Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük) 03 - (T)
Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük) 03 - (T)
Ruhsal Aşılar (Saygı_Sevgi_Dostluk_Dürüstlük) 03 - (T)
Çocuklara oyuncak paylaşımını izin alarak öğretmeyi, ev içinde kararlılık ilkesinin neden bozulmaması gerektiğini ve tepinerek ağlamaya seyirci olmamanın önemini kendi gözlemlerimden örneklerle anlatıyorum.
Bölümde neler konuşuldu
Çocuklara saygıyı erken yaşta öğretmenin en somut yollarından biri, eşya ve oyuncak paylaşımında izin almayı karşılıklı hale getirmek. İki çocuk bir aradaysa — kardeş olsun, arkadaş olsun fark etmez — birbirlerinin oyuncağını paylaşmak zorunda değiller. Paylaşmak istiyorlarsa birbirlerinden izin almaları gerektiğini öğretiyoruz: sen arkadaşının oyuncağıyla oynamak için ondan izin almalısın, o da seninkiyle oynamak için senden izin almalı. Misafirliğe giderken çocuğumuza hangi oyuncaklarını götürmek istediğini soruyoruz; gittiğimiz evde başka bir oyuncakla oynamak isterse o evin çocuğundan izin alıyoruz. İzin verilmezse "arkadaşın şu an oynamanı istemiyor, ama sen de güzel oyuncaklar getirmişsin, hadi onlarla oynayalım" diyoruz. Bu sırada aynı çocuk bizimkinin oyuncağını isteyebilir; o zaman da hatırlatıyoruz — demin sen izin vermemiştin, şimdi o da vermeyebilir. İki taraf da birbirinden izin almayı öğreniyor.
Kararlılık: anne babanın sözü bozulmaz
Çocuk eğitiminde en önemli ilkelerden biri kararlılık. Anne babanın istemediği bir şeyi bir başkasının — büyükanne, büyükbaba, bakıcı, hatta ben bir hekim olarak bile — çocuğa yaptırma hakkı yok. Bir çocuğun hastaneye yatması gerekiyorsa ve durumu ciddiyse, ailesi buna razı olmadıkça biz o çocuğa yardımcı olamayız; ailenin isteği doğrultusunda hareket eder, gerekirse yalnızca durumu anlatıp onlardan yazılı onay alırız. Çünkü bir çocuğun gerçek emanet edildiği kişiler anne babasıdır.
Bu tutarsızlık aile içinde de yaşanabiliyor: anne bir şeye izin verirken baba aynı şeyi yasaklıyorsa, çocuk hangisinin doğru olduğunu bilemez ve kafası karışır. Bu, karşıdan karşıya geçerken bir kararsız kalıp arabaya doğru gidip geri çekilmeye benziyor — kararsızlık kaza getirir. Çocuk, anne babasının olmadığı zamanlarda da onların istemediği şeyi yapmaması gerektiğini öğrenmeli; bir bakıcıyla ya da büyükanne büyükbabayla kaldığında bile şekerli bir yiyeceği almaması gerektiğini bilmesi, ona bu sınırın anne babası tarafından konduğunu ve bunu kimsenin sarsma hakkı olmadığını öğretmemizle mümkün oluyor.
Tepinerek ağlamaya seyirci olmayın
Bir buçuk iki yaş civarında bazı çocuklar istediklerini alamayınca kendilerini yere atarak, tepinerek ağlıyor. Bu davranışı mümkün olduğunca görmezden gelmenizi öneririm ki pekişmesin; ona güldüğümüzde ya da aşırı tepki gösterdiğimizde davranış güçleniyor. Burada güzel bir söz var: her oyuncunun bir seyirciye ihtiyacı vardır — lütfen seyirci olmayın. Çocuk tepinmeye başladığında kendinize bir meşgale bulup sırtınızı dönün, göreceksiniz bu alışkanlık zayıflayacak. Elbette çocuk gerçekten düşüp canı yandıysa bu farklı; ama sadece isteği karşılanmadığı için tepindiyse ilgilenmemek en doğrusu.
Bunu önemsememizin bir nedeni de şu: ağlayarak, bağırarak istediğini elde eden bir çocuk, benzer davranan çocuklarla arkadaşlık kuruyor — iki cambaz aynı ipte oynayamaz. Bu davranış kalıbı yaşla birlikte şekil değiştiriyor ve ileride kişi, huyu geçimsiz insanlara yakınlık duyabiliyor. O yüzden çocuklarımıza sevgi, saygı, dostluk, sabır aşılarken aslında onlara ileride sağlıklı ilişkiler kurabilecekleri bir temel kazandırmaya çalışıyoruz.
Övgü cezadan daha güçlü bir öğretmendir
Çocuklar genellikle dokuzuncu ay civarında, kaşığa hâkim olmaya başladıklarında, önce anne babalarını beslemeye çalışırlar. Bunu mutlaka kabul edin, teşekkür edin, hatta sarılıp övün: "artık beni beslemeye başladın" deyin. Çünkü bir çocuğa öğretebileceğimiz en büyük şeylerden biri üretken olma gücü ve bu, cezadan çok övgüyle gelişiyor. "Bunu yapmadığın için cezalandırılacaksın" demek yerine "bunu ne güzel başardın" demek çok daha etkili.
Aynı mantıkla çocuklara paylaşımı ve başkalarına saygıyı da örnekler üzerinden anlatıyorum: bir ağacı gereksiz yere kesmenin bir sürüyü gölgeden mahrum bıraktığını, otobüste bir hamileye ya da yaşlıya yer vermenin aslında birden fazla insana iyilik yapmak olduğunu, sirenini çalan bir ambulansa yol vermenin bir hayatı kurtarabileceğini anlatmak, çocuğa cezadan değil anlamdan hareketle saygıyı öğretiyor. Benlik duygusunu geliştirmek bencillik değil; kendine ve çevresine saygılı, üretken bir insan yetiştirmenin yolu budur.
Bölümün tam dökümü
Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Değerli Anne ve Babalar, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımızdan bu haftada merhaba diyoruz. Sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyüteceğimiz çocuklarımızdan sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum olmalarını hayal ediyoruz. Siz de bu hayalimize katılmak istiyorsanız radyo başına bekliyoruz efendim sizleri. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği ile birlikte yol alıyoruz programımızda ve yolculuğumuzda.
Dernek adına dernek başkanı doçent doktor Sayın Fatma Nur Çakmak bize eşlik ediyor. Her hafta olduğu gibi bu haftada hoş geldiniz merhaba diyoruz. Merhaba nasılsınız Ayşen? Teşekkür ediyorum siz değilsiniz umarım. Çok teşekkür ederim iyiyim.
Geçen hafta beni çok büyülediniz bir cümlenizle. Çok sahipsiniz. Siz öylesiniz dediniz ki çocuğumuza bize saygılı olmasını beklerken onun odasına kapıyı çalmadan girmemeliyiz diye bir mesaj verdiniz. Çok doğru bu çok önemli bir anne baba davranışı. Gerçekten de bunu çoğumuz ihmal ediyoruz.
Veyahut da bazen yeni yeni öğreniyoruz. Ama öğrendiğimiz anda uygulamaya başlarsak hiçbir şey için geç olmadığı gibi bunun için de geç değil. Çünkü nasıl ondan bizim odamıza girerken veya bizimle ilgili eşyayı alırken izin istiyorsak onunla ilgili eşyayı oyuncağı hatta oyuncağını kullanırken bizimle izin almamız lazım. Mesela evde iki kardeş var veya birkaç kardeş var. Kardeşlerden bir tanesi çok kıymetli bir bebeği var diyelim.
Öbür kardeşler onunla oynamak istiyor. Onunla oynamak için mutlaka bebeğin sahibinden izin almaları gerektiğini öğretmemiz gerekiyor. Bunun yanı sıra diyelim ki evimizdeki çocuğumuz tek çocuk ama misafirimiz geliyor. Benzer yaşlarda çocuğu olan misafirimiz geliyor. Veyahut da biz onları gezmeye gidiyoruz.
Arkadaşlarımızın çocuğuyla karşılaşıyor çocuğumuz. İstediği oyuncakları götürmesi konusunda bir defa çocuğumuzun onayını alacağız. Hangi oyuncaklarını götürmek istersini soracağız. Ondan sonra gittiğimiz evdeki, misafir olduğumuz evdeki çocuğumuzun oyuncaklarıyla çocuğumuzu oynamak isteyecek. İsteyebilir, istemeyebilir.
Ama isterse arkadaşından izin almamız gerekiyor diye gidip arkadaşından izin alacağız. Çocuğumuzla birlikte bu oyuncağını oynayabilir mi diye. Eğer misafir olduğumuz evdeki çocuğumuz izin verirse oynayabilirler. Ama ona da bizim kontrolümüzde oynamasını isteyecek. Siz ki zarar vermesin, kimse üzülmesin.
Veya çocuğumuz, misafir olduğumuz evdeki çocuğumuz izin vermeyebilir. Hayır ben senin onunla oynamanı istemiyorum diyebilir. Peki o zaman diyeceğiz. Ve çocuğumuza diyeceğiz ki bak arkadaşın oynamanı istemiyor. Ama senin çok güzel oyuncakların var zaten getirmişsin.
Hadi gel onlarla oyna. Tabii ki çocuklar arasında böyle bir hoş bir iletişim doğmuş olacak. O arada öbür çocuğumuz bizim çocuğumuzun şeyle oynamak isteyebilir oyuncağıyla. O zaman da diyeceğiz ki bak sen demin senin oyuncağınla oynamasına izin vermemiştin arkadaşına. Gel bakalım soralım izin veriyor mu?
Çocuğumuz izin verebilir, vermeyebilir. Vermezse kusura bakma demin sen vermemiştin o senin oyuncağınla oynamamıştı. Şimdi sıkı istemiyor. O da sana izin vermiyor. Belki biraz sonra oynayabilirsiniz diye ona da vermeyeceğiz.
Yani eğer iki çocuk bir aradaysa bu kardeş olabilir, arkadaş olabilir. Hiç fark etmez. İki çocuk bir aradaysa ikisi birbirinin oyuncağını paylaşmak durumunda değil. Her şeyden önce bilmemiz gereken bu. Eğer paylaşmak istiyorlarsa birbirlerinden izin alarak paylaşmaları gerektiğini çocuklarımıza öğretmemiz gerekiyor.
Yani sen arkadaşın oyuncağını oynamak için ondan izin almalısın. Ona oyuncağını vermek için de o senden izin almalıyı öğretmemiz gerekiyor. İki taraf da izin vermeli birbirleriyle oynamak için. Sayın Çakmak bu paylaşımla alakalı tabii yaş grubuna göre değişmekle birlikte daha küçük yaşlarda paylaşmayı yeni yeni öğreniyor diyoruz. Fikrinizi almak isterim bu konuda bir kitapta okumuştum.
Eğer ona verirsem oyuncağımı bir başkasına verirsem onu bir daha geri alamayacağım korkusu yaşadıkları yazıyordu. Bu olabilir ama sonuçta bak bu arkadaşın oyuncağı burada kalır biz götüremeyiz. Çünkü onu çocuklar çok sık yapmak istiyorlar yani gittikleri yerde çok beğendikleri bir şeyi alıp gitmek istiyorlar. Ama aileler buna izin vermiyorlar. Eğer izin veriliyorsa burada oynayabilirsin.
Ama bu bizim değil bu bizim cecimiz değil bunu burada bırakmak zorundayız. Bak bizim cecilerimiz evimizde gittiğimizde onlarla oynayabilirsin diye veya oyuncakların evimizde diye. Aileler bu konuda çok duyarlılar ve çok güzel yönlendiriyorlar. Peki hazır konu açılmışken bir ricada bulunalım bizi dinleyenlere. Şimdi çok yakınımız olsa da olmasa da kıyamıyorlar tabii ki küçücük çocuklar ama anne babalar zor durumda kalıyor.
Aman alsın alsın ne olacak yani alt tarafı şu alt tarafı bu. Aman diyoruz kaş göz hareketleri ya alsın olur mu öyle şey diye. Hani kimsen büyüklerse yaşça otorite de kurmaya çalışıyorlar üzerimizde ama bizim orada çocuğa aşılamaya çalıştığımız şey çok başka. Bu konuda ısrar da etmemek lazım. Doğru kesinlikle burada çocuk eğitimindeki çok önemli bir konuyu gündeme getirdiniz Ayşen'cim.
Kararlılık çocuk eğitiminde çok önemlidir. Sınırlı olmak ve kararlı olmak. Yani bu benim cecim istediğim kadar bunu oynayabilirim. Bozabilirim de yıkabilirim de üstüne bir şeyler yapıştırabilirim de rengini değiştirebilirim de gibi. Kendi özgürlüğünü verebileceği bir oyuncağı var.
Ama başkasının oyuncaklarına veya başkasının eşyasına bunları yapamayacağını da öğretiyoruz. Yani sınırlı olmasını öğretiyoruz. Bu benim bu senin kavramını veriyoruz. Ama bu arada burada en önemlisi çevrenin ve annenin babanın bu tutumlu davranışını koruması gerekiyor. Çünkü bir çocuğun en büyük serveti annesi babasıdır.
Anne baba ne isterse o yapılmalıdır. Anne babanın istemediği durumlarda çok hasta bir çocuk görsek bile biz çocuklarımıza yardımcı olamayız. Yani anne baba izin veriyorsa ancak yardım edebiliriz. Tekrar tekrar bunu konuşuyoruz. Bir çocuk hastaneye yatması gerekir.
O kadar ağır hastadır. Ama annesi babası hayır biz yatırmak istemiyoruz derse biz çocuğumuzun durumunun ciddiyetini aileye anlatırız. Ama aileden imza alırız. Ben yatırmak istemiyorum doktorumun önerisine diye. Çünkü bir çocuğun gerçek emanet edildiği kişiler anneleri babalarıdır.
Ve işte kararlılık prensibi burada başlıyor. Annesinin babasının istemediği bir şeyi çocuğumuza yapmak çocuğumuzun kafasını karıştırır. Nasıl karıştırır? Trafikte gidiyoruz. Karşıdan karşıya geçeyim mi geçmeyeyim mi?
Geçsem mi diyoruz? Adımımızı atıyoruz. O sırada karşıdan gelen araba biraz yavaşlıyor. Ama biz fikrimizi değiştiriyoruz. Geriye çekilip kaldırımda duruyoruz.
Sonra fikrimizi tekrar değiştirip tekrar caddeye atıyoruz kendimizi ve kaza oluyor. İşte çocuk eğitiminde de böyledir. Biri öyle der biri başka bir şey söylerse çocukların kendi iç dünyalarında karmaşa yaşarlar. Hangisinin dediği doğru? Acaba caddeye çıkmam mı doğru?
Yoksa kaldırımda durmam mı doğru? Gibi çocuk çelişki içinde kalır. Ve kararlılık prensibi bozulmuş olur çocuk eğitimindeki. Bu bazen anne baba arasında da olabiliyor. Mesela anne aman canım ne olacak küçücük çocuk diyor veya tam tersi baba diyor aynı şeyi.
O zaman iki ebeveyn arasında çocuk kaygı duyuyor. Acaba annemin dediği mi doğru babamın dediği mi doğru diye. Çocuklar bu konuda annem de babam da benim için en iyi düşünüyordur. Annemin babamın istemediği bir şey onlar yokken bile yapılmaz öğrenmesi gerekiyor. Tıpkı mesela bir bakıcı teyze veya büyük annelere büyük babalara çocuğumuzu emanet edip işe geliyorsunuz.
O sırada çocuk bilecek ki annem yokken de babam yokken de ben bunları almamalıyım. Mesela şekerli sakız çiğnemem veya şeker yemem. Annem olsa da olmasa da babam olsa da olmasa da. Çünkü onlar onun benim sağlam için uygun olmadığını bana söylediler. Ben onlara güveniyorum.
Bunu kimsenin sarsmaya hakkı yok. Hiçbirimizin en yakın ebeveynler büyük ebeveynler olsa bile hiç kimsenin bakıcı teyzelerin. Çünkü sonuçta anne babaya emanet edilen bu çok değerli yavrumuz bir başkasına emanet ediliyor. Onun için onları hepimizin korumamız ve annenin babanın isteği doğrultusunda onlara yardımcı olmamız gerekiyor çocuklarımıza. Peki paylaşma duygusu nasıl verilir çocuğa Sayın Çakmak?
Bilhassa tek çocuk olduğu zaman sıkıntı yaşandığı söyleniyor. Hatta çevre hep der ki yok yok çocuk tek olmaz. İki tane olmalı gibi. Doğru bu. Çünkü tartışmanın, paylaşmanın, uzlaşmanın sevgiyle ve saygıyla yürütüldüğü en güzel ortamlar aile ortamları.
Annesinin babasını zaman zaman tartıştığını da görüyor çocuğumuz. Çünkü hepimiz insanız. Mesela eve bir eşya alınacak. Hadi bunu mu alalım şunu mu alalım yok kırmızı koltuğu alalım mavi koltuğu alalım. Anne baba kendi aralarında karar verme aşamasına gidiyorlar.
Yani bunu ciddi bir tartışma değil ama sonuçta anne baba farklı düşüncelere sahip. Çocuğumuz bunu görüyor. Anne baba birbirlerini çok seviyorlar çok sayıyorlar. Ve bu konuda uzlaşmaya gitmeye çalışıyorlar. Öğreniyor ve uzlaşılıyor da sonuç olarak.
Aynı şey kardeşler içinde de oluyor. Çocuklardan bir tanesi bir oyuncağı istiyor. Ömrü de aynı oyuncağı istiyor o zaman kimin oyuncağı ise kardeşinden izin al. Eğer izin veriyorsa oynayabilirsin. Yok kardeşi izin vermiyor o zaman sen git kendi oyuncağınla oyna diyoruz.
Ama o zaman kardeşi gittiğinde ve onunla oynamak istediğinde sen de kardeşinden izin alacaksın. Çünkü demin ablan abin senden izin almıştı diyoruz. Böyle böyle bunlar bir defada olan şeyler değil. Tıpkı bizim anneliği babalığı öğrenmek için her gün yeni bir şey çocuğumuzdan kavradığımız gibi. Onlar da bizden ve birbirlerinden çok şey öğreniyorlar.
Kardeş olmayı öğreniyorlar her şeyden önce. Ve paylaşırken bazı şeyleri paylaşmayı bazılarını da paylaşmamayı öğreniyorlar. Arkadaşlarıyla da aynı şey. Okula gidiyor çocuğumuz. Arkadaşı ona bir hediye veriyor.
Bu hediyenin maddi değeri olabilir olmayabilir. Mesela kendi çizdiği resmi veriyordur arkadaşına. Gerçekten severek isteyerek mi verdi yoksa öbürü birazcık baskı yaparak mı verdi mesela. Bazı çocuklarımız biraz ağlamaya yatkın oluyorlar. Biz bu çocuklarımızın ağlama veya özellikle bir buçuk iki yaş gibi tepine tepine ağlamaya başlıyorlar.
Hatta kendilerini yerlere atarak ağlıyorlar. Biz bu davranışların mümkün olduğu kadar görmezden gelinmesini istiyoruz ki pekişmesin. Çünkü eleştirdiğimiz zamanda veyahut da kendimizi tutamayıp bazen çok komik şeyler oluyor. Güldüğümüz zamanda o davranışı pekişmiş oluyor. Bu durumlarda çok güzel bir söz var.
Her oyuncunun bir seyirciye ihtiyacı vardır. Lütfen seyirci olmayın deniyor anne babalara. Lütfen tekrar edelim mi? Her oyuncunun bir seyirciye ihtiyacı vardır. Lütfen seyirci olmayın.
Çocuk tepinmeye başladığı zaman derhal kendinize bir meşgale bulun ve sırtınızı dönün. Göreceksiniz tepine tepine ağlama alışkanlığından vazgeçecek. Ama tabii ki diyelim ki çok canı yanan bir olay oldu. Yani çocuğumuz düştü bir yere elini sıkıştırdı. Canı çok acıdı o zaman tepine tepine ağladığında onu görmezden gelmeyeceğiz.
Ama ufak düşmelerde, çarpmalarda veyahut da canı bir şey isteyip abisinin ablasının oyuncağını isteyip vermedikleri zaman tepine tepine ağladığında derhal kafamızı başka bir yöne çevireceğiz. Kendi işimize meşgul olacağız ki bu davranışı pekişmesin. Bu davranışı alışkanlık haline gelmesin. Bunu neden istiyoruz?
Çünkü her istediğini ağlayarak yaptıran, tepine tepine yaptıran bir çocuk olmasını ister miyiz yavrumuzu? Hiçbirimizi istemeyiz. Ondan daha önemlisi belki de böyle davranan çocuklar böyle davranan çocuklarla arkadaş oluyor. Tepine tepine ağlayarak istediklerini yaptıran bir çocuğu arkadaşı da tepine tepine ağlaya ağlaya bağıra bağıra istediklerini yaptıran çocuklar oluyorlar. İki cambaz bir ipte oynamaz ne yapacağız?
Ondan sonra bu çocuklar maalesef uygun olmayan arkadaşlıklar başlıyor. Yani sağlıklı ilişki yok çünkü ortada ve sağlıklı ilişkiler bunlar yaşla beraber boyut değiştiriyor. Çocukken tepine tepine istediklerini yaptıran arkadaşlar ediniyorlar. İleri yaşlarda kız arkadaşlarını, erkek arkadaşlarını veya sınıf arkadaşlarını seçerken çok iyi huylu olmayan, geçimi zor olan kişilere daha çok ilgi duyuyorlar. Çünkü kendileri de öyle olduğu için ancak ilişki kurabildikleri kişiler, öğrendikleri davranış biçimleri bu olduğu için bu tür çocuklarımızla ve gençlerimizle arkadaşlık başlıyor.
Ondan sonra işte hep kaç programdır sizin sevgi, saygı, sabır ve dostluk aşılayalım çocuklarımıza programınızla ki arzu etmediğimiz davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Ondan sonra birbirlerine şiddet uygulamalar, hiç arzu edilmeyen sonlarla maalesef gazete haberlerine dönüşüyor olaylar veya televizyon haberlerine dönüşüyor. Hepimiz bunu değil tanık olmaya hayal bile etmek istemiyoruz bu tür davranış biçimlerini. Onun için çocuklarımızı yetiştirirken bunun bir günlük olmadığını hepimiz bilincindeyiz ve çocuğumuza sevgi, saygı, dostluk ve barış ve sabır duygularını ekerken onu yarına hazırlamaya çalışıyoruz.
Aslında yapmaya çalıştığımız şey tıpkı bebeğimizi anne sütüyle beslerken bedeni sağlıklı olsun, onu ileriki dönemde beslenme sorunlarıyla bocalamaktan kurtaralım der gibi. Çocuğumuza banka hesabı açarken çocuğumuza sağlık bankasında hesap açmanın çok daha kıymetli olduğu bilincinde olduğumuz gibi, onun beden sağlığında anne sütüne, ek gıdalara, aşılara ihtiyacı olduğu gibi ruh sağlığında da sevgiye, saygıya, dostluğa, dayanışmaya ve sabra ihtiyacı olduğunu öğretmemiz gibi
onun sağlık bankası hesabını oldukça yüksek ve zengin tutmaya çalışıyoruz ki, yarın öbür gün bizden ayrıldığında, tek başına yaşamaya büyük bir insan olduğunda, tek başına yaşarken karşılaştıkları güçlüklerle, insani değer yargılarıyla başa çıkabilsin, öfkesinin esiri olmasın, barışçıl çözümler üretebilsin, dostça çözümler üretebilsin, üretken bir insan olmanın mutluluğunu, saygılı, sevgili bir insan olmanın mutluluğunu yaşasın.
Çünkü çocuklarımız ne yaparsa yapsın Ayşe Hanım'cım, onlar bizim başımızın tacı. Bizim çabaladığımız şey herkesin başının tacının olması yavrularımızın. Onlar saygın insanlar olsunlar. Şimdi bir restorana gidiyorsunuz veyahut da bir toplum içinde giriyorsunuz otobüste, bir çocuk avaz avaz bağırıyor. Annesi babası diyor ki bak etraftan kızacaklar.
Yok etraf kızmaz, niye kızsın yani bir çocuğa niye kızılsın? Bir çocuğun ihtiyacı var ki ağlıyor. Asıl kızdığımız şey bunun etraftan kızılacak diye algılanıyor olması. Çocuğumuzu öyle bir eğitim veriliyor olması. Etraf kızacağı için değil, etrafı rahatsız etmemelisin yavrum.
Sen bir ağaç keserken bir sürüyü gölgeden mahrum ediyorsun yavrum. Öğretmeye çalıştığımız şey o. Bu ağacı kestiğin için şu kadar cezalanacaksın değil. Bir hamileye yer verdiğin zaman bir anneye ve yavrusunu belki ikizleri olan, üçüzleri olan bir hanıma yani dört kişiyi sağlığına kavuşturuyorsun yavrum mesajı vermeye çalışıyoruz. Sen kendine saygılı oluyorsun birinci derecede.
Ki başkalarına saygı göstermeyi biliyorsun yavrum. Sana teşekkür ederiz diyoruz. Ve bu tür davranışları yaptıkça mesela çocuklar çok hoş bir tane yemek yerken, kendileri yemek yerken kaşıklarını tutmaya başladıklarında yaptıkları en belirgin davranışlardan birisi annelerini babalarını beslemeye başlarlar. Doğru. Ve bu genellikle dokuzuncu ay civarında olur.
Çünkü ancak kaşığa sahip olmaya başlamıştır. Biz de deriz ki lütfen onların verdiğini alın, mutlaka alın. Çünkü almak kadar vermek de olduğunu gene aile içinde öğrenecek. Siz veriyorsunuz onu, dokuz ay boyunca siz verdiniz, beslediniz sevgili anne babalar. Çocuğunuz da size bir kaşık yemeğinden ikram ediyor.
Lütfen bunu alın ve hemen teşekkür edin. Hatta sarılın, öpün. Artık sen o kadar büyüdün mü, beni beslemeye mi başladın diye onu övün. Çünkü hayatta verilen en büyük ilme yani üretken olma gücü cezadan çok övgüdür. Yani bir çocuğa sen şunu yapmadığın için seni cezalandırıyorumdan daha etkili yöntem.
Aa ne kadar güzel bunu başarabiliyorsun. Aa harika bak artık yürümeye başladın. Bak kendi kendini beslemeye başladın. Kadar bir çocuğu yüreklendiren, onu taltif eden ve onu yücelten bir şey olamaz. Ve ben bu konuyu açmışken bir şey daha rica edelim bizi dinleyenlerden Sayın Çakmak.
Alpçınar da bir ara elinde ne iyi varsa artık o an paylaşmak istiyor. Büyüklere ikramda bulunuyor. Ben yemiş kadar oldum benim adıma da sen ye diyorlar. Doğru. O da kıyamadıkları için.
Doğru. Ama o ısrarla yine vermek istiyor. Ben de Alpçınar işte sizinle bunu paylaşmak istiyor. Lütfen kabul eder misiniz diye teşvik etmeye çalışıyorum. Çok güzel.
Bu da paylaşım öğretmenin bir parçası olması lazım. Mertesem. Bu sefer ne yapacak çocuk hiç kimse bunu almazsa? Tabii. Diyecek ki tamam vermeme gerek yok zaten kimse almıyor bu benim.
Tabii öyle öyle öğreniyorlar ve gene çocuk eğitiminde bir kural var. Üçlü bir kural. Çocuğu gözleyin, izleyin ve onun yaptıklarını değerlendirin diye. Şimdi siz çok güzel gözlemisiniz. Alpçınar bir şey ikram ediyor.
Ama alındığı zaman mutlu oluyor. Çünkü Alpçınar bugüne kadar onu öğrendi. Herkes onu besledi. O da beslemeyi öğrendi. Yani elindekini vermeyi öğrendi.
O zaman ben alıyorum. Karşımdaki de almalıydı öğrenmesi için. Alındığı zaman mutlu oluyordu. Çünkü o haz gözlerinden okunuyor. Sizin dediğiniz gibi yeter ki izleyin buna niyet edin yürüyorsunuz.
Ve onun yaptığını iyi değerlendirin. İyi yorumlayın yani. Mesela çocuk bebek daha. Yani kırkı çıkmamış bebekler inanın. Şimdi farklı araçlar geçiyor.
Hepsine ayrı tepki veriyor. Mesela normal bir araç geçerse biraz daha az bir tepki veriyor. Ondan sonra motosiklet geçerse farklı. Kamyon geçerse farklı. Ambulans ifaya geçerse farklı.
Onun için çocuklarımızın her yaptığını anlatıyoruz. Böyle tepki verdim. Araba geçti. Ambulans geçti. Ambulans deyince şimdi herkese saygı diyoruz ya.
Önce kendimize saygıyla başlıyoruz. Bebeğimize saygı. Ve orada kendine saygıyı öğretiyoruz. Ve çevresine saygıyı da işte paylaşarak etrafa mesajlarını dikkatle izleyerek öğretiyoruz. Çok üzücü bir olay.
Geçenlerde bir ambulansta aynı trafikte gidiyorduk. İnanamayacağım yani rüyama girdi inanır mısınız Ayşe Hanımcığım. Şeyde ambulansa rüyada yol verdiğimizi görüyordum rüyamda. Çünkü ambulansa yol verilmedi. Yani bir ambulans sirenini çala çala gidiyorsa çok acil bir hastanın ambulans içindeki bir hastaya yol vermeyi maalesef ihmal edecek kadar
kendimizi dinler olmaktan kaygı duyuyorum ben toplumumuz adına. İyiye layık kavramıyla çalışmamız gerekiyor. Sayın Çakmak bu hafta da süremiz bitti. Aklıma şu iki kavram geldi. Benlik ve bencillik duygusunu karıştırmamamız lazım.
Sizin bu söylediklerinizde benlik duygumuzu geliştirelim ki birbirimize ışık olabilelim. Güzel yansımalar gönderebilelim. Ve bu programın mesajı olarak ne demiştiniz? Her oyuncunun bir seyirciye ihtiyacı vardır. Seyirci kalmayın ama hangi durumlarda çocuğumuzun olmaması gereken bir şeyi elde etmek arzusuyla eğer çok fazla ağlıyorsa,
tepiniyorsa seyirci kalmayınız desek doğru olacak sanırım. Çok haklısınız ama bebeğimizi dinleyeceğiz, dinlerken duyacağız, bakarken de göreceğiz aynı zamanda. Çok hoş. Haftaya görüşmek ümidiyle diyorum Sayın Çakmak. Değerli anne ve babalar, sağlıklı bebekler için el ele derneği başkanımız,
çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımız doçent doktor Sayın Fatma Nur Çakmak. Bir kere daha teşekkür ediyoruz. Önümüzdeki hafta bakalım neler konuşacağız. Mikrofonda ben Ayşe Bilgici Yücel. Görüşünceye dek her şeyin gönlünüzce olmasını diliyoruz efendim.
Hoşçakalınız. Sağlıklı bebekler için el ele.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.