Çocukların okula başlaması
Çocukların okula başlaması
Çocukların okula başlaması
Çocuğunuz anaokuluna ya da ilkokula başlarken okul seçiminde nelere dikkat etmeniz gerektiğini, arkadaş çevresinin gelişime katkısını ve eşyasına-bedenine sahip çıkmayı nasıl öğreteceğinizi anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Okulların açılması yaklaştığında anne babalardan en çok aldığım soru şu oluyor: çocuğumu nasıl bir okula göndermeliyim, neye dikkat etmeliyim? Önce şunu söylemek isterim: çocuklarımıza ev alacağımıza araba alacağımıza, onları iyi bir okula gönderelim ve orada da onları takip edelim. Çünkü çocuk büyüdükçe eskisi gibi göz önünde olmuyor; topluma karışıyor, arkadaşlarıyla beraber oluyor.
Okulu seçerken nelere bakıyorum
Evde çocuğumuz yürümeye başladığında dolap kapaklarına koruyucu takarız, sivri köşeleri kapatırız, banyonun kapısını kilitli tutarız. Okul seçiminde de aynı dikkati göstermemiz gerekiyor. Okulun mekanı cadde kenarında mı, kapı açıldığında çocuk doğrudan caddeye çıkabiliyor mu, pencereden sarkma riski var mı? Parmaklıklar, pencereler, kapılar nasıl; giriş çıkış neyle kontrol ediliyor? Sıralar çocuğa uygun mu, tuvaletler temiz mi, orada çalışan personelin çocuklara yaklaşımı, konuşma tarzı nasıl? Bunları önceden gidip gözlemekte fayda var.
Kendi başımdan bir örnek vereyim: kızımı kaydettirmek için bir anaokuluna gittiğimizde bütün sınıfları gezdik, çıktık ve hiç kimse bizimle ilgilenmedi, kimse bize kim olduğumuzu sormadı. Bu, o okulda ciddi bir güvenlik açığı olduğunu gösteriyordu ve bunu ilgili yere bildirdim. Çünkü orada sadece kendi çocuğumu değil, oraya teslim edilen bütün çocukları düşünüyorum — sokaktaki çocuk da, komşumun çocuğu da bizim çocuğumuz.
Servisle okula gidecek çocuklar için de servis koşullarının ailelerce incelenmesini öneririm. Trafik mevzuatımıza göre servislerde emniyet kemeri takılması ve küçük çocukların iniş binişine yardımcı olacak bir görevlinin bulunması gerekiyor. Bu denetimi aileler yaptıkça hem toplumun bilinci artıyor hem de gönderdiğimiz çocuğu sağlıkla geri alıyoruz.
Anne babaya bağımlı değil, kendine güvenen bir çocuk
Öğretmen arkadaşlarımdan duyduğuma göre bazı veliler ders saatleri boyunca okul bahçesinde bekliyor. Bu, çocuğun gelişimini engelleyen bir davranış. Çocuk kendini güvende hissetmeli, ama bunu bize bağımlı olarak değil kendi başına yapabilme becerisiyle hissetmeli. Sürekli yanında olmak, onun yapabileceği işleri bile ondan almak demek; hem tembelliğe hem sorumsuzluğa iter, fiziksel ve ruhsal gelişimini de geciktirir.
Burada devreye akran eğitimi giriyor. Bir arkadaşının söylediği söz, anne babanın söylediğinden çok daha etkili oluyor. Bir arkadaşı "bu elbise sana yakışmamış" dediğinde çocuk o kıyafeti bir daha giymek istemeyebilir; ama aynı şeyi anne söylediğinde çoğu zaman tam tersi olur. Bu yüzden kıyafet gibi konularda çocuğumuzla tartışmaya girmemeyi, kararı arkadaş çevresine bırakmayı öneririm. Yaşıtlarıyla birlikte olmak öğrenmeyi de hızlandırıyor; öğretmenler yavaş öğrenen bir çocuğu hızlı öğrenen arkadaşının yanına oturttuğunda ikisi de kazanıyor. Ayrıca bir çocuk arkadaşına "ağzın kokuyor" ya da "elbisen kirlenmiş" diyebiliyor; bunu bir yetişkinden duymak çocuğa aynı etkiyi yapmıyor.
Eşyasına ve bedenine sahip çıkmayı öğretmek
Çocuklarımıza küçük yaştan itibaren "bu senin, bu benim" ayrımını, izin alarak kullanma alışkanlığını öğretiyoruz. Ama bunun karşılığı da olmalı: çocuk nasıl başkasından izin alıyorsa, başkası da ondan izin almalı. Torunumla yaşadığım bir olayı örnek vereyim: komşumuzun kızları oyuncaklarını izinsiz alıp kırınca torunum onlarla oynamak istemediğini söyledi. Bu, kendine saygısı gelişmiş bir çocuğun tepkisiydi; ona verdiğimiz günlük eğitimlerin bir sonucu.
Çok değer verdiği bir oyuncağı varsa, misafir ya da arkadaş geldiğinde onu saklamasını da öneririm — kırılırsa çok üzülebileceği bir eşyayı ortada bırakmak zorunda değil. Aynı eğitimi bedeni için de veriyoruz. Bir arkadaşımın kızı bayramda beni öpmek istemediğini söylediğinde babası "hala senin, öpsün" dedi; ama çocuk "istemezsen öptürmeyebilirsin demiştiniz" diye cevap verdi. Üç buçuk yaşında bir çocuğun bunu bu kadar net söyleyebilmesi, ona verilen eğitimin ne kadar erken yerleştiğini gösteriyor.
Arkadaş çevresinin gücü
Üç buçuk yaşına kadar kişiliğin büyük bölümü şekilleniyor; bu yaşa kadar öğrenilenler insan davranışının çok büyük bir kısmını belirliyor. Çocuğumuza bu dönemde aşı takibini, beslenme alışkanlıklarını ve sağlıklı sosyal davranışları kazandırdığımızda, okula başladığında da hem kendine güvenen hem çevresine saygılı bir birey olarak yola çıkıyor. Okul, ailenin verdiği bu temeli arkadaşlarıyla birlikte pekiştirdiği bir dönem.
Bölümün tam dökümü
Müzik Sağlıklı bebekler için el ele Müzik Müzik Müzik
Müzik Müzik Müzik Müzik Değerli anne ve babalar sizde en kıymetli varlıklarımız çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız
Sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim. Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz. Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz. Doşent doktor Fatma Nur Çakmak cevaplıyor. Sağlıklı bebekler için el ele programımız başlıyor.
Ben Emine Ertürk Karaslan, Teknik Basada Gülçin Çağlar, hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin Ele De Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak stüdyomuzda. Hoş geldiniz sevgili hocam. Merhaba Emine Hanım nasılsınız? Teşekkür ederim.
Bayram nasıl geçiyor? Bayram güzel geçiyor. Bayramın kötüsü olmaz tabii ki ama. Ne güzel çok şükür. Sevdiklerimizle birlikte olmak, ailemizle beraber olmak, arkadaşlarımızla görüşmek, eşimizle dostumuzla görüşmek, bayramlaşmak herkesi mutlu ediyor. Doğru.
Özlem gideriyoruz. Özlem gideriyoruz. Bir de sevgi, saygı, dostluk pekişmesi oluyor. Kesinlikle. Ve çocuklarımıza böyle güzel örnek oluyoruz.
Çünkü geleneklerimizin yaşatılması çok önemli. Onlara bırakacağımız en büyük miraslardan biri geleneklerimiz, göreneklerimiz. Biz çok şanslı ve çok zengin bir milletiz, Türk milleti. Yüzyıllardır süren geleneklerimiz var. İşte bayram kutlamaları olsun.
Bu arada çok güzel bayramlar kutladık. Hem 30 Ağustos Zafer Bayramımızı kutladık peş peşe. Hem Kurban Bayramımızı kutlamaya devam ediyoruz. Diliyoruz ki çocuklarımıza bayram gibi geçirecekleri çok güzel günler yaşatacak bir dünya bırakalım. İnşallah.
Bunun için de çok çalışıyoruz. Bize zaman ayırdığınız için de teşekkür ederiz bu bayram gününde. Biz size teşekkür ediyoruz. Siz özellikle dernek olarak, derneğin başkanı olarak bizzat da yıllardır bize destek verdiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Sevgili hocam yaklaşıyor okulların açılması.
Onun için de anne babalara tavsiyeler istiyoruz sizden. Çocuklarımız okula başlayacaklar. Özellikle ilk okula başlamaları, anaokullarına başlamaları. Normal eğitimden bir hafta öncesinde birinci sınıf ve anaokulu öğrencileri başlıyor. Ondan sonra hazırlık aşaması olarak okula alıştırma.
Anne babalar da birlikte geliyorlar. Daha sonrasında da bütün okul birlikte başlıyorlar. Onun için okullar da açılacağı için anne babalara bu konularda tavsiyeleriniz neler olacak? Öncelikle bir istatistik vermek istiyorum. Tabii ki.
Bu hepimizin üzerinden bir istatistik ama önce sevindirme istatistiği vereyim. Biz ülkemiz olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak dünya ülkeleri arasında aşılamalar konusunda çok iyi bir yerdeyiz. Neredeyse dünyanın en üstteki ülkeleri arasındayız. En üst sıradaki, birinci sıradaki ülkeleri arasındayız. Yani diyelim ki ikinci sıradayız.
Çünkü halkımızın, halkımızın demeyeyim de daha doğrusu çocuklarımızın yüzde doksan sekisi aşılı. Yani yüz çocuğumuzun ikisi aşılı değil. Ve şu anda çok sevindirici olarak biz çalışmaya devam ediyoruz ki kalan ikiyi de aşılı. Dolayısıyla yüz çocuğumuzun yüzü de aşılı olsun ki aşıyla korunabilen hastalıklara karşı çocuklarımız tam güvende olsun istiyoruz. Çünkü bazı hastalıklar var ki çok güzel aşılar yapılarak engellenebiliyor hastalıklar.
Ama aşılarda bir kırılma olduğu anda da tekrarlayabiliyor. Bunun bir örneği ne? Yakında Nijerya'da rapor edildi. Dünya Sağlık Örgütü'nün raporlarında vardı. 2014 yılından beri yani iki yıl boyunca hiç çocuk felci görülmüyor iken.
Yani dünyada çocuk felci hastalığının görüldüğü birkaç ülke var. Görünmeyen ülkeler arasında Nijerya varken 2014 yılında iki yıl süreli görülmedikten sonra geçenlerde birkaç çocuğumuz da maalesef görüldü ve çok üzücü mültüyle karşılandı. Dolayısıyla aşıların bir yerde kırılıyor olması yani aşıları durduruyor olmak hastalıkları davetiye çıkarmak olduğu için bizim ülkemiz bu konuda çok iyi devamlı aşılamalar yapılıyor. Gene okul programlarında konuşacağız.
Okul sağlığında da Sağlık Bakanlığımızın çok güzel programları var. Hem ilkokula başlayan çocuklarımıza hem de ortaokulu bitirmekte olan çocuklarımıza gençlerimize aşı programları uyguluyor. Dolayısıyla hem çocuklarımıza aşılıyoruz hem gençlerimize aşılıyoruz ki ileride anne baba olacak bu çocuklarımızı anneliğe babalığa bile hazırlamak gibi bir yatırım yapmış oluyoruz. Dolayısıyla bir küçük aşı programıyla bu aslında yıllar içinde yapılmış çok planda çok sistemli büyük bir çalışmanın
Sağlık Bakanlığı'nın her kademesindeki çalışanın eli öpülecek bir büyük bir uygulama ve hepimizin saygıyla ve sevgiyle desteklediğimiz bir program. Ama çok başarılı olmuşuz. Diliyor ve umuyoruz ki aynı başarıyı Milli Eğitim Bakanlığımızda da kazanalım. Çünkü maalesef Milli Eğitim açısından ülkemiz o hani aşılama konusundaki en zirvedeki ülkeler arasında değil de maalesef en sonlardayız. Gene UNICEF'in bir raporu var.
Dünyada maalesef ikinci sırada yani sondan ikinci sıradayız yani son sıradayız gibi. Nasıl aşılamada en üstteyiz burada da maalesef hiç hoş olmayan hiç arzu edilmeyen bir yerdeyiz. Halbuki ne deniyor eğitim pahalıdır ama cehalet çok pahalıdır. Kesinlikle. Cehalet çok korkunç bir şey.
Hiç hayal bile edilemeyecek bir şey. Yani eğitim bir birim dersek cehalet on birim diye düşünüyorum ben. Ya yani hiçbir... Yatırım da bence en güzel ve en kıymetli yatırım. Çocuklarımıza ev almayalım, araba almayalım ama lütfen okula gönderelim.
Ama iyi bir okula gitsin. Yani iyi bir okul... Takip edelim çocuklarımızın. Çok güzel, çok haklısınız. Çünkü çocuklar büyüdükçe takip evdeki gibi değil tabii.
Aman yavrum düşersen kafanı çarparsın değil. Çünkü topluma karışıyor, arkadaşlarıyla beraber oluyor. İşte bu programla sizin aracılığınızda biz ailelere bunları iletmek istiyoruz. Yani nereye gönderecek? Bir defa eğitiminin iyi olduğu bir okula gönderilmesi lazım.
Okul seçimi çok önemli. Okul seçimi çok önemli. Okulun mekanı çok önemli. Yani işte nasıl evimizde çocuğumuz yürümeye başladığında dolap kapaklarına dikkat edin. Dolap kapaklarına koruyucular alın.
Evinizin sivri sehpalarını, o köşeleri saklayacak düzenekler yapın. Kapınızı kilitli tutun. Banyonun, tuvaletin kapısı kilitli olsun diyoruz yürümekte olan çocuklarımıza. Çünkü tuvaletler, klozetler çocuklarımız için çok tehlikelidir. Kovalar çocuklarımız için tehlikelidir.
Bulaşık makinesi, çamaşır makinesi, buzdolabı yeni yürümekte olan çocuklarımız için tehlikelidir. Ateş, bıçak, makas, delici, batıcı cisimler, raptiyeler, çiviler, bıçaklar, makaslar, çekişler, tornavindadalar. Tehlikelidir diyoruz. Ve inanılmaz derecede sevgili hocam çocuklar nasıl buluyorlar, nasıl ulaşıyorlar inanamıyorsunuz. Bizim görmediğimiz yerden mutlaka bulabiliyorlar ve onu ağzına alması.
Mesela 1 lira. Şu anda bizim 1 liralarımız en tehlikeli paralar. Çünkü küçük çocukların yemek borusuyla aynı boyutta ve soluk borusuyla. Çocuk onu aldığı zaman yutamıyor ve onu çıkaramıyor da dolayısıyla mutlaka ameliyata gitmesi gerekiyor. Bunlar çok tehlikeli.
Onun için hani bozuk paraları ortada bırakmayın. Çocukların erişemeyeceği yerlerde kapalı kilitli dursun diye ısrarla konuşuyoruz. İşte okul seçiminde de bunlara dikkat edilmesini öneriyoruz. Bir defa okulun mekanı neresi? Cadde kenarı mı?
Cadde kenarında? Kapıs içinde mi? Evet. Kapıyı açtığı anda caddeye çıkabilecek mi kendisi? Veya pencereden bakayım derken kendinin biraz sarktığı zaman düşeceği bir mekan mı?
Veyahut da aile gittiği zaman çocuğun bir anaokuluna, okula, ilkokula veya daha büyük bir okula teslim ederken çocuğunu aile. Acaba çevrede onu bekleyen tehlikeler neler? Acaba etrafta böyle çok da uygun olmayan alışkanlıklar kazanabileceği mekanlar var mı? Veya çocuğumuz kendi başına okuldan dışarı çıkacak da kendini yol ortasına atacak mı? Geçen bir arabayla trafikle burun buruna gelebilecek mi gibi soruları ailelerin kendilerine sorması lazım.
Ben hiç unutmuyorum bir anımı paylaşayım izninizle. Tabii ki. Kızımı anaokuluna kaydettireceğiz. Bir anaokuluna gittik. Anaokuluna girdik.
Bütün sınıfları gezdik ve çıktık. Hiç kimse bu arada bizi görmedi ve bizimle ilişki kurmadı. Düşünebilir misiniz tehlikenin büyüklüğünü? Bu işte güvenlik açığı var demek. Tabii.
Yani biz orada rahatlıkla yani oraya çocuğumuzu teslim etmeyeceğimiz gibi teslim edilen çocuklar açısından da çok kaygı duyduğum için rapor ettim bunu. Çünkü bu sadece benim çocuğum diye bakmıyoruz olaylara. Bütün çocuklar için. Bizim çocuklarımız. Evet.
Bütün. Sokaktaki çocuk da bizim çocuğumuz. Bizim komşumuzun çocuğu da bizim çocuğumuz. Dünyanın öbür ucundaki çocuk da bizim çocuğumuz. Ne diyoruz?
İşte Nijerya'daki bir çocuğun çocuk felci olması hepimizi üzüyor. Ve bu konuda hepimizi dikkate davet ediyor. Onun için mutlaka çocuklarımızı bir yere teslim ediyorken bir defa acaba çocuğumuzun gittiği okul güvenli mi? Okulun parmaklıkları nasıl? Okulun pencereleri nasıl?
Okulun kapıları nasıl? Okulun giriş çıkışı neyle kontrol ediliyor? Okulun cihazları kullandığı sıraları ergonomik mi? Uygun mu çocuğumuza? Tuvaletleri nasıl?
Tuvaletleri uygun mu? Temiz mi? Temiz mi? Orada çalışan personel acaba ilgi durumu nasıl? Konuşmaları nasıl?
Çocuklara yaklaşımı nasıl? Hep bunları gidip önceden denetleyip gözlemekte yarar var. Veyahut da devamlı değil. Çünkü maalesef şöyle bir de alışkanlığımız var. Ben öğretmen arkadaşlarından duyuyorum.
Bütün ders saatleri boyunca anneler veya veliler bahçede oturuyorlarmış. Bu da çocuğumuzun gelişmesini çok engelleyen bir davranış. Yani çocuklar kendilerini güvende hissetmeliler. Doğru. Ama güvende hissediyorum derken de bağımlı olmamalılar bize.
Annem benim terimi silecek. Bu arkadaşların arasında onu küçük düşüreceği gibi tamamen kendi konuluktan da kaçmış olurlar. Evet. Çok haklısınız. Kendileri yapabilecekleri şeyleri de yapmazlar.
Hem tembelliğe itmiş oluruz hem sorumsuzluğa itmiş oluruz çocuklarımızı. Hem de fiziki ve ruhsal gelişimini de önüne geçmiş oluruz. Gelişmelerine engel olmuş oluruz. Yani çocuğumuzun... Gerçekten bu konuda ben de çok çevremde dikkat ediyorum.
Anne babalar çok fazla ilgililer. Çocuklarına karşı gerçekten hem okulda bekliyorlar hem de her türlü ödevlerini çocukların takip ediyorlar. Birlikte yapıyorlar. Birlikte gidip geliyorlar. Yani çocuklara hiçbir şey bırakmıyorlar bazı anne babalar.
Gerçekten bu anneler özellikle çok ciddi bir problem diye düşünüyorlar. Çok dikkatli olmamız lazım. Bu çok önemli. Haklısınız. Onun yanı sıra bir de çocuklarımızın bir grubu servisli okullara gidiyor.
Servis koşullarında yine ailelerin çok iyi incelemelerini rica ediyoruz. Çünkü çocuklarımıza yeni trafik yasamıza göre servislerde emniyet kemeri bağlanması gerekiyor. Ve küçük çocukların servislerinde de mutlaka bir çocukları koruyucu inmelerine ve binmelerine yardımcı olan bir hostesin olması zorunluluğu. Diye biliyorum. Evet.
Yanlış mı? Yok çok haklısınız. Mutlaka ama bunu ailelerin denetlemesini rica ediyoruz. Çünkü bu denetim olduğu anda ancak toplum gelişebiliyor ve bilincimiz artıyor. Daha önceki çocuklarımız daha sağlıklı gelişiyorlar, büyüyorlar ve sağlıklı bir şekilde gönderdiğimiz çocuğumuzu sağlıklı bir şekilde yine evimize dönmesini sağlamış oluruz.
Çok önemli bir şey. Çocukların okula gidiyor olması çok çok önemli. Neden? Çünkü akran eğitimi diye bir kavram var. Anne baba ne söylerse söylesin veya bir başka büyük erişkin öğretmen veya biz çocuk hekimleri veya sağlık çalışanları veya çevredeki diğer kişiler komşular ne söylerse söylesin hiçbiri kardeşinin veya arkadaşının söylediği kadar etkili olmuyor.
Mesela arkadaş diyor ki ay bu elbisende hiç yakışmamış diyor. Çocuk o elbiseyi bir daha üstüne giymek istemiyor. Ama annese evladım bununla bu pek uymadı. İstersen şunu giy dediğinde hayır onu çok beğendiysen giyme diye ısrar edebiliyor. Onun için önemli olan çocuklarımızın arkadaşlarıyla birlikte büyümesine izin vermek.
Bazı şeyler mesela bu kılık kıyafet konusunda çok fazla annelerle büyüklerle çocuklarımızın tartışmaya girmesinden yana değiliz. Çünkü genellikle bunu da kaybedenler büyükler oluyor. Ayrıca da çocuk eğer öyle olmak istiyorsa öyle olsun. Eğer gerçekten de güzel değilse o zaman arkadaşının tepkisi çok daha etkili olduğu için ay bu da hiç yakışmamış dediği zaman arkadaşının sözü çok daha geçerli olacağı için bırakalım o söylesin.
Yalnız kış aylarında mesela yazlık kıyafete devam etmek istiyor çocuklarımız. Evet. Bu önemli bir sorun tabi buna engel olmanın en kolay yolu gene tartışmasız engel olmanın en kolay yolu bu tür şeyleri kaldırmak. Mümkünse yazlıklarız kaldıralım çocuğumuz görmesin ki aklına gelmesin. Ondan sonra da yaz aylarında tekrar çıkardığımızı hem kıyafetini özlemiş olur hem de daha severek giymiş olur hem de aile içi böyle gereksiz tartışmalarla dostluğumuza gölge düşmemiş olur.
Akran eğitimi açısından çocuklarımızın hem yaşıtlarıyla birlikte olması onların öğrenmelerini güçlendiriyor. Mesela bir çocuğumuz biraz daha hızlı öğrenebiliyor. Dikkatli öğretmenler ne yapıyor? Biraz daha yavaş öğrenen arkadaşını onun yanına oturtuyor. Dolayısıyla arkadaşının daha çabuk öğrenmesi konusunda çünkü çocuklarımız çok hassas oldukları ve duyarlı oldukları için arkadaşının yavaş öğreniyor olması onu üzüyor ve onu daha kolay öğrenmeye teşvik ediyor.
Ve bazen o kadar basit cümlelerle birbirlerini eğitebiliyorlar ki o zaman çok daha hızlı öğrenip birbirlerini yukarıya götürüyorlar. Onun için akran eğitiminde aynı sınıflarda olmak çok önemli. Birbirlerini davranışlarını düzeltiyor. Mesela öf senin ağzın kokuyoru bir erişkin bir erişkine söyleyemiyor ama bir çocuk bir çocuğa söyleyebiliyor. Veya ay senin burnun akıyoru çok rahat söyleyebiliyor.
Ay elbisen kirlenmişi çok rahat söyleyebiliyor. Bu tür davranışları geliştirmeleri açısından da yani daha sosyal davranışlara dönüşmeleri açısından da yaşıtlarıyla beraber olmaları çok daha sağlıklı olanı. Gene yaşıtlarıyla beraber olduğu zaman onlarla tartışmayı ve uzlaşmayı öğreniyor. Çünkü çocukların hayatında ailenin yeri değişmez. Onun eşi benzeri yok.
Anne babanın yerini hiç kimse tutamaz. Ama arkadaşının verdiği eğitim de çok kıymetlidir. Neden? Çünkü biz ne olursak olalım geriye dönüp bizim evimize tekrar bizi ziyarete gelseler bile yaşıtlarıyla beraber olmaları için biz onları büyütüyoruz. Onlarla birlikte yaşamaları için hayata hazırlıyoruz.
Ve kimlerle beraber olacak? Eşiyle beraber olacak. Arkadaşlarıyla iş arkadaşlarının iş hayatını paylaşacak. Onlarla yaşıtlarıyla komşu olacak. Demek ki çocuklarımızı daha okula gönderirken anaokul olsun, ilkokul olsun, orta öğretim olsun, hangi yaşta olursa olsun yaşıtlarıyla beraber uyum içinde yaşamaya hazırlıyoruz.
Mesela arkadaşı elbiseni beğenmedin dediği zaman gelip annesiyle dertleşecek elbiseni. Ben sana söylemiştim o yakışmadığı yerine. Yarın kendine daha çok yakışan birini seçersin. Seçenek olarak sunduğumuz zaman daima geri dönüp annesine, babasına acaba ne giysem daha şık olur. Veyahut da arkadaşım beğenmemiş olabilir ama sen onu seviyorsan giymeye devam edebilirsiniz.
Söylediğimiz zaman rahatlayıp kendine güvenerek tekrar giymeye devam ettiği zaman da gene sığınacağı, dostu olan kişilerin annesi babası olduğunu bilmesinde çocuklarımızın yarar var. Ve kendi eşyasına sahip çıkmayı, okulu öğrenmesi, başkasının eşyasına gerek. Saygı göstermeyin. Kesinlikle. Arkadaşının eşyasına kıymet verecek.
Ondan sonra okulunun malzemelerine değer verecek. Ülkemizin ve milletimizin değerlerine, insanların değerlerine. Ortak kullanılan eşyaların değerine önem verecek. Önem verecek. Ancak okulda öğrenilebiliyor.
Ailede başlıyor, okulda öğreniliyor. Şimdi torununla yaşadığım bir olayı anlatayım size. Lütfen ne hoş olur. Biz tabii ki özellikle paylaşım konusunda çok özen gösteriyoruz. Diyoruz ki arkadaşının oyuncağını izinsiz asla kullanmayacaksın.
Çok güzel. Kendi oyuncağını da ona vereceksin yani paylaşımla oynayacaksın. İzninizde buraya bir nokta koyabilir miyiz Yemin amcim? Nasıl arkadaşından izin alarak oyuncağını kullanıyorsa, arkadaşının da ondan izin alarak kullanması konusunda da eğitmemiz gerekiyor. Tam ona göre bir şey yaşadık.
Buyurun. Komşunun iki tane kız çocuğu var. Bizimkinden birazcık daha büyük. Birisi bir yaş, birisi de bir buçuk yaş daha büyük. Akran sayılır.
Akran sayılırlar. Ama bizimki o kadar alışmış ki izin alıp dışarıya çıkıyor. İzin alıp içeriye giriyor. Çok titiz, çok fazla titizliği var. Annesinden kaynaklanan.
Sizden, sizden. Annesi biraz temizlik hastası olunca o da çok fazla titiz. Komşunun çocukları da birazcık daha pasaklı bizimkine göre. Ve izin almadan hemen dalıp içeri girmeleri, dışarı çıkmaları, işte oyuncaklarını hemen almaları, çok hor kullanmaları çok gücüne gitmiş. Geldi, dedi ki anneanneciğim ben dedi Fatma Nur'la oynamak istemiyorum dedi.
Niyet dedim oğlum. Çünkü dedi Fatma Nur benim oyuncaklarımı benden izin almadan dedi. Alıyor dedi, hepsini kullanıyor dedi. Ben de ona izin vermeden benim oyuncaklarımı alıyor dedi. Bir oyuncağını kırdı dedi.
Ben onlarla oynamak istemiyorum dedi. Anneanneciğim dedi. Annem dedi işte dışarıya çıkmayın diyor dedi. O annemden izin almadan dışarıya çıkıyor dedi. Evet.
Sonra ben düşündüm. Gerçekten çocuklar birbirlerini o kadar çok etkiliyorlar ki. Eğitiyorlar. Eğitiyorlar. Evet.
Ama ne olacak? Çocuk rahatsızlanmış onun davranışlarından. İzin almadan oyuncaklarını kullanması, hor kullanması, kırması. İşte annesinden izin almadan dışarıya çıkması, içeriye girmesi çok rahatsız etmiş ve Çok önemli.
Oynamak istemediğini beyan etti bize. Şimdi Fatma Nur ne yapacak böyle bir durumda? Diyecek ki benimle demek ki ben böyle davrandığım süre içinde arkadaşlarım benimle iyi oynamak istemiyorlar. Diyecek ki kendisini düzeltmek zorunda. Evet.
Yahut da daha en çok korktuğumuz şey bu. Onun için çocuklarımıza mutlaka başkalarından izin alarak bir şey, onların eşyasını kullanmalarını öğütlüyoruz. Ve bu konuda eğitim veriyoruz. Neden? Çünkü bir defa öncelikle kendisine saygısının gelişmesini istiyoruz.
Yani nasıl sizin torununuz başkasından izin almıyor ama kendisinden de izin alınmasını istiyor. Bu öz saygıyla gelişen bir şey. Ve bu sizin bebekliğinden itibaren işte onun her şeyini izin alarak kullanıyor olmanız, başkalarından izin alarak başkasının eşyasını kullanıyor olmanız gibi verdiğiniz günlük eğitimlerden oluşan bir zenginlik. Ve bu zenginliği çevreye taşımaya başlamış torununuz.
Ve istiyoruz ki bütün çocuklarımız böyle yaşasınlar. Çünkü öbür türlü ya grup dışına itilecekler, tıpkı sizin torununuz istemiyorum ben onunla oynamayacağım dediği gibi. Eğer daha iyisi kendini geliştirecek ve o grubun içine girecek davranışlar sergilemeye başlayacak. Ama onu yapamıyorsa o zaman ne yapacak?
Kendisi gibi grup dışına atılan kişilerle arkadaşlıklar başlayacak. En çok korktuğumuz şey bu işte Eminence. Onun için çocuklarımıza daha doğduğu günden itibaren bir şeyini alırken, bak bu senin cecim, bu benim cecim. Daha çok da bir yaş gibi bunu öğütlüyoruz.
Yine ileriki programlarımızda konuşuruz. Çünkü o şunu öğrenecek ki ben başkasından izin almadan onun eşyasını dokunamam. Ama onlar da benden izin alacakları öğrenecek. Dolayısıyla anaokuluna, ilkokula başladığında arkadaşı izin almazsa bu benim cecim. Bununla oynamanı istemiyorum diyebilecek.
Veyahut da biz şunu da söylüyoruz çocuklarımıza. Bazen anne babalar bunu da şaşırıyorlar söylediğimiz zaman. Lütfen çok sevdiğin oyuncakları sakla. Çünkü çok değersiz bir şey olabilir. Ondan dünyada milyon tane olabilir o oyuncaktan ama o diyelim ki anneannesinin,
babaannesinin veya annesinin, babasının ona diyelim ki tuvalet eğitimi sırasındaki küçük bir armağanıdır. Ve o tuvalet eğitiminde kazanmış olduğu hediyeyi birisi kırdığı zaman, çok değersiz bile olsa onun çok değerli oyuncağını kaybetmiş gibi olur. Onun için çocuğumuzun en değer verdiği şeyleri, misafirleri geldiği zaman, arkadaşları geldiği zaman saklamasını öneriyoruz.
Bu annesinin, babasının oda olması olabilir. Veyahut da bir kilitli bir yer olabilir. Ve kendi paylaşmayı istediği oyuncakların ortada kalması konusunda çocuğumuza eğitmemiz gerekiyor. Ve gene gittiği evlerde de, arkadaşlarının oyuncakları izin vermezse kullanılmayacağını öğretmemiz gerekiyor ki,
bu bir hayat tarzı oluyor, bir hayat dersi oluyor. Diyoruz ki, bak bu hayat senin hayatın. Çünkü oradaki oyuncaklar, oradaki malzemeler aslında bir sembol. Diyoruz ki, bak bu senin hayatın. İstediğin kadar kendi hayatını yaşa.
Başkalarının hayatına da karışılmaz. Kendi hayatını da karıştırma. Başka bir anım geldiğini anlatırken, geçen bayramda arkadaşım ziyaretinme gelmişti. İki tane kız çocuğu var.
Allah bağışlasın. Biri dört yaşında, biri iki buçuk yaşında. Dört yaşındakini, ben önceden de tanıdığım için, beni de hatırladığı için, hoş geldin, öpebilir miyim dedim.
Hayır, öpmeni istemiyorum dedi. Tabii, doğru. Niçin dedi babası? Kızım öpsün, işte hala o senin, halan dedi. Öpsün, siz demediniz mi bana?
İstemezsen öptürmeyebilirsin dedi. Çok güzel. Onun için ben de şu an öpmesini istemiyorum. Evet, bu kadar basit. Annesi babası istemezse bile öpmemesiyle.
Onu söylemiş çocuğa. Çocuk hemen almış eğitimi ve bana uyguladı. Tabii. Yani çocukların kişiliği Eminen'cığım, üç buçuk yaşında hemen hemen gelişmiş oluyor.
Onun için çocuğumuz da bu üç buçuk yıl insan hayatını altın çağı olarak biliniyor. Kesinlikle. Altın çağı olmasının nedenlerinden bir tanesi, bir defa sağlık açısından yapılması gerekenleri zaten oturmuş oluyor. Çocuğumuzun sağlıkla ilgili,
hani aşılarını konuştuk, beslenme alışkanlıklarını konuştuk, uyku düzenini konuşacağız belki, oyun alışkanlıkları. çocuğumuza bunları kazandırdığımız gibi,
yani temel sağlık kurallarıyla çocuğumuzu hayata kazandırdığımız gibi, aynı zamanda çocuğumuzun ruh sağlığı açısından da, gelişmesi, etrafla ilişkisi, sosyal davranışları açısından da, gerekli bütün davranışlara çoğunu öğretmiş oluyoruz.
Onun üzerine, mesela insanların, maalesef yüzde sekseni, tahmin edilemeyecek büyük bir rakam, yüzde sekseni,
yani on insandan sekize, çocukluk alışkanlıklarıyla tepki veriyor. Yani üç buçuk yaşına kadar ne öğrendiyse, hani birdenbire insanlar parlarlar, birdenbire kavgaya girişirler ya,
o çocukluk alışkanlıklarından kalan, çünkü çocuk, üç buçuk yaşındaki çocuklar genellikle, bir şey olduğu zaman, arkadaşı oyuncağını aldığı zaman,
onu en hırçı bir şekilde geri almak ister. Bağırış çağırış ağlamalarla, işte bunlar çocuksu davranışlardır. Halbuki gelişmiş insan demek, üç buçuk yaşından sonra,
okuyarak, etrafı gözleyerek, kendine iyi, akıllı insanları örnek alarak, onlardan güzel davranışları içine sindirerek,
onları sergileyen insan demek ve, maalesef o insanlarda, on insandan ikisi yani yüzde yirmisiymiş. Gelişmiş insan dediğimiz, mesela trafikte hep diyoruz ya,
trafikteki insanların davranışları, yani bu isterseniz yaya olalım, ister arabayı kullanan kişi olalım, istersek bir otobüsün, bir servisin şoförü olalım,
veyahut da bir belediye otobüsünün, yahut da bir şehirler arası, toplu otobüsün sürücüsü olalım, hangisi olursak olalım, eğer karşımızdaki insana saygı veriyorsak,
saygı duyuyorsak, onun sağlığını koruyorsak, çocuklar, emniyet kemerinizi bağlayın, bağlamazsanız hareket etmiyorum,
veyahut da çocuklar ayağa kalkılmaz, çocuklar serviste bağırarak konuşulmazı, destekleyen bir şoför oluyorsak, servis şoförü oluyorsak, gelişmiş bir insanız demektir.
O zaman biz kendimizi geliştireceğiz ki, çocuklarımıza böyle güzel örnekler olabilelim, onlara da kavgasız, dövüşsüz, savaşsız, dostluk, sevgi, saygı dolu,
bir dünya bırakabilelim. Çok hoş bir söz geldi geçenlerde, bir çocuğun ağzından, savaş çok pahalı diyor, ona bir sürü malzeme lazım,
halbuki dostluk çok ucuz, sadece sevgi, dostluk ve saygı lazım, gülümseme, tatlı dil lazım. Bedava bu tüm bunlar.
Evet, gerçekten öyle. Teşekkür ederim sevgili hocam. Biz size çok teşekkür ederiz. Programımızın sonuna geldik. Okul çağının sorunlarını konuşmaya devam edeceğiz,
çünkü okul çağı aslında sorun değil ama çocuklarımızın gelişme için bir dönem. Ama tabii ki beraberinde çocuğumuz için yeni bir sosyal çevre kazandırıyor. Bizim hem kendi adımıza, hem çocuklarımız açısından, hem de toplum sağlığı açısından daha özenli olmamız gereken,
bazı konuları daha dikkatli düşünmemiz gereken bir süreç. Teşekkür ediyorum. Sevgili dinleyiciler, Sağlıklı Bebekler İçin Elele programımızın bugün de sonuna geldik. Sağlıklı Bebekler İçin Elele Derneği Başkanı,
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız, Doçent Doktor Fatma Nur Çakmakla bugün, okulların açılması dolayısıyla çocuklarımıza vereceğimiz eğitimler, anne babalara tavsiyelerden bahsettik. Yine okul çağındaki çocuklarımızın gelişimi açısından,
anne babaların yapması gerekenler, bize düşen görevler konusunda sizlerle birlikte olacağız. Önümüzdeki hafta, Sağlıklı Bebekler İçin programının konusu, yine çocuklarımızın okul çağındaki sağlığının korunması.
Ben Emine Ertürk Karaslan, Teknik Basaday Gülçin Çağlar, uzmanımız Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak, hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Hoşçakalın.
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele İçin El Ele
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.