Bebeklerin sağlıklı beslenmesi-açlıkla mücadele
Bebeklerin sağlıklı beslenmesi-açlıkla mücadele
Bebeklerin sağlıklı beslenmesi-açlıkla mücadele
Bu bölümde dünyada beslenme bozukluğunun çocuklar üzerindeki ağır etkisini, iştahsızlığın altında yatabilecek sağlık sorunlarını ve çocuğunuzu yemeye zorlamanın neden yanlış olduğunu anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Çocuğunuzun İyi Beslenmesi Bir Hak
Dünyada beş yaşın altındaki çocukların yarısı, ne yazık ki beslenme bozukluğu nedeniyle kaybediliyor. Dünya genelinde yaklaşık yüz milyon çocuk düşük kilolu, bunların elli bir milyonu ciddi boyutta aç durumda. Bu rakamları hatırlatmamın nedeni, iyi beslenmenin çocuğunuzun en doğal haklarından biri olduğunu bir kez daha vurgulamak.
Bu yüzden aylık kontrollerde kilo ve boy takibini önemsiyorum. Bir bebeğin kilo alımında duraklama olursa, birkaç ay içinde boy uzamasında da duraklama görülebiliyor. Kilo alımı yavaşlayan bir bebeği en yakın sağlık kuruluşuna götürüp nedenini araştırmanızı öneriyorum.
İştahsızlığın Arkasında Bir Neden Olabilir
Çocuğunuz iyi beslenemiyorsa bunun bir nedeni olabilir. Tekrarlayan idrar yolu iltihapları, bademcik iltihapları, geniz eti ya da altta yatan bir alerjik zemin, inek sütü alerjisi ya da buğday alerjisi gibi, iştahı ve beslenme alışkanlıklarını bozabiliyor. Bu yüzden "yemek yemiyor" diye düşünüp geçmek yerine, altta yatan bir sağlık sorunu olup olmadığını araştırmanızı öneriyorum; erken teşhis erken çözüm demek.
Çocuğunuzu Yemeye Zorlamayın
Muayenehanemde sık gördüğüm bir hata var: anneler çocuklarını sanki kıtlıktan çıkmış gibi zorla doyurmaya çalışıyor. Çocuk doyduğunu söylediğinde ya da kafasını çevirdiğinde ısrar etmek, aslında ona "seni dinlemiyorum, sana güvenmiyorum" mesajı veriyor. Çocuk kendi bedenini biliyor; acıktığını da doyduğunu da anlatabiliyor.
Bir kez ısrar edebilirsiniz ama çocuk kararında duruyorsa bırakmanızı öneriyorum. Bu, çocuğunuzla aranızda güven inşa ediyor; "annem babam beni dinliyor" duygusu, çocuğun kendine olan güvenini de besliyor. Hastalık sırasında iştahsızlık normaldir; herkes hastayken daha az yer. Bu dönemde çocuğunuzun sevdiği yiyecekleri önüne koyabilirsiniz ama bunun bir alışkanlığa dönüşmesine izin vermeyin; iyileştikten sonra yeniden normal beslenmeye dönmesini bekleyin.
Aile Sofrası Çok Şey Öğretiyor
Altıncı aydan itibaren çocuğunuzu aile sofrasına dahil etmenizi öneriyorum; kendi sandalyesinde, kendi kaşığıyla da olsa. Sofrada oturan çocuklar, yemek yemeyi izleyerek öğreniyor; çatal kaşık kullanmayı daha erken ve daha düzenli öğreniyorlar. Meyveleri küçük parçalar halinde, ekmek kabuğunu ya da salatalığı eline vermeniz, hem el becerilerini geliştiriyor hem de kendi kendine beslenme alışkanlığını destekliyor.
Akşam sofrası özellikle kıymetli; televizyon ve telefonları bir kenara bırakıp ailece bir araya gelmek, çocuğunuzun hem düzenli beslenmesini hem de kendini ailenin bir parçası hissetmesini sağlıyor.
Bölümün tam dökümü
Müzik Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Müzik Değerli Anne ve Babalar, siz de en kıymetli varlıklarımız çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız, sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim.
Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz. Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz. Doşent Dr. Fatma Nur Çakmak cevaplıyor. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programı başlıyor. Ben Emine Ertürk Karahaslan, Teknik Basada Gülçin Çağlar, hepinize sağlıklı günler diliyoruz.
Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçent Dr. Fatma Nur Çakmak stüdyomuza. Hoş geldiniz sevgili hocam. Nasılsınız Emine Hanım? Teşekkür ederim. Sizleri görmek, sizlerle birlikte program yapmak çok zevkli. Aynı şekilde çok teşekkür ederiz. Derneğimizdeki arkadaşlarımızın sevgi ve saygılarını da iletiyorum.
Özellikle zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum. Biz de size teşekkür ederiz. Sevgili hocam, geçen hafta aşıların öneminden bahsettik. Bu haftada çocukların çocuk haklarından bahsedelim ve çocukların beslenmesinden, beslenmesinin öneminden bahsedelim diye düşünüyorum. Bu hafta sanırım çocuk hakları ile ilgili bir hafta içinde bir etkinlik var. Onun üzerine çocuk haklarından ve çocukların beslenmesinin öneminden.
Çocuklarımızın en doğal haklarından bir tanesi ailesiyle beraber olma ve sevgi hakkı. Onun yanı sıra tabii ki temiz ve sıcak bir ortamda barınma ve iyi beslenme, uygun beslenme hakkı. Bu yeni doğandan itibaren başlayan bir şey. Gerektiğine tıbbi bakım alabilme, geçen haftalarda konuştuğumuz ve bundan sonra da konuşmaya devam edeceğimiz aşılamalar. Ve hiç kuşkusuz ki çocuğumuzun cinsiyetini kabulü yani kız veya erkek diye ayırmaksızın çocuğumuzu toplumun ve ailemizin kıymetli bir ferdi olarak kabul etmek ve ona bütün hakları eşit olarak verebilmek,
aynı zamanda nüfus cüzdanı çıkarılması, şiddet ve tacizden çocuklarımızın korunması ve iyi eğitimler alabilmesi. Bu da çocuk haklarına giriyor. Aslında çocuk hakları 1989 Kasım'ında kabul edilmiş dünyada da 1990 başı gibi ama biz çok şanslı bir toplumuz çünkü çocuk hakları 23 Nisan'da bu haklar dünya çocuklarına verilmeden 60 sene neredeyse önce, yarım asırdan daha uzun bir süre önce çocuklarımıza bahşedilmiş. Bayram olarak hediye edilmiş.
Atatürk'ün bize en değerli armağanlarından biri. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulmasıyla beraber çocuk hakları da kazanılmış ve beraberinde kadın hakları da kazanılmış. Çok güzel bir şey. Şimdi dünya çocuklarının durumlarına baktığımızda maalesef dünyada her gün 16 bin çocuğumuzun kaybedildiğini biliyoruz. Çok büyük bir rakam.
Gene dünyada 5 yaşın altında 230 milyon çocuğumuzun nüfus cüzdanının olmadığı bildiriliyor. Çok büyük bir rakam. Dünyada hemen hemen 7,5 milyar insan var ve bu 230 milyon çocuğun kaydı yok, nüfus cüzdanı yok. Bu eskiden ülkemizde de böyleydi ama çok şükür şu anda çok düzeldi. Yani benim öğrencilik, asistanlık yıllarımda kardeşinin nüfus cüzdanını kullanan,
abisinin, ablasının nüfus cüzdanını kullanan ve o nedenle askere giden bir sürü, mesela şu anda bizi dinleyen büyükanneler, büyükbabalar, demelen evet biz de öyleydik diyenler vardır. Çünkü kardeşinin nüfus cüzdanının abisi kaybediliyor ve aynı nüfus cüzdanına ona geçiriliyor. Bu sosyal güvence açısından sağlıklı bir şey değil.
Çünkü hiçbir sosyal hakkı yok nüfus cüzdanı olmayan bir insanın. Sağlık hizmetlerinden yararlanamaz, eğitim hizmetlerinden yararlanamaz. Doğal olarak iki en doğal hakkını kaybetmiş oluyor nüfus cüzdanı olmayınca. Ama biz o bakımdan şansıyız. Bizim için bu ciddi bir sorun değil ama dünyanın hala, dünya çocuklarının hala sorunları arasında.
Ve çok acı bir şey ama hemen hemen iki buçuk milyon insan uygun koşullarda yaşamıyor. Temizlik koşulları, sağlık koşulları yani. Mesela tuvaleti hala açıkta tuvaleti olan kesimler var. Ondan sonra yani belli bir tuvalet eğitimi. Dolayısıyla temiz su bulma şansları çok az bu iki buçuk milyon kişinin.
Öyle olunca demek ki insanlığın birazcık da iyi sağlık koşullarına ulaşma, iyi beslenme kadar iyi temizlik koşullarına da yaşamasını arzu ediyoruz. Yine maalesef 20-24 yaş grubundaki genç hanımların üçte biri çocuk yaşta evlenmiş. Yani çocuk gelin olmuşlar. Her 10 dakikada bir, düşünebiliyor musunuz biz sizinle 20 dakika program yapıyoruz. Ve bu 20 dakikalık program içinde dünyanın herhangi bir yerinde iki genç hanımı kaybediyoruz.
Şiddet nedeniyle, şiddet ve taciz edilmesi nedeniyle. Bunlar çok üzücü, korkunç denilebilecek ve insanın ayıbı olan rakamlar. Kesinlikle. Ve hiç kuşkusuz ki 5 yaşın altındaki beslenme sorunları nedeniyle de çocuklarımızın yarısını kaybediyoruz. Yani 5 yaş altında kaybedilen çocukların, dünya çocuklarının yarısı maalesef beslenme bozukluğu nedeniyle kaybediliyor.
Şimdi neden bunu konuşuyoruz? Çünkü bu hafta yani Haziran'ın ilk haftası dünyada açlıkla mücadele haftası olarak kutlanan bir hafta. Yani kutlanmak demeyelim de dikkatimizi çekme, farkındalık bilinçlendirme. Farkındalık yaratma. Amacıyla.
Amacıyla. Evet. Gündeme gelen bir hafta. O nedenle biz birazcık çocuklarımızın beslenme koşullarından bahsedelim isterseniz. Dünyada maalesef 99, neredeyse 100 milyon çocuğumuz düşük kilolu çocuklar.
Yani iyi beslenememiş çocuklar. Anne karnında iyi beslenemediği için. Çoğunlukla anne karnında beslenemiyorlar ama ondan sonrası da çok iyi beslenilemiyor. Mesela anne sütü burada çok kıymetli bir şey. Doğumdan sonra anne sütüyle besleniyor olması.
Ama annenin hep konuşuyoruz. Sizin programlarınızda dile getiriyoruz. Annenin iyi besleniyor olması, bebeğin beslenmesi kadar büyümesine de ve beyin gelişiminde çok katkısı olacağı için çok kıymetli. Dedi ki dünyada 100 milyon kadar çocuk düşük kilolu. Yani 5 yaşın altındakilerden bahsediyoruz.
99 düşük kilolu çocuğun 51 milyonu ciddi boyutlarda aç. Çocuklar aç olarak dolaşıyor. Yani dünyadaki en tehlikeli hastalık açlık. Çünkü bir defa büyümeyi engelliyor. Yani hep konuşuyoruz ya çocuklarımızın büyümesinin izlenmesi lazımdır.
iyi kilo almalıdır ki boyları iyi uzayabilsin. Dolayısıyla ne oluyor? 17 milyon çocuk çok aç oluyor. İyi gelişemiyor. Ve dünyada da 161 milyon kişi halk arasında bodur olarak bilinen kısa boylu ama bu çocukluktan kalan yani çocukluğunda iyi büyüyemediği, iyi kilo alamadığı için, iyi beslenemediği için dolayısıyla boyu uzayamayan ve toplum içinde kısa boylu bodur olarak yani cücelikten biraz daha farklı bu.
Çünkü cücelik bir bakıma hastalık. Çeşitli nedenlerle. Bireyli altındakiler herhalde cücelik söylüyor. Evet. Yaş grubuna göre de çok farklı oluyor.
Yani çocuğun yaşına göre hani hep diyoruz ya aylık çocuklarımızı ilk ay ilk yaş içinde mutlaka en yakın sağlık merkezine götürün. Boyları kilolarına bakılsın. Kilolarında duraklama olursa bir sonraki aylarda boyları da duraklayacaktır boy uzamaları da. Onun için aman ne olur eğer kilolarında alış azalıyorsa bunun nedeni araştırılsın ki çocuklarımız kısa boylu kalmasınlar. Çünkü uzun boylu olmak çocuklara ileride bir avantaj getiren bir şey.
Çünkü okul başarısını artırıyor, arkadaşlarıyla sosyal ilişkilerini güzelleştiriyor ve iş hayatındaki başarısını da artırıyor. Çünkü aileler eğitimi yükseldikçe annemle özel. Bu gerçekten çok etkiliyor sevgili hocam. Vücut sağlığına özellikle eklemiklerin gelişmesini boy uzamasını o kadar etkiliyor ki. Çok.
Yüzme özellikle sanırım bütün kasları. Bütün kasların ve eklemleri. Eklemleri hareket ettirdiği için yüzme çocukların özellikle hani boy uzaması ve sağlıklı kas gelişimi için çok gerekli olduğunu düşünüyorum ben. Siz sağlık çalışanı olarak ne dersiniz bilmiyorum. Çok mutlaka.
Çevremde gördüğüm ben izlediğim hayat tecrübemle söylüyorum tabii size bunu. Estağfurullah çok teşekkür ederiz bu konuda dikkati çektiğiniz için. Tabii ki burada en önemlisi sizin bahsettiğiniz arkadaşlarınızdan örnek alarak anne babanın eğitimli olması çok önemli. Bilinçli olması çok önemli. Hep deriz ya annelerin babaların kalbi daima doğruyu söyler.
Daima kalbimizi dinleyip çocuklarımıza o şekilde yaklaşacağız. Yani benim atalarımda kısa boyluluk vardı diye kenara çekilmeyeceğiz. Çünkü belki o da ataları da iyi bir sağlık hizmeti alabilseydi onlar da kısa boylu olmayacaklardı. Bu kısa boyluluğu yapan çeşitli nedenler var ve açlığı yapan da çeşitli nedenler var. Yani iştahsızlık iyi beslenememe sorununu yapan çeşitli nedenler var.
Bunların en başta gelen nedenlerinden biri enfeksiyonlar yani bulaşıcı hastalıklar ve özellikle de idrar yolu iltihapları çok fazla iştahsızlık yapan. Mesela tekrarlayan sonunum yolu hastalıkları, tekrarlayan bademcik iltihapları, geniz eti, çocuğun beslenmesini ve beslenme alışkanlıklarını bozduğu için veyahut da altta yatan bir alerjik zemin, mide barsak hastalıkları her nedense mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna başvurup nedeni bulunup
neden bu çocuk iyi beslenemiyor, çocuğumuz iyi beslenemiyor diye yardımcı olduğumuz zaman ancak soruna çözüm bulabiliyoruz. Çünkü hep diyoruz ya sorunu bir sökük gibi düşünüp o söküğü dikmek mi yoksa söküğü bırakalım yırtığa dönüşsün de yama mı yapalım? Biz yamayı... Bence dikmek çok daha mantıklı olur. Evet.
Çünkü her zaman yama tutmayabiliyor. Ondan sonra yama... Çok daha çirkin gözüküyor. Evet. Estetik olarak baktığınızda.
Evet. Özellikle idrar yolu iltihaplarında ve bütün hastalıklarda erken teşhis, erken tedavi çok daha kıymet kazanıyor. Onun için madem ki konu açlık, açlığın nedenleri arasında bazı hastalıkların olabileceğini, iştahsızlığın, boy uzamamasının nedenlerinden, nedenler arasında gene bulaşıcı demeyelim ama bazı hastalıklarının veya başka altta yatan hastalıkların olabileceğini veya mesela çok yaygın olarak görülen,
giderek daha yaygınlaşan inek sütü alerjisi, buğday alerjisi gibi hastalıkların da var olabileceğini ama iyi beslenme programlarıyla çocuklarımızın düzgün beslenerek hem kilo alışlarının düzene girebileceğini hem de boy uzamalarının normale dönebileceğini hatırlamakta yarar var. Aynı zamanda sadece beslenmediği zaman çocuk ne oluyor? Bir defa hırçınlaşıyor çocuk, aç kalan bir çocuk hırçın olur.
Tabii. Yani halk arasında huysuz denilen çocuklara dönüşüyor. Dolayısıyla arkadaşları ile iyi iletişim kuramıyor. Sosyal olarak arkadaşlarının dışa itiği kişiler haline dönüşüyor. Toplum dışında kalıyor.
Evet, yaşıtlarıyla aynı sınıfa paylaşırken zorlanıyor. Aynı okula giderken okul başarısı düşük oluyor. Hem sosyal nedenlerle hem de iyi beslenemediği için. Kavgacı olduğu için kimse onu oyuna almak istemiyor. Haklısınız.
Ne olacak? Bir defa gideceğiz, en yakın sağlık kuruluşuna başvuracağız ve bizim çocuğumuz niye iyi beslenemiyor o araştıracağız. Ve o sağlık çalışanlarının bulduğu sorunlar doğrultusunda çözüme, destek bularak onların sağlıklı beslenmesi ve sağlıklı büyümesi sağlanacak.
Bir de sevgili hocam dikkatimi çeken başka bir durum var. Anneler sanki çocukları kıtlıktan çıkmış gibi işte mutlaka yemesi gerekiyor zorla çocuklara yedirmeye çalışıyorlar. Çok teşekkür ederiz bu konuyu gündeme getirdiniz. Ve bence yapılan en büyük hatalardan bir tanesi de o diye düşünüyorum. Çünkü çocuk istemiyor.
Çocuğun istemeye istemeye ağzına anne tarafından tıkıştırılıyor yiyecekler. Bunu yemek zorundasın diyor. Yani çevremde çok görüyorum ben çok da üzülüyorum. Zorladığımız anda çünkü biliyorum ki çocuk etkiye tepki gösteriyor. Biz onu ısrarla yemesini anne olarak istediğimizde o da diyor ki ben yemek istemiyorum doydum.
İşte kafasını çeviriyor, tükürüyor, geriye verdiğinde kusuyor. Ama anne hala inatla çocuk kustuğu halde devam ediyor vermeye. Bu bence annelerin büyük bir handikapı diye düşünüyorum. Şimdi insanı çok çaresiz bırakan durumlar olabiliyor tabii yazık. Çocuk hasta olduğu için annesi diyor ki ah yazık beslenemiyor.
Halbuki hani denir ya hastalıklar gider huysuzluklar kalır. Hastalıklar sırasında çocuk olsun erişkin olsun herkes iştahsız olur. Bunu kabul edersek çocuğumuz hasta olduğu zaman ne yapıyoruz? Böyle bir masa hazırlıyoruz. Masanın üzerine özellikle çocuğumuzun sevdiği yiyeceklerle donatıyoruz.
Meyveler olsun, meyve suları olsun, kuru yemişler olsun. Ondan sonra onun sevdiği makarnalar, pilavlar. Yani aman o sırada çocuğum şunları şunları yesin diye sanki eskiden yediği alışkanlıkları değil. Gitsin gelsin hiç olmazsa atıştırsın aç kalmasın. Bir şeyler yesin istiyoruz.
Onlardan yesin o dönemde. O sırada ısrarcı olmayalım. Çünkü çocuk iyileştikten sonra şunu öğreniyor. Annem, büyüklerim tabak elinde benim etrafımda yemek yedirmek için dönerler öğreniyor. Ve çok hoşlarına gidiyor bu.
Bunu kazanmasınlar lütfen hastalıkların sonunda. Hastalıklar sırasında ben hasta oldum. Bütün insanlar hastalıklar sırasında iştahsız olur. Yemek yiyemezler. Ben de o sırada biraz az yedim.
Ama şimdi iyiyim. Tekrar normale döndüm. Eskisi kadar yemek yiyebilirim öğrensinler istiyoruz çocuklarımızdan. Ve ailelerinden. O sırada lütfen üzülmeyin.
Çocuğum yemiyor diye. Çocuğunuzun sevdiği bazen de abur cubur olarak bildiğimiz atıştırmalık gıdaları daha çok tüketsinler. Zarar yok. Ama şunu öğrenmesinler lütfen. Ben hastayken de iyiyken de annem benim yedirmek için çok uğraşır.
Çabalar. Tabak elinde etrafımda döner durur. Bazı anneler de çocuk oynuyor. Çocuk oyun sırasında çocuğun peşinden bir lokma bir lokma bir lokma çocuk neredeyse yakalayıp bir lokma ağzından koymaya çalışıyorlar. Ama çok büyük bir hata diye düşünüyorum ben.
Çocukların kişiliğini çok etkileyen bir olay o. Çünkü çocuğa diyoruz ki çocuk diyor ki ben doydum. Annesi babası hayır şu kadar daha yemen lazım diyor. Çocuk diyor ki ben doymuştum yani kendi bedenini biliyor çocuk da olsa. Tabii ki.
Mesela acıktığı zaman da acıktığını söylüyor. Yani artık anneler babalar deneyim kazandıkça çocuğun acıktığını, susadığını, işte uykusunu geldiğini. Konuşmasa bile anlaşılıyor. Çok rahat bir bebekler anlatıyor. Dinleyen aileler de anlıyor ve hemen uygulamaya geçiyor.
O zaman ne oluyor? Çocuk diyor ki annem babam bana güveniyor diyor. Yani işte acıktı ağladı hemen yemek veriliyor. Doydum dediği zaman tamam doydun mu doydum diye başını salladığı zaman ısrar edilmediği zaman. Aa demek annem babam bana güveniyor.
Yani ben artık büyüdüm. Doyduğumu anlayabiliyorum ve aileme anlatabiliyorum. Ama daha da önemlisi ailem de beni dinliyor. Bu çok muhteşem bir köprü oluşturuyor anne ve babayla çocuk arasında. Güven çünkü güven çok önemli.
Karşılıkla güven. Bütün ilişkilerde öncelikle ben diyorum bütün ilişkilerde üç tane sacaya var. Birincisi güven. İkincisi saygı. Üçüncüsü de sevgi olarak değerlendiriyorum.
Çok haklısınız. Belki hani bazıları birincisi sevgi sonra güven sonra saygı. Hiçbirini bir dediğiniz gibi bu bir sacayak bir tanesi kırıldığı zaman da denge bozuluyor zaten. Denge bozuluyor. Onun için bu dengeyi çok iyi kurmak lazım dediğiniz gibi.
Mesela hayır doymadım bir kaşık daha yede ne oluyor? Benim hatırım için ye annenin hatı için ye. Evet onu çok söylüyorum. Orada ne oluyor? Ben sana güvenmiyorum.
Güvenmiyorum. Senin doyduğuna inanmıyorum oluyor. O zaman çocuk diyor ki demek ki ben kendimi tanımıyormuşum diyor. Ve çocuğun kendine güveni öncelikle sarsılıyor. Çok kötü.
Çok önemli bir şey. Yani çocuğun temel güven duygusunu sarsmamak adına bile olsa çocuğumuzun o sırada doyduğunu kabul edip belki bir süre sonra böyle bir buçuk iki saat sonra bir kere daha beslemek lazım. Bazı insanlar var mesela az yıp sık yemek istiyor. Ben şöyle düşünüyorum annelere de çevremdeki küçük çocuğu olan arkadaşlara da söylüyorum diyorum ki çocuk işte yemek istemedi. Bir kez ısrar edin devam ederse ısrara o zaman sizi bırakın.
Çocuk gerçekten doymuştur. Evet. Bir kere ısrar edin. İkincisini de yapmayın. İkincisini de yaptığınız zaman çocuk tepki gösteriyor.
Çok güzel haklısınız. Bir kere ısrar edin çocuk eğer kararlıysa zaten kararında devam ediyordur. Evet. Doymuştur. Çok haklısınız.
Çünkü bir defa aile sofrasına oturmak çok önemli. Hep altıncı aydan sonra çocuklarımız aile sofrasına hatta doğumdan itibaren aile sofrasına alınabilir. Çocukların uyku saati değilse ama altıncı aydan itibaren çocuklarımız yavaş yavaş oturmaya başladıkları için aile sofrasında onların da masada yeri olsun mutlaka istiyoruz. Tabii kendi pusatlarının içinde olabilir. Kendi sandalyelerinde olabilir.
Ama mutlaka aile sofrasında çocukların yeri alması gerekiyor. Çünkü oradaki çocuk zaten hocam bir kayıt cihazı gibi. O kadar güzel seyrediyor ki herkese nasıl kim yemeği nasıl yiyor, yemekte neler yapılıyor hepsini görüyor. Aile sofrasına oturtulan çocuklar kendi başlarını yemeye başladıkları zaman benim de şöyle bir şey ciddi dikkatimi çekti. Çok daha titiz, çok daha düzenli yemek yiyorlar.
Çok haklısınız. Çatal bıçak kullanmayı öğreniyorlar. Kullanmayı çok daha iyi öğreniyorlar. Kaşık kullanıyorlar. Ve sofraya oturtulmayan çocuklarda kendi başlarını yiyen çocuklarda çok daha annelere göre çok daha pasaklı, çok daha bilinçsiz ve düzensiz oluyorlar.
Çocuk yemek yerken kaşığını doğru düzgün tutamıyor, üzerini kirletiyor, ağzına götüremiyor. Hep anneye muhtaç. Ama sofraya oturtulan, kendi başlarına, sofrada kendisine de bir kaşık çatal verilen çocuk küçük yaştan itibaren, 6 aylıktan dediniz ya siz. Evet. 1 yaşından itibaren çocuk zaten çatalı kaşığı tutmaya çalışıyor.
- 7. aydan itibaren bile izin verildiği zaman tutuyor ve o kadar güzel kaşıklar, çatallar var ki. Yani çatal olmasa bile kaşıklarla hiç olmazsa, döke saça da olsa çok güzel önlükler var her şeyden önce. Bebeklere, şöyle yemeğe oturduğu zaman. Mesela şu anda çok güzel meyveler var. O meyveleri küçük dilimler halinde önüne verip parmaklarıyla alıp ağzına götürmesi, dişlerini kaşıması, salatalık, havuç, salatalığı veya ekmek kabuğu veya simit bizim geleneksel yiyeceğimiz.
Evet. Bunları çocuğumuzun önüne koyarak küçük ekmek kabukları olabilir, küçük havuç parçaları, salatalık parçaları, yakında çıkan öbür meyvelerden elma, armut gibi meyveler şeftali çıkınca. Mutlaka bunları yavaş yavaş çocuğumuza eline verip el becerilerini geliştirmek amacıyla bunları kullanmasına ve ağzına... Ya sonra adabını da çocuk zaten bizden görerek öğreniyor değil mi? Yere bir örtü serilsin.
Üzerine de çocuğumuz çok güzel önlükler var. Çocuğa hatta bluz gibi giydirilebilir. Kollarını ve elbisesini, kıyafetini kirletmeyecek, lekeletmeyecek güzel şeyler giydirilerek çocuklarımıza lütfen bu konuda izin verelim. Bu günün her saatinde olmayabilir. Şimdi çalışan annelere babalara haksızlık yapmayalım.
Ben sabah kahvaltısında, öğle yemeğinde bunları yapalım demiyorum ama akşam yemeği çok kutsal bir yemek. Çünkü çocuğumuz... Kesinlikle. Bütün ailenin bir adı oldu. Evet, biz ailece bir araya geldik.
Ne güzel bak yemek yiyoruz. Çok güzel sohbet ediyoruz. Herkes gün içinde olan komik olayları anlatıyor. Gülüyoruz, oynuyoruz, fıkralar anlatılıyor. Ama ne oluyor?
O sırada radyo dinliyoruz. Sizin güzel türkülerinizi dinliyoruz. Televizyon seyretmiyoruz. Cep telefonlarını, telefonlarımızı, gazetelerimizi... Rafa kaldırıyoruz.
Çocuklarımızla geçireceğimiz bu ve ailemizle geçirdiğimiz bu çok özel saati. Çok zengin bir şekilde yaşayalım istiyoruz. Hep psikolog arkadaşlar ve çocuk psikiyatri arkadaşlar derler ki çocuğunuzla geçirdiğiniz sürenin uzunluğu değil, derinliğidir önemli olan derler. Yani bütün gün çocuğumuzla birlikte olabiliriz ama bir akşam sofrasının keyfini çocuğumuzla gün içinde yaşatamayabiliriz. Ama çalışan anneler, babalar ne yapıyor?
İşte hem iş hayatında üretken olup ülke ekonomisine katkıda bulunuyorlar onurlu ve ahlaklı işleriyle. Öbür taraftan eve gelip çocuklarıyla bir akşam sofrasını hazırlarken mesela çocuk biraz büyüdüğünde çatalları götürsün, çatal olmasa kaşığı götürsün, peçeteyi götürsün, tuzu biberi götürsün, biraz daha büyüyünce tabak, canak, bardak götürsün gibi aile hem paylaşmayı öğrensin, döküldüğü zaman etrafa zarar vermeyecek meyveleri götürsün, ekmeği götürsün.
O da üretken olduğunu hissetsin. Ben bu ailenin bir perdeyim ve ailemle beraber sofra kuruyorum. Akşam sofrasında benim de payım var, tuzum oldu. Öğrensin, bunun mutluluğu yaşasın. İnsanlar arasında en büyük mutluluk kaynağı üretken olmak.
Kesinlikle. En önemlisi yani. Çünkü kendisini değerli hisseder. Evet. Yani işe yarar hisseden insan.
Değerli hisseder, değerli hissettiği zaman da mutlu hissediyor. Sağlık çalışanlarının içinde bir araştırma yapılmış. Çalışmasının karşılığını aldığı ücretten çok kurtardığı hasta sayısı ve hastasına hizmet götürdüğünden duyduğu mutluluk onları ön plana çıkarıyor. Bu mesleğe devam ettirme amacı ve arzusunu yaratan ilme üretken olmak ve insan sağlığına verdiği katkı oluyor. Onun için bu sadece sağlık için değil.
Mesela öğretmenler de okuttukları öğrencilerinin başarılarıyla gurur duyarlar. Benim öğrencim falanca göreve atandı diye. Gözleri parlar. Ağızları kulaklarına kadar gülümserler. Bu her şeyde öyle.
Mesela çiftçilerimiz bu yıl üretimimiz çok iyi oldu. Çok güzel mahsul topladık. İşte şu kadar hasat mevsimde şunlar oldu diye hepimizi mutlu eden ürettiğimiz şeydir. Ve onun ülke ekonomisine, insanlığa katkısıdır ürettiklerimizin. Sevgili hocam programımızın sonuna geldik.
Farkında olmadan zaman uçup gidiyor. Ne kadar güzel. Son olarak eklemek istedikleriniz varsa onları alalım. Önümüzdeki hafta. Çocuklarımızın anne sütüyle beslenerek hayata başlamaları çok kıymetli.
Ama ondan sonraki dönemde de ek gıdalara geçiş döneminde de hem iyi beslenme, dengeli beslenme, etini, sütünü, yumurtasını, tavuğunu, baklagillerini, işte kuru fasulye, nohut, mercimek, tarhana, bulgur, yoğurt gibi geleneksel gıdalarımızı tüketme alışkanlıklarını kazanmaları, masa başında yani aileyle beraber yemek yeme ve en önemlisi kendilerini besleme alışkanlıklarını kazanmaları, hem kendilerine güven hem ailesine güven açısından çok kıymetli.
Teşekkür ederiz. Sevgili dinleyenlerimiz, bugün de programımızın sonuna geldik. Program konuğumuz, Sağlıklı Bebekler İçin Elele Derneği Başkanı, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız,
Doçent Doktor Fatma Nur Çakmaktı. Bu hafta sizlerle bebeklerin sağlıklı beslenmesi ve çocuk haklarından bahsettik. Önümüzdeki hafta dünya çocuk işçiliği ile mücadeleden bahsedeceğiz. Şimdilik hoşçakalın diyoruz. Ben Emine Ertürk Karahaslan, Teknik Basada Gülçin Çağlar.
Hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Hoşçakalın. Sağlıklı bebekler için el ele. Altyazı M.K.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.