Kadınlar Günü
Kadınlar Günü
Kadınlar Günü
Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle annelerin ve kadınların eğitiminin çocuk yetiştirmedeki yerini, evde şiddetin çocuk üzerindeki izlerini ve aşırı korumacılığın çocuğu nasıl güçsüzleştirdiğini anlatıyorum.
Sayfa yükleniyor.
Kadınlar Günü
Kadınlar Günü
Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle annelerin ve kadınların eğitiminin çocuk yetiştirmedeki yerini, evde şiddetin çocuk üzerindeki izlerini ve aşırı korumacılığın çocuğu nasıl güçsüzleştirdiğini anlatıyorum.
Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bütün annelere, anne adaylarına ve kendini çocuklara adamış herkese sağlıklı günler diliyorum. Sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak bunun önce anne, sonra baba eliyle olduğunu düşünüyorum; ama babaları da haksız çıkarmak istemem, çünkü çocuğunun büyümesi karşısında duygulanan, ona kıyamayan nice kıymetli baba tanıdım. Bir baba benimle ilk tanıştığında "bana öyle şeyler söyleyin ki çocuklarıma zarar vermeyeyim" demişti; kızı büyüyüp genç kız olduğunu söylediğimde ağlamaya başlamıştı. Böyle duyarlı babaları yetiştiren de yine anneler oluyor.
Kadın önce anadır; bu yüzden Dünya Sağlık Örgütü'nün ve çeşitli sağlık kuruluşlarının genç kızların eğitimine yönelik özel programları var. Erkek çocuğu olan ailelere özellikle şunu söylüyorum: erkek egemen bir toplumda erkeklerin kadına nasıl davranacağını en çok yine anne öğretiyor. Çocuklarınıza duyarlılığı öğretin, kadına saygıyı öğretin; önce size saygı duysunlar, sonra bütün kadınlara saygı duysunlar. Bir araştırmaya göre aile içinde şiddet gören çocuklar büyüyünce sıkıştıkları anda aynı davranışı gösterebiliyor, hatta bunu normal karşılayabiliyorlarmış. Çocuğun beyninde bizim algıladığımız acı da sevinç de kat kat büyüyerek yer ediyor; küçük bir tokadın fiziki acısı geçse de ruhsal izi kalıyor. Kreş öğretmeni bir arkadaşımın anlattığı gibi, anne babası arasında sürekli çekişme olan iki buçuk yaşındaki bir çocuğun arkadaşlarını ısırdığını, ittiğini, vurduğunu gördüm; çocuk evde gördüğünü oyun sanıp tekrar ediyordu. Bu yüzden çocuklarımızın yanında ne psikolojik ne fiziki şiddete yer verelim; sesimizi yükselttiğimiz anda bile çocuk bize "bağırma" diyerek bizi ikaz ediyor.
Her çocuğu, bizden olsun ya da olmasın, kendi çocuğumuz gibi görüp ona iyiyi ve güzeli yaşatmak insanlığın en büyük borcu diye düşünüyorum. Ama bunu yaparken bir öğretmen arkadaşımın anlattığı gibi bir hataya düşmeyelim: bazı anneler bütün gün okulda çocuklarıyla beraber duruyor, teneffüste çocuğa ceketini giydiriyor, terini siliyormuş. Bu kadar koruyucu ve kollayıcı olmaya gerek yok; çocuklar konuşmaya başladıkları andan itibaren zaten ne istediklerini, nasıl hissettiklerini bize anlatabiliyorlar. Koruma adına onların yapabileceklerini onların yerine yapmak, bence anne baba olarak yaptığımız en büyük hata. Sırtı terlediğinde ne yapması gerektiğini öğretmek lazım, onun yerine terini silmek değil.
Çocuklarımızı Ayşecik, Fatmacık, Ahmetcik diye küçültücü lakaplarla çağırmak yerine adlarıyla, değerli birer birey olarak görmemiz gerekiyor. Doğan Cüceloğlu hocamızın dediği gibi, bir insana verilecek en büyük ceza ona acımaktır. Hastalığı olan çocuklara bile yaşıtlarından ayrı, özel muamele yapmamayı öneriyorum; kendi kendini korumayı, kendi işini görmeyi öğrensin ki özgüveni ve özsaygısı artsın. Bizim görevimiz öğretmen değil danışman olmak: izleyelim, hatalı davrandıkları yerde uyaralım, sordukları zaman doğru cevap verelim, bilmiyorsak araştırıp öğretelim. Çünkü çok fazla koruduğumuz çocuk kendisi için hiçbir şey yapmaz hale geliyor, her şeyi başkasından bekleyen bir yetişkine dönüşebiliyor. Sağlıklı bir toplum istiyorsak çocuklarımıza kol kanat olalım, ama onların yapabileceklerini onların yerine yapmayalım.
Müzik Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Müzik Müzik Müzik
Müzik Müzik Müzik Müzik Değerli anne ve babalar, sizde en kıymetli varlıklarımız, çocuklarımızın sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir şekilde büyümesini arzu ediyorsanız,
sağlıklı nesiller dolayısıyla sağlıklı bir toplum hayal ediyorsanız, gelin hep birlikte bu hayali gerçekleştirelim. Bunun için önce çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımıza kulak vermenizi tavsiye ediyoruz. Program boyunca merak edilenleri biz soruyoruz. Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak cevaplıyor. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programı başlıyor.
Ben Emine Ertürk Karaaslan, Teknik Basada Cemre Akbulut, hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanımız, Doçent Doktor Fatma Nur Çakmak stüdyomuzda. Hoş geldiniz sevgili hocam. Merhaba, nasılsınız Emine Hanım?
Teşekkür ederim, sizleri gördük, daha iyi olduk. Sizin olmaktan çok mutluyuz. Çok teşekkür ederiz bize verdiğiniz destekten dolayı. Biz de size teşekkür ederiz. Bu vesileyle iki gün gecikmeli olsa da bütün annelerin, anne adaylarının ve kendisini çocuklara adamış olan herkesin Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyorum.
Tabii ki bu programda çok emeği geçen kişi olarak en başta sizi ve kurumunuzdaki bütün arkadaşlarımızı da kutluyorum. Sağlıklı, mutlu. Çok daha güzel günler diliyorum. Amin inşallah, teşekkür ederiz. Sevgili hocam, siz biraz önce Dünya Kadınlar Günü'nü kutladınız.
O zaman ben de bu haftaki programımızı kadınlara ayıralım diye düşünüyorum. Kadınlar üzerine konuşalım. Anneler de bir kadın olduğuna göre, annelerin eğitimine, kadınların eğitiminin ne kadar önemli olduğuna çocuk eğitimi için. Çünkü biraz önce programın başında dedik ya, sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak, sağlıklı nesilleri önce anne, sonra baba sayesinde sağlıklı bir toplum olarak yetişmesinin öneminden bahsederek,
en önemlisi çocuk yetiştirmede anne olduğunu düşünüyorum ben. Yani bunu bütün dünyada... Ben babalara haksızlık edemeyeceğim. Çünkü öyle kıymetli babalar var ki, şimdi büyük Atatürk'ü anmadan edemeyeceğim. Şu sözüyle de tekrar kadınlarımıza sevgili Atatürk'ün mesajını iletiyorum.
Büyük başarılar kıymetli anaların yetiştirdikleri seçkin evlatlar sayesinde olmuştur demiş sevgili Atatürk. Buna benzer müsaade ederseniz birkaç cümle daha söyleyeyim. Şimdi kadını tek başına kadın olarak yorumlamak da ne kadar doğru. Veyahut da... Kadın önce anadır.
Ana, doğru. Her şeyden önce ana. Çok ilginç bir şey. Dün bir olay yaşadım. Bir babayla sohbet ediyorduk kızı hakkında. Kızının bazı sorunları olmuştu. Ben dedim ki kızınız genç kız oluyor.
Ondan sonra baba ağlamaya başladı. Niye hocam? Kaybetmek istemiyor mu? Çocukluktan çıksın istemiyor. Çocuğunun bu kadar hızlı büyümüş olmasından... Zaten beni çok etkileyen babalardan biri.
Çünkü benimle ilk tanışmasında demişti ki... Bana öyle şeyler söyleyin ki çocuklarıma karşı hata yapmayayım. Çocuklarıma zarar vermeyeyim. Ne kadar hassas. Çok. Çok duygulu ve duyarlı.
Gerçekten de. Şimdi kızınız genç kızla adım atmış deyince ağlamaya başladı. Ve dedi ki... Kız çocuklar çok farklılar. Çünkü daha onlar doğuştan itibaren analığı alarak geliyorlar dünyaya.
Ve bir babanın böyle gözleyerek bu şekilde yaklaşarak gelmiş olması çocuk için çok büyük bir şans. Yani hele hele bir kız çocuğu için en büyük zenginlik. Ben de bu meseleyle babamı rahmetli anlıyorum. Çünkü ben her zaman ağlayan bir babanın kız çocuğu olmaktan gurur duymuşumdur. Ben babamla 8 yıl yaşama şansını yakalayanlardan...
Tabii çocuk babalarıyla... Çok erken kaybedecek. Babalarıyla bu kadar yaşamayan çocuklarımızın olduğu bir dünyada hamileyken ne yazık ki şu ara çok fazla gencimizi kaybediyoruz. Ve maalesef onların gencecik eşleri dul kalıyor. Bazıları da maalesef daha hamileyken bebeklerini kucaklarına alamadan kaybediliyor bu gençlerimiz.
Bu çocuklarımıza baktığımızda ben gene de şanslı azanlık tanım. Çünkü babamın bana ne kadar değer verdiğini hatırlıyorum. Babamın bizim yanımızda duygulanıp ağladığını biliyorum. Ve geçen çok hoş gene bir gazetede Sayın Ayşen Gruda'nın bir sözünü okudum. Erkekler ağlamaz değil erkeklere ağlamayı öğretmeliyiz diye.
Gerçekten de demin bahsettiğimiz o babada olduğu gibi çocuğunun büyümesi karşısında duyduğu sevgi, heyecan, mutluluk... Çocuğunun yaşayacağı büyük sorumluluğa karşı ona kıyamama duygusunun getirdiği gözyaşlarıyla yetişen babaları yetiştirmek gene anaların görevi oluyor. Kesinlikle. Öyle olduğu için de ana çok önemli. Ve bunu herkes farkında.
O nedenle de Dünya Sağlık Örgütü'nün ve çeşitli sağlık kuruluşlarının, çocuk sağlığı kuruluşlarının özel eğitimleri var. Ana eğitimi üzerine, daha genç kızların eğitimi üzerine. Daha çocuklarımıza, genç kızlıklarından itibaren kız çocuk olmayı ve çocuklara eğitim vermeyi öğretiyoruz. İşte bunu yapanların en başında gelenler sizsiniz. Siz değerli basın yayın mensupları, siz çok kararlı bir şekilde bu programa yıllardır gönül veriyorsunuz.
Neden? Çünkü anaların ve babaların ve ana baba adaylarının eğitimine destek verdiğiniz için. Faydalı olmak istiyoruz tabii ki. Bir tuğla da biz koymak istiyoruz eğitime. Evet, kesinlikle hepimiz.
Umarım bu koyduğumuz tuğlalardan faydalı olmuşuzdur diye düşünüyorum. Dinleyenlerimiz faydalanıyordur. Çünkü gerçekten eğitim bir bütün, çok kapsamlı bir bütün. Anneyle, babayla başlıyor. Ondan sonra öğretmenle, çevreyle, büyük anne, büyük baba, teyze, hala, dayı, bütün çevremizde kim varsa onların hepsi bundan bir nasip alıyor.
Niye? Çünkü çocuk herkesten bir şeyler öğreniyor. Herkesten bir iyi ya da kötü bir şey öğreniyor. Ben özellikle erkek çocuğu sahip olan arkadaşlara diyorum ki, arkadaşlar bayan olarak sizin erkeklerin eğitiminde, toplumun değişmesinde, hani deriz ya bu erkek egemen toplum.
Erkekler kadınlara niçin şiddet uyguluyor? Bunu yetiştiren bir anne, katkısı olan yine en çok anne diyorum. Lütfen çocuklarınıza duyarlılığı öğretin. Kadına saygıyı öğretin. Önce size saygı duysunlar.
Sonra bütün kadınlara saygı duysunlar. Saygıyı öğretin, sevgiyi öğretin. Yani çünkü baktığınız zaman kadınlara şiddet uygulandı. Niye Dünya Kadınlar Günü ilan edilmiş? Şiddet gören kadınların daha ziyade haklarını savmak adına.
Ben o açıdan değerlendiriyorum. Ve kesinlikle şiddet gören kadınların, kadınlara şiddet uygulayanların annelerinde var hata. Onlar büyük hata yapmışlar ki çocuklarını o şekilde yetiştirmişler. Kadına saygı duymamış, kadına saygı duymayınca da saygı olmayınca bana göre hiçbir şeyden söz edemeyiz. Bununla ilgili bir araştırma var Eminancığım.
Aile içinde şiddet gören çocuklarımız büyüdükleri zaman. Sıkıştıkları anda şiddet uygulardır. Yani maalesef bunu öğrenmiş olup kendileri de o dönemde yani çocukluklarında çok şikayetçi olsalar. Bile. Çok üzüntü duysalar ve çok ezilmiş olsalar bile erişkin olduklarında maalesef aynı davranış biçimini gösterebiliyorlar.
Ve bunu normal olarak karşılayabiliyorlarmış bu araştırmanın sonucu. Ben de şiddete karşıyım. Niye? Ve o gördüğüm kadına değer verilmiyor. En ufacık bir şeyde güvensiz, en ufacık bir hatasında hemen dayak uygulanıyor, şiddet uygulanıyor.
Hem psikolojik şiddet uygulanıyor, hem fiziksel şiddet uygulanıyor. Ben onların hepsini hem sokakta gördüm, hem kendi çevremde gördüm. Aslında maalesef dünyada bu var. Dünyada bu var. Şimdi bir sürü yerde savaş oluyor.
Normal karşılanan bir durum sanki. En çok zararı kim görüyor? Kadınlar ve çocuklar görüyor. Evet en çok. Bence en çok çocuklar görüyor.
Tabii ki. Çünkü çocuğun beyninde bizim algıladığımız, hani siz daha iyi biliyorsunuz sevgili hocam ama, bizim algıladığımız acı da, sevinç de çocuklarda ona katlanır diyorlar uzmanlar. Doğru. Şimdi baktığımız zaman, gördüğü o şiddetin acısını çocuk on kat daha fazlasını hissediyor ruhunda.
Küçük bir tokat atıyorsunuz çocuğa. Ama çocuktaki o acısı geçiyor, fiziki acısı, ruhsal acısı ruhuna işliyor. Tabii. Onun için çocuklarımızın yanında lütfen şiddete yönelik bir şeyler, hareketler yapmayalım. Ne psikolojik şiddet uygulayalım çocuklarımıza, ne fiziki şiddet uygulayalım.
Ya da çocuklarımızın yanında başkalarına da. Uygulamayalım ki çocuk ruhunda derin yaralar almasın. Tabii. Ben de çevremde görüyorum sürekli, özellikle kreş öğretmeni arkadaşım vardı. Sürekli görüştüğümüz için önceki yıllarda.
Küçücük çocuk, iki yaşında, iki buçuk yaşında diğer arkadaşlarına şiddet uyguluyor. Sonra ben merak ettim yani niye bu çocuk şiddet uyguluyor. Isırma, vurma, itme. İki buçuk yaşında, iki yaşında çocuk. Sonra araştırdım ki o çocuğun annesi babası arasında sürekli çekişme varmış.
O zaman bu anlaşılıyor ki çocuk evde gördüğünü farklı şekilde uygulama yapıyor. Doğru. Oyunlar çocukların en güzel dili. Oyun sanıyor işte. İtiyor.
Evet. Isırıyor. Vuruyor arkadaşına. Tabii. Arkadaşının canını yaktı dediğin zaman da yakmaktan büyük zevk alıyor.
Doğru. Oyun sanıyor. Çünkü gördüğü manzara maalesef aile içinde. Çok acı ama gerçek. Çok acı.
Onun için ben küçük çocuğu olan arkadaşlara da diyorum ki lütfen çocuğa kızma. Çocuğun yanında eşinle tartışma. Şiddet olmaz ama tartışmayın bile. Sesinizi yükselttiğiniz anda çocuk diyor ki en ufacık sesimizi yükseltelim bize diyor ki lütfen bana bağırma. İkaz ediyor bizi.
Aslında bütün çocuklar anneyi babayı ikaz eder. Doğru. Bazıları konuşur bazıları vücut diliyle ikaz eder. Hani demiştiniz ya sevgili hocam geçen hafta. Çocuk evrensel dili konuşur.
Doğduğu andan itibaren bizi anlar. Geçen hafta hatırlıyorum anlatmıştınız. Çocuk doğar doğmaz bizim dilimizi anlar ve vücut diliyle konuşur. Annenin babanın endişesinde anlar, mutluluğunda anlar, sevincinde anlar. Hem de katlanarak anlıyor.
Katlanarak anlar demiştiniz. Çünkü çocuklar bebekler. Düşünün ki bebek annesi bebeğin 3,5-4 katı büyüklükte annesi babası. 50 santim bebek. Annesi 1,5 metrenin üzerinde 1,5-2 metreye yakın anne babanın boyları.
Öyle olunca çocuk anneyi babayı hep dev aynasında görüyor. Onun her duygusu, her tepkisi ona katlanarak geri dönüyor. Ben müsaade ederseniz şeyden bahsedeyim mi? Gene Atatürk'ümüzün bizim için söylediklerini. Dünyada hiçbir milletin kadını,
Ben Anadolu kadınından fazla çalıştım. Milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim diyemez. Bir toplum, bir millet, erkek ve kadın denilen iki cins insandan meydana gelir. Mümkün müdür ki bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça diğer kısmı göklere yükselebilsin? Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir.
Allah'ın emrettiği şey, erkek ve kadın Müslümanların ilim ve irfan edinmeleridir. Kadın ve erkek bu ilim ve irfanı aramak ve nerede bulursa oraya gitmek ve onunla mücehhez olmak mecburiyetindedir. Bir toplum cinslerden yalnız birinin yüzyılımızın gerektirdiklerini elde etmesiyle yetinirse, o toplum yarı yarıya zayıflamış olur. Bizim toplumumuzun uğradığı başarısızlıkların sebebi,
kadınlarımıza karşı ihmal ve kusurdur. Kadınlarımız için asıl mücadele alanı, asıl zafer kazanılması gereken alan, biçim ve kılıkta başarıdan çok ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır. Ben muhterem hanımlarımızın Avrupa kadınlarının aşağısında kalmayacağı,
aksine pek çok yönden onların üstüne çıkacak ışıkla, bilgi ve kültürle donanacaklarından asla şüphe etmeyen ve buna kesinlikle emin olanlardanım. Bu çok öz olarak bizim sizinle tekrar tekrar konuştuklarımızı anlatıyor, sevgili Atatürk'ün bu sözleri. Çünkü biz de hep Anadolu kadının gözlemlerinden bahsediyoruz, dönüyoruz dolaşıyoruz.
Diyoruz ki çocuğunuzu kucağınıza alın. Siz ne diyorsunuz? Çocuklar sevgiyle büyürler diyorsunuz. Siz bunu kendi ailenizde yaşamışsınız. Ve küçük bir yerde yaşamışsınız.
Aileniz bu konuda özel bir eğitim almış bir aile değil. Ve o zaman sizin çocukluğunuzda, benim çocukluğunuzda, ailelerde çocuğa aman ne kadar değer ver şeklinde radyo programları veya başka programlar bu kadar yaygın değildi, okul programları bu kadar yaygın değildi. Ama bizim kültürümüzde yani hangi açıdan bakarsak bakalım, biz daima çocuğuna değer veren bir milletiz ve bir toplumuz.
Ve bu değerleri korumak amacıyla zaten bir araya geliyoruz. Ve o nedenle gönül gönüle ve el ele verip, sağlıklı bebekler için el ele aman daha neler yapalım ki, anneler, babalar çocuklarıyla daha güzel günler yaşasınlar diye uğraşıyoruz. Ve bu ışık altında Dünya Sağlık Örgütü'nün, Sağlık Bakanlığımızın uygulamaları arasında da çok basit olarak bazı yöntemler var. Bunlardan bir tanesi sizinle sık sık konuştuğumuz, bundan sonra da görüşmeye devam edeceğimiz anne sütüyle bebeği besliyor olmak,
ishalli durumlarda bebeğin beslenmesini düzene sokuyor olmak, ağızdan beslenmeye devam ediyor olmak, onun yanı sıra bebeklerin, çocuklarımızın ve hatta erişkinlerin, anne baba adaylarının aşırılama programlarının devam ediyor olması gibi küçük önlemler var. Ama bunların her zaman diyoruz ya, sağlığı korumak, hastalıkları tedavi etmekten hem çok daha ucuz hem çok daha kolay diyoruz onun için. Önce derler ya sağlığın kıymetini bilmeyin hastalık gelmeden önce.
Çok haklısınız. Doğru çünkü kaybedilen geri getirmek için çok zaman alabiliyor. Bazen maalesef çok da başarılı olunmuyor. Olunmuyor. Ve çok daha büyük hasarlar da açılabiliyor. Tabii.
Vücutta geri dönüşü olmayan. Bunun içindir ki kadınlarımızın eğitimi ve dolayısıyla ailelerin eğitimi en önemli. Ve toplumun eğitimi. Tabii. Ve dolayısıyla toplumun eğitimi en önemli konu.
Çok basit. Sizin yaptığınız bu programlar sayesinde damlaya damlaya göl oluyor. Çünkü bazı konuları tekrar tekrar konuşuyoruz. Ama tekrar tekrar konuştuğumuz zaman başka şeyler de aileler değerlendiriyor ve başka şeyler de kazanıyor. Başka insanlar da dinliyor hocam.
Her zaman aynı dinleyici dinlemiyor bizi. Her an başka birileri keşfediyor. Başka birileri dinleyebiliyor. Belki birisinin hayatına dokunuruz. Belki birisinin hayatında bir bakış açısını değiştiririz diye bakıyoruz.
Yani bir nebze de olsa birilerini etkileyebilmek, eğitebilmek bizim için çok büyük mutluluk kaynağı olarak bakıyoruz. Ne güzel ellerinize sağlık. Ve çok enteresan dün bir arkadaşımla görüşüyorduk. Bu radyo Ankara radyosu mu dedi. Yok dedim bu ulusal bir radyo hatta uluslararası bir radyo.
Nasıl yani dedi. Bütün dünyada dinleniyor mu? Dinlenebiliyor tabii ki. Bu üzerinden bütün dünyada dinlenebiliyor. Artı internet üzerinden bütün dünyada dinlenebiliyor.
Artı Türkiye'de FM bandı üzerinden de dinlenebiliyor her yerde. Emine Hanım'cığım size çok minnettarız bu güzel programlarınız için. Size ve kurumunuza derdiğimiz adına teşekkürü bir borç biliriz. Çünkü insanların eğitimi, tarihe sizin gibi isimsiz kahramanların altın yazıyla geçtiği bir hizmet. Ve siz bugüne kadar aldığınız bütün değerleri milletimize ve insanlığa yansıttığınız için ve biz de sizinle tanıştığımız için çok şanslıyız.
Biz aynı şekilde tabii ki size çok teşekkür ediyoruz. Dernek olarak bizi hiçbir zaman yalnız bırakmadınız. Sürekli destek olmaya devam ediyorsunuz. Umarız daha uzun yıllar birlikte program yapabiliriz. İnşallah.
Sağlığımız el verdiği sürece ve insanlara yararlı olmaya devam ederiz diyorum. Çok mutluyum. Sevgili hocam programımızın da yavaş yavaş sonuna yaklaşıyoruz. Onun için kadınların ve anaların diyeyim ben. Tabii.
Yani çünkü kadının birinci görevi analıktır. Ana olarak yani kadının değerli olduğunu, değer verilmesi gerektiğini, eğitimin çok önemli olduğunu biliyoruz. Onun için siz hem anne olarak hem bir hekim olarak hem bir çocuk doktoru olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? Her şeyden önce insan sadece benim çocuğum diye bakmıyor dünyaya. Belli bir eğitime geldikten sonra.
Yani bu eğitimden kastım yani illa da tıp eğitimi, illa da sizin gibi çocuk sağlığına yönelik eğitim ve gönüllü kişiler açısından söylemiyorum. Ama insan seven biri olarak sokaktan geçen her çocuk bizden doğma veya bizden olma olsun ya da olmasın bizim çocuğumuz. Ve hepsine iyiyi, güzeli yaşatmak insanlığın en büyük borcu. Öyle olduğu için de bizim görevimiz, biz erişkinlerin, her erişkinin, ana veya baba, herkesin görevi çocuklarımıza daha güzel bir dünya bırakmak için onlara iyiyi, güzeli yaşatmak.
Onların sağlığı için mi çalışacağız? Onların eğitimi için mi çalışacağız? Onların güzel bir evde oturması için mi çalışacağız? Neyse bizim görevimiz en iyiyi çocuklarımız için yapalım. Çünkü bütün kalbimle inanıyorum ki evren çocuklar için yaratıldı ve çocuklar için varlığını sürdürüyor.
O kadar temiz ve güzeller ki. Siz hep dersiniz ya yeni doğan her çocuk Tanrı'nın dünyadan yeni bir umududur dediğiniz için. Ben de aynı düşündüğüm üzerinde ne demek istedi hocam diye. Gerçekten öyle. Gerçekten hani belli bir inanca sahipseniz yani bu dünyanın bir yaratıcısı olduğunu düşünüyorsanız.
Kesinlikle her çocuğun Tanrı'nın bir armağanı olduğunu bize şöyle düşünüyorum. Emanet artı cennetten koparılmış en güzel, en tatlı, en zevkli meyve. Doğru. Onun için bu meyvelere sahip çıkalım, en iyi şekilde yaşatalım, en iyi şekilde eğitelim, en iyi şekilde besleyelim, en iyi şekilde barındıralım diyorum. İnşallah.
Onun için çocuklarımıza önce anneler, birinci görev, sonra babalar, sonra bütün toplum olarak sevelim en başta. Güvenelim, onlara fırsat verelim. Çünkü birçok çocuk da annelerin sürekli korumacı tavrından dolayı da gelişemiyorlar. Aa hem nasıl? Bir öğretmen arkadaşım anlattı.
Anneler bütün gün okulda çocuklarıyla beraber duruyorlarmış. Anneler bahçede, çocuklar sınıfta. Neden? Çünkü çocuğu bahçeye çıktığında ceketini giydiriyormuş, terini siliyormuş. Ama çok kötü. Kendisini koruyamaz o zaman.
Evet, çok bu kadar koruyucu ve kollayıcı olmamıza gerek yok. Çünkü ölçü var. Onlar da, ben çevremdeki çocuklara da bakıyorum, konuşmaya başladıklarından itibaren zaten kendilerini ifade edebiliyorlar. Kendilerini çok rahatlıkla koruyabiliyorlar. Ne istediklerini, nasıl hissettiklerini zaten bize anlatıyorlar.
Bizim çok özel bir korumaya ihtiyacımız, onları kontrol etme ihtiyacımız var. Ama koruma adına onların yapacaklarını da kendi yapabileceklerini de biz yapmayacağız. Bizim en büyük yaptığımız bence anne baba olarak toplumda en büyük hata o diye düşünüyorum. Haklısınız. Yani koruma adına çocukların yapabileceklerini de onların yerine yapmak.
Çocuklar madem ki bize çok değerli bir emanet ve çok değerli bir armağan, bizim de erişkinler olarak anne babaları, biz sağlık çalışanları, sizin gibi sağlık eğitimi çalışanları, gönüllüleri olarak yapmamız gereken bir tek şey var. Çocuklarımızı tek başlarına ayakta, dimdik, onurlu ve ahlakta duracak şekilde yetiştirmek. Bunun için de sırtına mendil koymak, terini silmek, teneffüste ona ceketini giydirmek bizim görevlerimiz arasında yok.
Sırtı terlediği zaman ne yapacağını öğretmek lazım. Yahut da terlememesi gerektiğini öğretmemiz lazım. Onun yanı sıra öyle hastalıklar var ki gerçekten annenin babanın desteği gerekebiliyor. Ama onlara bile biz deriz ki çocuğunuzu lütfen yaşıtlarından ayırmayın. Ona özel muamele yapmayın.
O da kendi kendini korumayı öğrensin. O da kendi işini görmeyi öğrensin ki kendine güveni artsın, saygısı artsın. Hastalığına sarılıp onun ezikliğini yaşamasın. Çünkü Doğan Cüceloğlu'nun bir hocamızın bir sözü vardır. Bir insana vereceğiniz en büyük ceza ona acımaktır der.
Gerçekten de çocuklarımızı acılarak veya mesela biz annelerde babalarda mesela Ayşe'cık, Fatma'cık, Ahmet'cık, Mehmet'cık diye yavrularından bahsederken duyduğumuz zaman aman ne olur o cik cıkları söylemeyin lütfen. Çocuğumuzu küçültmeyelim lütfen. Çocuğumuz Ahmet ise Ahmet, Mehmet ise Mehmet, Ayşe ise Ayşe, Fatma ise Fatma. O şekilde değerlendirmemiz lazım. O bizim yavrumuz.
Tabii ki bizim için çok kıymetli ama onun kıymetini sürdürmemiz gerekiyor toplum içinde. Ben şöyle düşünüyorum. İnsana güvenme ölür. Ağaca güvenme çürür. Duvara dayanma yıkılır.
Toplum içinde böyle sözlerimiz var. Her an bizimle başımıza bir şey gelebileceğini düşünüp onları tek başına biz olmadan da hayatta dimdik kalabilmeleri için yapmaları ne gerekiyorsa onu öğretelim. Hep danışman olalım. Öğretmen ama danışman şeklinde. İzleyelim, takip edelim çocuklarımızı.
Hatalı davrandıkları yerde uyaralım. Nasıl yapmaları gerektiğini söyleyelim. Sordukları zaman. Sordukları zaman doğru cevap verelim. Bilmiyorsak araştırıp doğrusunu öğrenip öğretelim.
Yönlendirelim. Başka hiçbir şey gerekmez, beklemez zaten çocuklarda. Hiç kimse, bir süre sonra o çocukları zaten çocuklarımızı çok fazla koruduğumuz zaman çocuk kendisi için hiçbir şey yapmıyor. Her şeyi başkalarından bekliyor. Ondan sonra ne oluyor hocam biliyor musunuz?
O çocuk büyüdüğü zaman asalak bir şahsiyet oluyor. Hep başkalarından bekliyor her şeyi. Böyle bir şey ister miyiz sevgili anne babalar? Yani biz de anne baba olarak, çocuk yetiştiren birileri olarak asla böyle bir şey istemiyoruz. Ve kesinlikle sağlıklı bir toplum istiyorsak lütfen çocuklarımızı kol kanat olalım ama onların yapacaklarını yapmayalım diyorum ben kendi adıma.
Emine sağlık, ağzınıza sağlık. Sevgili hocam programımızın bugün de sonuna geldik. Bir çırpı da bitti. Tekrar mı? Önümüzdeki hafta yine anne sütünün öneminden konuşmaya devam edeceğiz.
Biz öncelikle çok çok teşekkür ediyoruz derneğiniz ve sizin şahsınıza teşekkür ederiz destek verdiğiniz için. Sevgili dinleyenler, Sağlıklı Bebekler İçin El Ele programımızın bugün de sonuna geldik. Sağlıklı Bebekler İçin El Ele Derneği Başkanı Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanımız Doçent Doktor Fatma Nurçakmak'la bugün annelerimizin özellikle Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla annelerin sağlığını, çocuklar için önemini, eğitiminin öneminden bahsettik.
Ve annelerin, babaların sağlıklı bir bebek yetiştirmek için toplumda nasıl çocuğuna davranması gerektiğinden kısaca örnekler verdik. Çünkü zamanımız o kadar kısa ki kısa kısa hap şeklinde diyeyim ben sadece atasözü şeklinde değerlendirmelerde bulunduk. Dinleyenlerimize örnekler sunduk. Çok çok teşekkür ediyoruz kendisine. Önümüzdeki hafta yine anne sütünün öneminden bahsetmeye devam edeceğiz.
Tekrar görüşünceye dek. Ben Emin Ertürk Karaslan, Teknik Basada görevli arkadaşımız Cemre Akbulut. Hepinize sağlıklı günler diliyoruz. Hoşçakalın. Sağlıklı bebekler için el ele.
Altyazı M.K.
Bu ses kaydı genel bilgilendirme amaçlıdır; hekim muayenesinin yerine geçmez. Çocuğunuzun durumu her zaman kendi hekimi tarafından değerlendirilmelidir.
Bu bölüm tarihinde yayınlandı. Aşı takvimi ve tedavi önerileri zaman içinde güncellenebilir; güncel durum için hekiminize danışın.