Babanın yeri ve önemi
Babanın yeri ve önemi
Babanın yeri ve önemi
Babanın çocuk gelişimindeki yerini, anne-baba arasındaki tutarlılığın neden bu kadar önemli olduğunu, bebeği kucağa almanın beyin gelişimine katkısını ve bebeğin bakıcısını nasıl kendi seçtiğini anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Babanın yeri anneyle aynı, doldurulamaz
Aile dediğimiz kavramın annesiyle babasıyla bir bütün olduğunu düşünüyorum ve her fırsatta bunu vurguluyorum. Anne, hamilelik boyunca dokuz ay bebeğiyle 24 saat birlikte oluyor, emzirirken ten teması kuruyor; baba ise bebek doğana kadar bu süreçte biraz daha dışarıda kalıyor. Bu yüzden babanın doğumdan sonra bebeğin bakımına aktif olarak katılmasını, bezini değiştirmesini, gazını çıkarmasını, bebeği anneye emzirmesi için götürmesini öneriyorum; emek verdiği her an bebekle aralarındaki sevgi bağını güçlendiriyor. Çalışmalarla gösterilmiş bir gerçek var: babanın yeri anne ne yaparsa yapsın doldurulamıyor, bu bir eksiklik olarak kalıyor.
Anne baba arasında tutarlılık şart
Çocuk eğitiminde en önemli şeyin kararlı ve sınırlı olmak olduğunu düşünüyorum. Annenin ak dediğine babanın da ak demesini, babanın kara dediğine annenin de kara demesini öneriyorum; çünkü çocuğun kafası karışırsa, annesi mi doğru babası mı doğru diye bir kararsızlık yaşarsa bu eğitimde çok tehlikeli bir durum oluyor. Anne “öyle yapma” derken baba “yapsın canım” dediğinde çocuk git gide kararsız kalıyor. Bu yüzden bütün anne babalardan, çocuk doğmadan önce bile söz birliği etmelerini, adını koymaktan kıyafetini seçmeye kadar birlikte karar vermelerini rica ediyorum.
Göz göze temas ve duygusal bağlanma
Bebeği beslerken, kucağa alırken, gazını çıkarırken kurduğumuz göz göze temasın, bebekle aramızda duygusal bağlanma dediğimiz çok önemli bir köprü oluşturduğunu düşünüyorum. Bebeğe “gazın mı geldi, şimdi geçecek merak etme” dediğimizde ona sorununu anladığımızı, yanında olduğumuzu hissettiriyoruz. Bu şekilde çocuğa iki büyük miras bırakıyoruz: kendine güven duygusu ve ailesine güven duygusu. İlk günlerde bir buçuk-iki saatte bir emzirdiğimiz bebeği, baba kucağına alıp anneye götürdüğünde bebek bunu fark ediyor ve babasına olan sevgisi de artıyor.
Kucağa almak beyni geliştirir
Bebeği sık sık kucağa almanın beş duyusunun gelişimine katkı sağladığını düşünüyorum; anneler babalar bebeğin daha zeki olmasını istiyorsa bunun yollarından biri bol bol kucağa almaktır. Bebek parmağınızı tuttuğunda teninizin nasıl olduğunu, kokunuzu, ses tonunuzu beynine kaydediyor; anne için, baba için, büyükanne büyükbaba için ayrı ayrı “dosyalar” açıyor. Bir süre sonra kimin kucağında olduğunu ayırt ediyor, tanımadığı biri kucağına aldığında ağlayabiliyor. Bu yüzden bebeklerle bol bol konuşmayı, göz göze bakmayı öneriyorum; bize sıradan gelen bir sohbet bile bebeğin beyninde gelişim izleri bırakıyor.
Bebek bakıcısını kendisi seçer
Bebeklerin insanları bizden çok daha iyi algıladığını düşünüyorum. Çalışma hayatına dönecek annelere, eve bir yardımcı personel gelecekse ilk görüşmede bebeğin yanınızda ve kucağınızda olmasını öneriyorum. Bebek o kişiden hoşlanıp gülüyorsa tereddüt etmeye gerek yok; ama ısrarla ağlıyor, huzursuzsa bu konuyu tekrar gözden geçirmenizi öneririm, çünkü bebekler erişkinlerin göremediği şeyleri fark edebiliyor.
Kısacası anne babanın bir bütün olarak hareket etmesini, büyükanne büyükbabaların da çocukların yanında ve arkasında durmasını ama karar verme yetkisinin her zaman anne babada kalmasını öneriyorum. Biz sağlık çalışanları olarak anne babanın izni olmadan çocuğa dokunamıyor, onların onayı olmadan hiçbir tetkik ya da tedavi uygulayamıyoruz; bu yüzden çocuğun güvenli ve sağlıklı büyümesi için önce anne babanın kendi aralarında bütün olması gerektiğini düşünüyorum.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli Anne ve Babalar, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımıza hoş geldiniz. Siz de en kıymetliğimiz olan çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız doğru frekansdasınız. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği ile birlikte yol aldığımız programımızda merak ettiklerinizi yine biz soracağız.
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçent Doktor Sayın Fatma Nur Çakmak cevaplayacak. Sayın Çakmak merhaba, hoş geldiniz. Hoş bulduk, nasılsınız Ayşe Hanım? Çok teşekkür ediyorum, siz de iyisiniz umarım. Ben de çok teşekkürüm, gayet iyiyim.
Şimdi bir şey söylemiştiniz Sayın Çakmak, geçtiğimiz programlarda onu kulağımıza küpe yaptık. Babalarımızı da unutmayalım, her fırsatta aslında dile getiriyorsunuz, tek bir programda değil. Çünkü aile dediğimiz kavram annesiyle babasıyla bir bütün oluyor. Allah ömür verdiği sürece babalarımız çocuk gelişiminde çok önemli. Çok.
Anneler dedik ki çok şanslı, bebeğiyle iletişim kurabilmek için o en kutsal şeylerden biri bebeğini emziriyor, ten temasında, ruhsal temasta bulunabiliyor. Hatta ondan önce çok özür dilerim sözünüzü kestim ama düşünün ki hamilelik sürecinde anneyle o kadar yakın, büyük, 24 saat. Birlikte. Birlikte 9 ay boyunca 24 saat. Elif baçık hareketini hissediyor.
Ama baba bu konuda birazcık şey kalıyor, dışarıda kalıyor gibi bunları yaşayamadıkları için de merak ediyorlar. Tabii bizim de onun için onlarla o duyguları paylaşmamız iyi oluyor. Çünkü hani sevgi emek deniyor ya, ne kadar çok emek verirsek o kadar sevgi bağları birleşiyor. Ve halk arasında bir çok güzel bir söz var, Allah analı babalı etsin diye bebek doğar doğmaz. En büyük şey dilek o.
Gerçekten de bir çocuğun en büyük serveti annesiyle babası. Ondan daha kıymetli bir şey yok. Çok iyi biliyoruz, böyle zaman zaman çocuklarımızdan duyuyoruz, ailelerinden de. Anne sen gitme, işe gitme. Anne baba siz işe gitmeyin, oyuncak istemiyorum, ekmek de istemiyorum diye.
Onun için çocuklarımızla geçirdiğimiz her an bizim için çok kıymetli. Tabii ki onlar için de çok büyük bir servet ve çok büyük bir zenginlik. Şimdi yaratılış gereği anne ile bebek arasında böyle bir bağ var. Zaten var anne bunu reddetmediği sürece. Tabii çok büyük bir fizik bağ var, doğru.
Yaratılış olarak. Baba ister istemez bebek doğduktan sonra çok kolay adapte olamıyor duruma. Belki de hani bu söylediğiniz tam tabir olmasa bile hafif bir dışlanmışlık duygusu olabilir mi acaba? Sonradan çünkü bilinçli babam. Allah'tan Allah'tan.
Evet evet. O kadar hakim oluyor ki. Mesela ben kendimden örnek vereyim. Babamız artık öyle bir duruma geldi ki bazen oğlum seçicilik yapıyor. Hayır anne sen giydirme babam giydirsin.
Sen yedirme babam giydirsin. Sen yıkama babam yıkasın gibi. Ne güzel. Gerçekten ben çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Tüm dünya çocuklarına tabii ki diliyorum bunu.
Öyle olsun. Keşke hep öyle olsa. Tabii. Gene ama gerçekten de bu da bir eğitimin bir parçası ve giderek böyle babaları daha sık görmeye başladık. Çok sevindirici olarak.
Bu çocuk gelişiminde çok önemli. Çok. Babanın yeri. Çok. Onu anne dolduramıyor ne yapsa da.
Hayır. Bu bir eksiklik olarak mutlaka kalıyor. Çalışmalarla ispatlanmış bir şey. Nedir eksik kalanlar? Çocuk.
Ya da o boşluk nasıl dolduruyor babalar? Nedir o boşluk? Çocuk eğitiminde en önemli şey kararlı ve sınırlı olmak. Kararlı ve sınırlı olmakta çocuğun en çok bilmek istediği şey annenin babanın bütün olduğunu bilmek. Yani annenin ak dediğine kapkara olsa bile babanın da ak demesine veya babanın kara dediğine bembeyaz olsa bile annenin de ak demesini öneriyoruz.
Ki çocuğun kafası karışmasın. Annem mi acaba doğruyu söylüyor babam mı doğru? Yani o kararsızlık çocuk eğitiminde çok tehlikeli bir şey. Hani nasıl yolda yürürken karşıdan karşıya geçeyim mi? Yok geçmeyeyim.
Bir adım atarız yola. Geçeyim geçmeyeyim derken araba gelir bize çarpar. Kaza olur. En azından biz düşeriz yolda geri ileri hareketlerle. Çocuk eğitiminde öyle bir şey.
Eğer kararlı olursak, hayır ben duracağım kaldırımın kenarında. Araba geçsin ondan sonra ben kendimi güvende karşıdan karşıya geçmek istiyorumu yaşar ve onu uygularsak. O zaman kazasız karşıdan karşıya sağ salim geçiyoruz. Ama çocuk eğitiminde ne oluyor? Çocuğa diyoruz ki, annesi diyor ki aman öyle yapma babası diyor ki yok canım yapsın.
İşte bu tıpkı o yolda yürümek gibi karşıdan karşıya geçeyim mi durayım mı yok geçeyim yok durayım derken kaza olması gibi çocuklarımız maalesef eğitimde sıkıntı yaşıyorlar. Onun için bütün annelerden babalardan ricamız doğduğu andan da daha doğmadan önceden itibaren daima söz birliği etmeler. İşte adını koymak gibi, kıyafetlerini birlikte seçmek gibi, banyosunu birlikte yapmak gibi. Veyahut da mesela ilk günlerde annelerin sancılı bir sürece ağrıları var.
Normal doğum yapmış olsa bile dikişleri var. O nedenle yürümekte sıkıntı yaşıyor. Veya sezeryan doğum yapmışsa zaten dikişleri var. O nedenle sancıları var. O dönemde annenin hareketleri biraz daha yavaş olabilir.
Bu sırada baba bebeği kucağına aldığı zaman anneye ulaştırmak amacıyla, annenin emzirmesi sırasında bebeğin elini tutması, bebeğin bezinin değişimine yardım etmesi gibi faaliyetlerine katılımı halinde emek verdiği süre içinde bebekle çok büyük bir sevgi bağı gelişiyor. Çünkü ilk hafta bebekler biraz zor gözlerini açıyorlar. Gözlerinin yarısını açıp yarısını kapatarak gidiyorlar.
Uyansam mı? Ama birinci haftadan sonra artık akıllı akıllı bakmaya başlıyorlar. Hani çok güzel bir şarkı var ya, Gözler kalbin aynasıdır, yalan nedir bilmez onlar diye. Gerçekten sevgiyi bebekler çok iyi algılıyor.
Göz göze temasla. Yani bebeği beslerken göz göze temas kuruyoruz. Bebeğimizi kucağımıza aldığımızda göz göze temas kuruyoruz. Bebeğimizin gazını çıkarırken, onunla sohbet ederken göz göze temas kuruyoruz. Bezini değiştirirken göz göze temas kuruyoruz.
Ve aynı zamanda onunla sohbet ediyoruz. Ay sen işte gazın mı geldi diye. Belki çok basit ve çok komik bir cümle görünebilir ama onun sorunu, o günkü sorunu o. Hani nasıl? Onu anladığını söylüyorsunuz aslında.
Kesinlikle anlıyorlar. Düşündün ki bir yaşında bir çocuk düştüğü zaman dizi açıyor, başlıyor, ağlıyor, dizini gösteriyor öpün diye. Onun gibi yeni doğan bir bebeğin de gazının gelmesi kendi sorunu. Biz de diyoruz ki bak senin şu anda gazın var. Biz onu anlıyoruz ve senin gazını çıkartman için yanındayız.
Ve o nedenle sana yardımcı olmaya çalışıyoruz. Aa gazın mı geldi ama şimdi çıkacak merak etme. Böyle şeyler olur dediğimiz zaman ona hem ses tonumuzla hem kalbimizin atışlarıyla hem nefes alışverişimizle ona ne kadar sevgi duyduğumuzu, ne kadar saygı duyduğumuzu, ne kadar değer verdiğimizde beden dilimizle de ve konuşmalarımızla da hissettirdiğimiz için aileyle çocuk arasında çok büyük duygusal köprü kuruluyor. Buna tıp dilinde duygusal bağlanma deniyor ve çok önemli bir şey.
Çünkü diyor ki bebek ben sorunlarımı anlatabiliyor ve beni dinleyen ve anlayan en önemlisi o anlayan bir ailem var. Yani çocuğumuza parayla satın alınamayacak iki büyük miras bırakıyoruz. Birisi ben kendi sorunlarımı anlatabilirim. Yani kendine güven duygusu. İkincisi ise aa annem babam ailem benim sorunlarımı dinliyor ve anlıyor.
Yani ailesine güven duygusu veriyoruz. Yani çocuğumuza ilk 3,5 yıl için çok kıymetli olan temel güven duygusunu aşılıyoruz. Ve bunu defalarca düşünün her beslemede. İlk günlerde 2 saatte bir, 1,5-2 saatte bir bebeğimizi emziriyoruz. Şimdi anne emzirdi, babalar da izinle o dönemde.
Babalar da kucağını aldı, gazını çıkardı. Veya bebeği annesine ulaştırmakta baba yardım etti. Aa babam beni anneme götürdü. Çünkü benim aç olduğumu anladı. Açlığıma sorunu çözmek için de annem var.
Ama babam yardım etti. Babam beni anneme götürdü. Yaşadığı zaman bebek çok etkileniyor ve çok kendine ve ailesine güveni daha da artıyor. Ve babasına sevgisi artıyor. Ondan sonra bebekler baba diye ağlaya başlıyorlar.
Anne değil de baba diye. Babam beni giydirsin, babam beni gezdirsin diye. Ama bu çok güzel bir şey. Çünkü tabii ki bir çocuğun kişiliğinin gelişminde annenin yeri çok önemli. Kız çocuksa anne gibi olmak istiyor kızımız.
Ve babası gibi bir beyefendiyle birlikte olmak istiyor ileriki hayatında. Eğer erkek çocuksa babası gibi olup annesi gibi bir hanımefendiyle ileriki hayatında beraber olmak istiyor. Eğer kız çocuğu annesi destekliyorsa diyor ki, Demek ki ben iyi bir hanımım ki annem beni onayladı. Kendisine benzediğimi düşünüyor.
Ve o zaman kendi güveni artıyor. Babası onaylarsa kız çocuğunu. O zaman diyor ki, Demek ki ben hoş bir kızım ki beni babam onaylıyor ve destekliyor. Demek ki yaptığım şeyler güzel bir hanımın yapması gereken şeyler diyor.
Tam tersi erkek çocuklarımız için geçerli. Eğer babası erkek çocuğu onaylarsa, Demek ki ben babam gibi ileride güçlü kuvvetli biri olacağım. Onun gibi iyi bir insan olacağım diyor. Annesi onaylıyorsa da,
Demek ki hanımlar beni beğeniyor diye o bakımdan kendi güven duygusu gelişiyor. Bunlar hep sanki masalmış gibi geliyor ama yaşadıkça ve uyguladıkça her birinin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Onun için ne kadar çok yaparsak çok daha verimli olur. Üstelik de bebekler biraz gözlerini açmaya başladıktan sonra bezleri değiştirilirken ve besleme saatlerinde o kadar minnetle bakıyorlar ki, O bakışı bir daha bir başkasından bulmak kolay değil.
O günlerin tadını çıkarmalarını rica ediyorum annelerden babalardan. Çünkü çocuklar büyüdükçe dilleri uzuyor biliyorsunuz. Eleştiriler başlıyor. Onu da yap, bunu da isterim diye. Onun için bu bebekliğin tadı çok kıymetli.
Onu bol bol yaşayın lütfen. Sizin bir lafınız vardı sevgili hocam. Eğer söyleyeceğiniz buradan başka bir şeyse çok özür diliyorum ama. Lütfen buyurun. Kucak.
Tabii emzirmek için kucağımızı alıyoruz. Baba bebeği yatağından alıp anneye götürürken kucağını alıyor. Ama hani hep halk arasında kucağa alışılmasın deniliyor ya. Şimdi o sözünüz benim aklıma geldi. Kaç yıl evvel biz bu sohbeti yapmıştık sizinle.
Alınız efendim dediniz. Çünkü yürümeye başladığında zaten onu kucağınızda tutamayacaksınız. İçseniz dahi gelmeyecek. Tabii ki. O dönemde çok güzel bir ihtiyaç.
Bebek için çok da iyi değerlendirilmesi gereken bir fırsat olduğunu söylemiştiniz. Çocuklar için toplumumuzda diyorlar ya dünya meyvesi diye. Gerçekten dünya meyvesi. Yani şimdi çocuk için çok büyük bir ihtiyaç kucağa almak. Peki tam tersi bizim için ihtiyaç değil mi?
Bize ne kadar büyük bir şey veriyorlar, haz veriyorlar. Onların o sıcacık güzel bakışları, gülümsemeleri. Bir film seyretmiştim yıllar önce gelinin babası diye. Çok hoş bir filmdi. Gelinin babası zor bir an geçiriyor.
Tabii tam evlenecek kızı bir yolculuğa çıkıyor, düğünü oluyor. Ve baba çok hüzünleniyor. Buruk bir mutluluk yaşıyor. Sonra birdenbire diyor ki ah o doğduğun gün elimi tutmanı parmağımı ne kadar sıkı sıkı tutmuştun.
Hiç unutamam diyor. İşte o duygusal bağlar hem bizim adımıza hem çocuklarımız adına öyle kuruluyor. O bizim parmağımızı tutarken bizden güç alıyor. Ben seni tutmanı istiyorum, bana sahip çıkmanı istiyorum mesajı verirken biz de ben senin yanındayım, arkandayım mesajı veriyoruz.
Ama aynı şekilde ondan da büyük bir haz alıyoruz. Düşünebiliyor musunuz? 20-25 yaşına gelmiş kızı ve hala doğduğu gün parmağını tutuşunu hatırlıyor. Ne kadar güçlü tutmuştun. Ondan sonra seni hiç bırakamadım kucağımdan hiç indiremedin diye.
Gerçekten de bebeklerin bize yaşattığı hazı başka bir yerde bulmak mümkün değil. O nedenle onları sık sık kucağımıza almak çok önemli. Çünkü bebeklerin beş duysu öyle gelişiyor Ayşen'cığım. Hep ailelerin kaygısı var. Acaba bebeğimiz zeki mi?
Daha zeki olması için ne yapacağız? Bebeğin daha zeki olması için bol bol herkes kucağına alsın. Ama şu mevsim nedeniyle hastalıkların çok sık olması nedeniyle lütfen hasta olan kişiler mümkünse bebeklerin ve bebeklilerin olduğu ortamlarda bulunmasınlar. Ama onun dışında tabii ki sık sık ziyaret etsinler.
Büyük anneler, büyük babalar, diğer halalar, dayılar, amcalar, teyzeler mutlaka bebeği kucağına alsın. Ne oluyor? Bebek beyninde bir dosya açıyor. Diyor ki annemin teni böyledir. Şöyle bir yumuşaklığı vardır.
Dokunuyor çünkü parmağınızı tuttu. Parmağınızı tuttuğu zaman sizin teninizin nasıl bir şey olduğunu hissediyor. Babası için ayrı bir şey hissediyor. Büyük anneler, büyük babalar, diğer yakınlar için başka şeyler hissediyor. Nasıl koktuğumuzu beynine kaydediyor.
Nasıl baktığımızı, sesimizin tonunun nasıl olduğu, kalbimizin atışlarının nasıl olduğu. Yani beş duyusunu geliştiriyoruz. Ve ne yapıyor? Bebek beş duyusunu geliştirirken beyin hücreleri birbiri arasında her bir şey, hücreye ayrı bir mesaj alıyor. Annem için böyledir, babam için böyledir, diğer aile fertleri için böyledir gibi.
Dolayısıyla kimin kucağına gitsin, bir süre sonra ben annemin kucağındayım, babamınkindeyim. Veya işte bu yabancı diye başvuruyor. Ağlamaya. Annesinin kucağına gittiğinde nasıl oluyor da susuyor da babasının kucağına gittiğinde susuyor. Çünkü tanımaya başlamış oluyor.
Artık alışmış oluyor onları. O dosyalar yerleşmiş oluyor beyninde. Onun için bebeklerle bol bol konuşmak, bol bol göz göze bakışmak, bol bol onlara bir şeyleri anlatıyor olmak. Bize göre boş şeyler olabilir. İşte ben köyümüzde böyle bir dağımız vardı.
O dağ bir kar yağardı, bir kar yağardı. Ama hava güzelleştiği zaman çiçekleri şöyle olurdu. Biz o dağa tırmanırdık. Annenle babana ben orada koştururdum. Gibi sohbetler bile bebeğin beyninde yavaş yavaş gelişimler gösteriyor.
Onun için çok güzel şeylerden bahsediyor olmak çok önemli. Çünkü görüyoruz ki dünyada bazı bizim dışımızda olaylar oluyor. Ve biz bebeklerimizi, çocuklarımızı sevgi, saygı, dostlukla büyütmekten sorumluyuz ve yükümlüyüz. Herkesin hem çocuğa kaliteli bir yaşam vermek, beden sağlığı açısından, hem de mutluluğuna zemin hazırlamak bütün erişkinlerin vazgeçilmez kutsal bir görevi.
Çocuklarımızı, gençlerimizi kötülüklerden dediğiniz gibi dünya hep iyilerden oluşmuyor. İyi olmayanlar da var dünyamızda. Ama bunun temelinde, o kötülüklerden koruyabilmenin temelinde yatan şey çocuklarımızla iyi iletişim kurmamız gerekliliğinin altını çiziyor uzmanları. Kesinlikle. İletişim başlangıcı değil mi sizin söylediğiniz?
Hem nasıl? Ve şunu da gözlemliyorum, sadece kendi çocuğum için değil, öncesindeki tecrübeler. Böyle birileri bir şey anlatıp da bebekler dinlediğinde mutlu oluyorlar, gülücükler başlıyor bu sefer. Herkese gülmüyor bebekler, çok sıcıcılar bu konuda. Hatta anneler çalışma hayatına geçecekleri sırada bizim önerimiz,
eğer bir yardımcı personel gelecekse eve, mutlaka bebeğiniz sizin yanınızda ve kucağınızda olsun. O yardımcı personelle ilk görüşmenizde diye öneriyoruz. Neden? Çünkü biz erişkinler insanları maskeli yüzleriyle görebiliyoruz. Ama bebekler maskeyi hemen fark ediyorlar.
Ve eğer bir bakıcı adayı geldiyse evimize, bebek hoşlandıysa ona gülüyorsa tereddüt etmeye gerek yok, çok fazla düşünmeye gerek yok. Ama eğer bebek o bakıcı adayından hoşlanmadıysa, ağlıyorsa, huzursuzsa, hiç o hanımla bir daha görüşmeye bile gerek yok yani bakıcı adayıyla. Onlar çok daha seçiciler, algıları çok daha fazla ve çok daha seçileri kuvvetli biz erişkinlere göre. İşte buyurun karar veremiyoruz.
İçime sinmeyen bir şey mi var acaba gibi? Bu tarz tereddütler mutlaka yaşanıyordur. Duyuyoruz çünkü bunları. Evet. Daha donanımlı bir şey varken.
Mesela bebeği bıraktık, çıkıyoruz kapıdan. Eğer bakıcıyla memnunsa zaten anneye babaya el sallıyor, gülücükler veriyor, gidiyor. Eğer bakıcı yardımcılar geldiği sırada seviniyorlar bebekler alıştıktan sonra. Ama eğer bu ısrarlı bir şekilde bebek her gördüğünde ağlıyorsa, bu konuyu tekrar gözden geçirmesini mutlaka öneriyoruz.
Çünkü dediğim gibi bebekler insanları bizden çok daha iyi tanıyorlar ve algılıyorlar. Bebeklerimiz büyümeye başladıktan sonra oyun dönemine geçiyorlar hiç kuşkusuz. Aslında o parmağını tutmak bile bebek için oyun. Ondan sonra bebeğin çalışan anne babayla birlikte yaşıyor olması çok büyük bir eğitim. Çünkü onları da çalışan insanların hayatı bekliyor.
Onun için annenin babanın birlikte olduğunu bilmek, babasının anneye yardım ettiğini gözlemek, kız çocuk içinde, erkek çocuk içinde çok büyük bir hayat dersi. Bunun kitaplarda okutulması mümkün değil. Onun için daima anne baba olarak bütün olmanızı istiyoruz.
Ve bu arada büyük anneler, büyük babalar olarak da biz çocuklarımızın yanlarında ve arkalarında olmak durumundayız. Çünkü artık onlar yuvalarını kurmuşlar ve kendi bebeklerini kendi arzuları doğrultusunda büyütecekler. Örneğin biz sağlık çalışanları, annenin babanın izni olmadan çocuklara asla dokunamayız. Hatta onların istemediği tetkik ve tedaviyi uygulayamayız. Bu konuda aileleri bilgilendiririz, arzu ederlerse, onay verirlerse tedaviyi uygularız.
Çünkü biz sağlık çalışanları karar verme yetkisine sahip değiliz çocuklarımızın sağlığı konusunda. Aynı şekilde büyük anneler ve büyük babalar da çocukların yanlarında ve arkasında ama karar veren kişiler tabii ki anneler babalar. Onlar ne istiyorsa biz onu uyguluyoruz. Ama bilgilendirmek tabii ki bizim görevimiz ve sorumluluğumuz. Düşünebiliyor musunuz Ayşe Hanımcığım?
Dünyada 4 milyar erkek, 4 milyarda hanım var. Ve o 4 milyar hanımdan bir beyefendi gidiyor sadece bir tanesini seviyor. Tesadüf o ki o kişi de 4 milyar erkek arasında o kendisini seven kişiyi seviyor. Bir defa 4 milyarda bir ihtimalle seveceğiniz biriyle karşılaşıyorsunuz. 4 milyardan çıkıyor o da geliyor bizi seviyor.
Ne kadar uzak bir ihtimal. Ondan sonra diyorsunuz ki biz evlenelim. O da çok zor bir süreç. Evlenme kararı çünkü çok büyük bir sorumluluk evleniyor olmak. Çünkü büyük bir sorumluluğu bir hayatınıza paylaşıyorsunuz.
Ne deniyor? Hayat arkadaşı deniyor. Hayat arkadaşıyla yaşamaya karar vermek çok önemli bir karar. Çünkü ne deniyor? İyi günümde, kötü günümde beraberim.
Sağlığımda, hastalığımda beraberim. Gerçekten de öyle olduğu zaman, yani birlikte büyüdüğümüz zaman evlilikler çok kıymetli oluyor. Birlikte büyümenin en kıymetli parçalarından bir tanesi anne baba olmak. Çünkü bebeğimiz doğduğu anda birdenbire birinin çocuğuyken, annemizin babamızın çocukları iken birdenbire çocuğumuzun annesi babası oluyoruz. Düşünebiliyor musunuz ne kadar olgunlaştırıcı bir süreç.
Ve bunu annenin babanın bütün olarak yapmasını istiyoruz ki çocuk çok daha güvenli bir ortamda, çok daha bedenen ve ruhen sağlıklı olarak büyüsün diye. Ve neler neler öğretiyorlar. Tabii. Eğitim sürecimizi onlarla desteklemiş oluyoruz. Ne mutlu.
Tabii. Çocuklarımıza öğrettiğimizden çok çocuklarımızdan öğreniyoruz. Bu da sizin gibi duyarlı anne babaların çocuklarına daha doğduğu günden itibaren dinlemesiyle oluyor. İlk dinleme işte ağlamalarını dinlemeyle başlıyor. Ondan sonra onlar da sizi çok güzel dinledikleri için konuşmaya başlıyorlar.
Konuştuklarını da dinlediğimiz zaman hem onlar gelişiyor hem de biz olgunlaşıyoruz ve büyüyoruz hep birlikte. Ne mutlu bize. Sağlık, esenlik ve mutluluklar dileyeceğiz sevgili dinleyiciler sizlere de. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği'nizle birlikte yol aldığımız programda merak ettiklerinizi biz sorduk. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçak Doktor Sayın Fatma Nurçakmak cevapladı.
Önümüzdeki hafta yeniden görüşmeyi ümit ediyoruz. Hoşçakalmanızı diliyoruz. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği'nı diliyoruz. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği'nı diliyoruz.
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği'nı diliyoruz. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği'nı diliyoruz. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği'nı diliyoruz. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği'nı diliyoruz.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.