyüyorlar. Bebek doğuyor yaklaşık 3 kilo civarında. 3-3,5 kilo civarında. Doğum kilosunun 2 katına 4. ayını bitirip 5. aya bastığı zaman doğum kilosunun 2 katına çıkmasını bekliyoruz. Hani bazen biz hepimiz yapıyoruz.
Yani çocuğumuzu başka çocuklarla karşılaştırıyoruz. Biz de meslek olarak önümüzde çizelgeler var. Kız çocukların bu ayda şu kiloya gelmesi lazım. Erkek çocukların bu kiloya gelmesi lazım diyoruz. Aslında kabaca doğru bir yaklaşım.
Ama daha doğru olanı çocuğun kendi içindeki büyümesini izliyor olmak. Bebek acaba diyelim ki 1,5 kilo doğan bir çocuk. Eğer 4. ayı bitirdip 5. aya bastığında 3 kiloyu bulmuş ve geçmişse gayet güzel. Kendisi için çok güzel bir kilo. Halbuki bir başka bebeğin doğum kilosuna erişmiş.
Hatta ona bile erişmemiş olabilir. Ama önemli olan bebeğin kendi içindeki büyüme eğrisini yakalıyor olması. Ve gene aynı şekilde doğum kilosunun 3 katına da 1 yaşını doldurup 2 yaşına döndüğünde. Yani 12 ayı tamamladığında bir bebeğin doğum kilosunun 3 katına çıkmasını bekliyoruz. 2 katına 4 ayı bitirdiğinde 3 katına 1 yaşını bitirdiğinde.
Yani bir çocuk 3 kilo doğduysa 6 kilo olmasını bekliyoruz. 5. aya bastığında 9 kilo 10 kiloya yakın olmasını bekliyoruz. 1. yaş gününü kutladığımızda. Bunlar sağlıklı olanları. Ve beraberinde de bebeğin boyunun uzamasını bekliyoruz.
Ama baş çevresinin ölçülmesi de çok önemli. Mutlaka baş çevresi ölçülmeli bebeklerin. Dediğim gibi bazı bebeklerin bıngıldakları erken kapanıyor. Bunu sağlık ocaklarında çok güzel fark ediyorlar. Yalnız bıngıldağın tek başına kapanması veya küçük bir bıngıldağının olması çok önemli olmayabiliyor.
Çünkü bütün insanların kafa kemiklerinin arasında dokunduğunuzda böyle çizgi şeklinde oluklar var. Bu oluklar aslında yeni doğan bebeklerde kıkırdak dokudur. Fakat giderek 18 yaşına kadar kemikleşir bunlar. Dolayısıyla da 18 yaşına kadar küçük küçük de olsa büyür. Ama en hızlı büyüdüğü dönem hiç kuşkusuz 1. yaşıdır.
Daha yavaşlayarak ama gene çok hızlı büyüdüğü dönemde 2. yaşını bitirene kadardır. O neden nedir ki bebeklerin 2 yaşını bitirdiklerinde kabaca baş çevreleri erişkininkine yakındır. Ve dikkat edersek yeni doğan bir bebeğe bebeğin boyutlarının 3'te 1'i bedeninin 3'te 1'i başık gibidir. Yani kocaman bir kafası vardır bebeklerin. Bunlar sağlıklı olanları.
Eğer bebeğin bıngıldağı küçük görüldüyse veya erken kapandığı düşünüldüyse yapacağımız çok basit bir şey var. Her hafta baş çevresi takip edilir. Eğer haftalık baş ölçümü 1. ay içinde haftalık baş çevresi ölçümü yaparız. Eğer bebeğin baş çevresinin büyüdüğünü görüyorsak içimiz rahatlar. O zaman seyrek olarak 2 haftada bir düşeriz baş çevresi ölçümünü.
Gene baktık ki baş çevresi büyümesi iyi gidiyor. O zaman ayda bir baş çevresi ölçümleri bizim için yeterlidir. Çünkü bebeğin bıngıldağı kapalı görünüyor olsa bile aradaki o olukların kıkırdak dokusu nedeniyle beyin ve baş büyümeye devam etmektedir. Halbuki bazı hastalıklar var ki erken kemikleşme oluyor ve o oluklar halindeki kıkırdak doku erkenden kemik dokuya dönüşüyor. Yani 18 yaşında kemik doku olacakken birkaç ay içinde kemik doku oluyor.
O zaman ne oluyor? Beyin tam bir kemik dokunun içinde saklanmış oluyor. Başı büyüyemiyor dolayısıyla beyin gelişimine ciddi sıkıntı yaşanıyor ve beyin hasarları oluşabiliyor. O nedenledir ki baş çevresi takibi çok önemli oluyor. Gerekiyorsa bunlara müdahale ediliyor doktorlar tarafından ve başın büyümesine izin veriliyor.
Bunlar uzmanların işi yani beyin cerrahlarının işi. Ama bunun teşhisini yapan kişiler, aile sağlığı merkezindeki hemşireler, doktorlar ve çocuk doktorları olmak durumunda ki ileride ne yapılacağı planlanabilsin. O nedenle her çocuğun aylık kontrolleri sırasında baş çevresini takibi gerekli. Gene maalesef bir uygulama sorunu var. Bebeğin bıngıldağı kapandı aman D vitamini vermeyin.
Bebeğin, büyüyen bir bebeğin daima D vitaminine ihtiyacı vardır. Hele hele karlı kış günlerinde, güneşin çok az olduğu dönemde kendi bedenini D vitamini oluşturamayacağı için mutlaka D vitamini takviyesi yapılmalıdır. Onun için de bıngıldağı kapalı bile olsa D vitamini takviyesinin devam etmesi şart. Yani bebeğimizin D vitaminini veriyoruz ama baş çevresi ölçümlerine götürüyoruz bebeğimiz. Baş çevresi izleniyor.
D vitamini günde 3 damla vermeye devam ediyoruz. D vitamini ihtiyacını bebek büyüme çağında mutlaka duyuyor. Yaklaşık kaç yaşına kadar bu şekilde olmalı Sayın Çakmak? Yani bir 5 yaşına geldiğinde de evet D vitamini ihtiyacı duyacaktır çocuğumuz deyip vermek doğru mudur? D vitamini aslında bir hormon Ayşe Hanım'cığım.
Halk arasında vitamin diye biliniyor. Çünkü öyle bir öğrenmişiz yıllar önce. Ama sonradan görüldük ki D vitamini bir çeşit hormon. Tıpkı insülin gibi, tıpkı tiroid hormonları gibi bir hormon. Ve görevi de bedenimizin bütün organlarında etkili olmak ve bütün organlarımızı çalıştırıyor olması.
D vitamininin yaptığı şeyler arasında bir tanesi kemik dokunun iyi gelişmesini sağlıyor. Ve o nedenle özellikle büyüme çağındaki çocuklarımıza veya ergenlik çağındaki çok hızlı gene boy uzaması olan çocuklarımızın kemik dokuları çok hızlı geliştiği için onlara takviye yapılmasında yarar var. Ayrıca menopoz döneminde ve ileri yaşlarda bizim toplumumuzda maalesef kemik yerimelerinin çok olması nedeniyle gene onların da kemik dokularının güçlü olması için D vitamini desteğine ihtiyaçları oluyor.
D vitamini dediğimiz gibi o kadar fonksiyonel bir şey ki beynimizin de çok kullandığı, beynimizin de ihtiyacı olan bir madde. O nedenle D vitaminini mümkün olan her yaş grubunda aşırı olmamak koşuluyla kullanılmasını öneriyoruz. Çocukluk çağında özellikle okul çocuklarımızda bu hiperaktivite dediğimiz, dikkat eksikliği dediğimiz sorunlarda çok faydalı olduğu gösterilmiş. Gene erişkinlerde Alzheimer hastalığına karşı koruyucu olduğu gösterilmiş.
O nedenle mutlaka ve mutlaka hem çocukluk çağında hem erişkinlerde D vitamini takviyesi gerekiyor. Maalesef son yıllarda D vitamini eksikliği görüldüğü için biraz da bu konu önem kazanıyor. Çünkü çok fazla güneş koruyucusu kullanıyoruz. Yaz aylarında güneşin yan etkilerinden korktuğumuz için güneş koruyucuları çok yaygın olarak kullanıyoruz. Bu kadar yaygın kullanınca vücudumuzda oluşturulan bu D vitamini maalesef oluşamıyor.
Çünkü güneş ışınları cildimize ulaşamıyor. O hücreleri uyarıp D vitamini oluşturamıyor. Ve bizim de önerimiz ailelere hiç olmazsa D vitamini desteği yapmamız. O nedenle hem çocuklarımızda hem özellikle ergenlik çağında hem de yaşlılarımızda maalesef çok yaygın olarak D vitamini eksikliği görüyoruz. Yalnız her şeyde olduğu gibi D vitamininin de azı karar çoğu zarar.
Maalesef böyle bunlar ampuller halinde. D vitamini eksikliği mi var hemen bir ampul kırın ekmeğinizin üzerine damlatın. Onu alın yiyin ayda bir bunu tekrarlayın gibi yaklaşımlar var. Bu kesinlikle yanlış. Neden yanlış?
Çünkü bir defa D vitamini vücudumuzdan B vitamini gibi yani babanın B'sinde olduğu gibi vücudumuzdan suyla atılan bir vitamin değil yağ dokusuna yerleşiyor. Yağ dokusu bütün vücudumuzda olduğu için özellikle de beynimizdeki yağ dokusuna yerleşerek çok ciddi baş ağrıları, görme problemleri, beyinde zonklayıcı ağrılar gibi ciddi şikayetlere yol açabiliyor. Onun dışında D vitamini vücudumuzun kemik dokusuna çok iletişim halinde olan bir hormon olduğu için kalsiyum eminiminin ve atılımının dengesini sağlayan bir hormon olması nedeniyle böbreklerde taş yapma olasılığı var D vitamininin fazlasının.
O nedenle bizim D vitamini eksikliğimiz var diye rastgele D vitamini kullanmıyoruz. Ancak doktor kontrolünde doktor önerisiyle ve onun önerdiği dozda kullanılması gerekiyor. Çünkü demin de söylediğimiz gibi D vitamininin azı karar çoğu zarar. Yani düşünemiyor musunuz bir bebeğin ve bir insanın ihtiyacı olan 3 damla. Halbuki bizim verdiğimiz neredeyse onun 1000 katı kadar fazla o ampullerle verilen.
Ve bu doğrudan gidiyor beynimize yerleşiyor, gidiyor böbreklerimizde hasar yapıyor, böbrek taşına yatkınlık oluşturuyor. Bunlar hiç arzu edilen şeyler değil. Onun için günlük D vitamini kullanacağız ve onu hem kendimiz hem çocuklarımıza kullandıracağız. Aynı zamanda D vitamini bağışıklık sistemini yani hastalıkları direnci güçlendiren bir hormon. Çünkü bağışıklık hücresi olan ak yuvarlarımızı çalıştıran bir hormon.
O nedenle de çok faydalı. Gene barsaklarımızda kalsiyum eminimini sağlayan bir hormon. Dengeli miktarda kullanılması gereken bir hormon. Şimdi bu hafta konu konuyu açtı Sayın Çakmak bağışıklık sistemi deyince bebeğin bağışıklığı ortalama ne kadar sürede gelişiyor? Bebeğin bağışıklığı daha anne karnından gelişmeye başlıyor.
Ancak anneden geçen anne ile bebek arasındaki o doğumdan önceki kan bağı nedeniyle anneden geçen annenin geçirdiği hastalıklar, anneye yapılmış olan aşılar nedeniyle bir miktar koruyuculuk var. Ve bu koruyuculuk daha bebek doğduğu anda kanında mevcut oluyor. Yani çocuk birdenbire doğaya, mikroplu ortama serbest bırakılmıyor. O koruyuculukla doğmuş oluyor.
Ama bu koruyuculuk bedenin kendi bedenini geliştirene kadar, bebek kendi bedenini geliştirene kadar yavaş yavaş vücutta azalmaya ve atılmaya, yıkılmaya başlamış oluyor. O da genellikle 3. 4. ayı buluyor. O sırada bebek yavaş yavaş kendi bedenini çalıştırmaya, bağışıklık sistemini güçlendirmeye başlıyor. Asıl maksadım şuydu Sayın Çakmak.
İlk 3 yıl içerisinde bebekler çok fazla antibiyotik kullanmak zorunda kalabiliyor. Anneler bundan ciddi manada endişe duyuyor. Biz sağlık çalışanları da aynı şekilde. Bir çocuğa bir ilaç verirken bütün kitapları karıştırıyoruz. O çocuğumuz için hangisi daha uygun.
Onun için hiçbir zaman hiçbir çocuğa rastgele ilaç verilmez. Hiçbir ilaç ama ne antibiyotik ne de diğer ilaçlar. Şimdi öyle bir durumlar var ki çok ciddi sorun içilmezse, işte vücudunda daha kalıcı hasarlar bırakabilir diye mecbur kalıp kendi elimizle içiliyoruz neticede.
Ama bir yandan da düşünmüyor değiliz. Bu kadar antibiyotik içiyorsa, işte vücudundaki yararlı bakteriler de çocuğumuzun ölüyor mu acaba diye. Bu sefer vitamin takviyesine gidilmeye başlanıyor. Bu noktada da vitamin alımı, vitaminlerle çocuğun desteklenmesi doğru mudur?
Nasıl bir şeyde o hedeften vurdunuz beni anlatamayacağım. Bu bizim içimizde kanayan yara. Neden? Çünkü biz sağlık çalışanları olarak sizin en değerli, hep siz diyorsunuz ya en değerlinizi,
sizin en değerlinizi bize getiriyorsunuz. Ve biz sizin için ve aileniz için karar vermiyoruz. Ama size rehberlik yapmak durumunda kalıyoruz. Ve bu zaman ne yapıyoruz? Çok ciddi sıkıntı yaşıyoruz.
Çünkü bir defa çocuğumuzun sağlıklı olarak topluma karışmasını istiyoruz. Temel amacımız, ailelerinde, sağlık çalışanlarında temel amacı, çocuğun sağlıklı ve mutlu olması. Bu sırada ne yapıyoruz?
Tıpta çok önemli bir söz vardır. Eğer yararlı olamayacaksan zarar verme. Bize öğretilenlerin başındadır. Hem de nasıl? O zaman ne yapıyoruz?
Hemen bir terazi oluşturuyoruz. Terazinin bir kefesine hastalıkları ve yan tesirlerini, zararlarını koyuyoruz. Terazinin öbür kefesine de tedavi yöntemlerimizi ve yan tesirlerini, zararlarını koyuyoruz. Ve bunlar arasında karar vermek durumunda kalıyoruz. Ve bunun ışığı altında da ailelere rehberlik yapıyoruz.
Bakınız çocuğunuzun şöyle şöyle bir durumu var. Şu tedavileri uygularsak böyle bir şeyler yaşanabilir. Ama sonuçta sağlıklı olarak topluma karışabilir. O nedenle dedim size. Bizi 12'den vurdunuz şimdi diye.
Gerçekten de hepimizin uykularını kaçıran, hepimizi denir ya, siz konseyde tartışacağız sizin çocuğunuzun sorunlarını, öbür arkadaşlarımızla, bu gruptaki diğer arkadaşlarla da tartışacağız. Bu ta annenin hamile kalmamasından önce başlayan bir süreç olabiliyor bazen. Diyelim ki bir karı koca geldi bize ailemde şu şu şu hastalıklar var dedi.
O zaman ne yapıyor? Hemen tıp çalışanları bir araya geliyor. Farklı gruplardan işte çocuk doktoru var. Bunun içinde kadın doğum uzmanı arkadaşlarımız var. Psikologlarımız var.
Psikiyatrlarımız var. Veyahut da çocuğumuzun sorununa göre cerrahlar olabiliyor. Çocuk ürologları olabiliyor, çocuk cerrahları olabiliyor veya estetik doktorları olabiliyor. Bu hamilelik süresince de olabiliyor, doğumdan sonraki dönemde de olabiliyor. Bunlar mutlaka veya işte çocuğumuza bir antibiyotik kullanılacak.
Ben bu antibiyotiği uygun gördüm diye bir şey yok. Bir defa onunla ilgili bilgileri toparlıyoruz. Ondan sonra o hastalıkla ilgili bir bebek yeni doğdu. Yeni doğan bir bebeğin bedeni daha hiçbir şeye hazır değil gibi. Böbrekleri yeterince olgunlaşmamış.
Yeni doğan uzmanı arkadaşlarımız bu konuda karar verme durumundalar. Kan hastalıkları uzmanları, böbrek hastalıkları uzmanları ve bulaşıcı hastalık yani enfeksiyon hastalıkları uzmanları eğer bebeğe bir ilaç verilecekse tek başına bir hakim karar vermiyor Ayşancığım. Ailelerin bu konuda haberi oluyor ya da olmuyor. Çünkü her an ailelerle beraber olma şansı olmuyor. Ama doktorlar bunu kendi aralarında hasta başında tartışarak bir doktor tarafından aileye mesaj olarak iletiliyor.
Deniyor ki işte biz sizin çocuğunuza şu şu şu hastalıkları düşündük. Bu nedenle şu tedavileri başladık ve bundan yarar göreceğini umuyoruz. Veya siz uygun görürseniz şu tedavilere başlayacağız ve devam edeceğiz. Şeklinde ailenin onayı alınarak bunlar ilerleniyor. Yoksa gerçekten çok büyük bir sorumluluk bir canla ilgili karar veriliyor.
Bu çocuğun çok ciddi tedavi alması gerekebilir ve kullandığı tedavilerin ileriye dönük problemleri olduğunda ailenin bunlara hazır olmaları gerekiyor. Hem sağlık çalışanlarının hem de ailelerin bu konuda bilgili olması gerekiyor ki bebeğimize en kolay yardım verebilelim. Çok şükür ki beden çok güçlü. Özellikle yeni doğan bebekler ve çocukluk çağında bebeklerin bedenleri inanılmaz güçlü. Bizim tahmin edemeyeceğimiz anlayamayacağımız kadar güçlüler.
Çok kolay adapte olabiliyorlar. Yalnız bu arada hiç unutulmaması gereken sevgi ve saygı çok önemli Ayşemciğim. Bu hem çocuğumuza hem sağlık çalışanlarına hem de tabii ki aile içinde. Karı koca bir defa yani anne baba bütün olmak zorunda daima. Bu annenin babanın bütünlüğü aileye kuvvet veriyor.
Birlikten kuvvet doğuyor bu kesinlik. Büyük anneler büyük babalarda annenin babanın yanında ve arkasında olmalı. Çünkü burada önemli olan çocuğumuzun sağlığı ve sağlık çalışanlarının yanında olunmalı. Çünkü görüyorsunuz bazen aileler o kadar perişan oluyor ki kendi aralarında çok ciddi tartışmalar yaşanıyor. Biz maalesef bunlara tanık oluyoruz ve çok hüzünleniyoruz.
Çünkü amaç çocuğa yardımse ailenin bütün olması lazım. Amaç çocuğumuza yardımse aileyle sağlık çalışanlarının bütün olması lazım. Amaç çocuğumuzun sağlığına kavuşması ise herkesin, toplumdaki herkesin, kapıdaki personelden, tepedeki en üst düzeydeki insana kadar herkesin birlikte olması lazım. Hatta dünya vatandaşlarının birlikte olması lazım ki bir çocuğun canını kurtaralım, onu sağlıklı olarak ailesine teslim edelim ve hem ilaçların hem hastalıkların yan etkileri oluşmasın.
Bu büyük sorumluluğu taşımak için de hepimizin el ele ve gönül gönüle vermemiz lazım. Tıpkı sizin programınızda olduğu gibi. Programında bir nevi özeti oldu Sayın Çakmak. Çok teşekkür ediyorum. Ne kadar güzel özetlediniz.
Artık ben bunun üzerine bir şey söylemiyorum. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği ile birlikte yol aldığımız programımızı bu haftada noktalıyoruz. Sevgili dinleyiciler, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımız doçant doktor Sayın Fatma Nur Çakmak yine merak ettiklerimizi cevapladı. Önümüzdeki hafta kaldığımız yerden devam etmek üzere huzurlarınızdan ayrılıyoruz. Allah'a ısmarladık.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.